Bu sitenin çıkış noktası umut. Bu ülkeye barış gelecekse herkesin ama herkesin emek vermesi gerektiğine inanıyoruz. Farklı seslere kulak vermenin, paylaşmanın ve konuşmanın vicdanları dirilteceğini umuyoruz. Yaşadıklarımızı paylaştıkça beylik ezberler yerini gerçek insanların yaşadığı gerçek sorunların tartışılmasına bırakacak.

Asker olarak doğulmuyor, bizlere nasıl asker olunduğunu anlatmanızı bekliyoruz.


*Facebook'ta "Askerler Anlatıyor" sayfasına üye olabilirsiniz: Tıklayın

Serada Kutsal Görev

307. kısa dönem, Kara Kuvvetleri Merkez Komutanlığı-Ankara.

Nereden başlasam bilemiyorum. O kadar bozuk, o kadar yanlış ki gördüklerimiz, neyi yazsam karar veremedim.

2005 Aralık ayında askerdim. Peyzaj mimarı olarak kara kuvvetleri serasında kutsal görevimi yapıyordum. Bakıldığında her şey çok güzel: Yemekler şahane, kafeteryası ayrı, pide salonu ayrı, pastane vs. ne ararsan var. Hatta aktif olarak kullanılan mescid bile var, Cuma namazı kılınabiliyor. (Gerçi evrağı görmedim ama namaz kılanların fişlendiğini ve tabur komutanına kadar, belki de alay komutanına kadar evrağın gittiğini yazıcılardan duydum.)

Ankara malum, çok soğuk. Görev yerim olan sera ise herdaim 22 derece. Sadece seraya gidip gelirken üşüyorum. Eee, sorun ne o zaman? Sorun gördüğümde inanamadığım "bu kadar da olmaz, bu milletin parası böyle har vurulup savrulmaz" dediğim israflar.

Seranın bütçesi ne kadardı bilmiyorum; ama herhalde yarısı israftır. Bozulan zirai ilaçlar, gereksiz bir sürü çiçek israfı, o serayı 22 derecede tutmak için harcanan enerji (3 tane salon bitkisi için 400-500 m2 alanda 24 saat kalorifer yanardı)... Adliyenin yanındaki naylon seralarda kalorifer tesisatı yoktu, orada da elekrikli soba yakardık ve orası da en aşağı 250-300 m2 idi. Bu arada dışarısı gece -18 dereceye düşüyordu. Serayı 22'de tutmak için ne kadar enerji harcandığını siz hesap edin. Şöyle söyleyeyim: Seradaki bitkileri atıp ısıtmaktan vazgeçseler, aynı parayla o bitkilerin 30 katını alırlar.

Ayrıca gelen gübrenin, toprağın, ilacın haddi hesabı yok. Ziyan olan ekipmanları yazmıyorum bile. Şöyle bir bakıyorum, 1 liralık iş 10 liraya mal oluyor. Dışardan alsan 1 lira yahu bu. Uğraşmaya, askerlere eziyet etmeye ne gerek var? Adamlar hayatlarında çiçek görmemiş, sen adamlara çiçek ürettiriyorsun. Ama olur mu? TSK "çiçeğini bile kendi üretiyor" diyecekler ya...

Bu nedir ya? Bu kadar israf olur mu? Ayıptır günahtır! Allahtan korkar insan...

Gelelim diğer meselelere: Kara kuvvetlerinde beyaz eşya tamircisi diye er var. Her dönem muhakkak 1 tane olur. Ne iş yapar? Beyaz eşya tamiri! Ama kimin beyaz eşyası? Tabii ki alayın değil, komutanların beyaz eşyası. Alayın olsa bile ne gerek var? Bunun servisi yok mu kardeşim? Zaten parça lazım olsa servisten alman lazım. Asker ne yapabilecek? Askere harcadığın parayla her sene beyaz eşyayı sıfırlarsın zaten.

Mesela kara kuvvetlerinde bir çim saha vardır. Harbici futbol sahası. Kim oynar burda? Bizim girmemiz yasak, onu söyleyeyim hemen. E o zaman niye kocaman çim sahası sulanır, ilaçlanır, biçilir? Çim bakmanın ne kadar maliyetli ve zor olduğunu bu işi yapanlar çok iyi bilir. Niye olduğunu bilmiyorum ama 5 ayda alay komutanının sadece 2 kere maç yaptığını gördüm o kadar. Koca futbol sahası. Bildiğimiz orjinal boyutlarda saha işte.

Karanlık tuvaletlere konan kocaman iç mekan çiçekleri, 2 aydan fazla yaşamayacaklarını bile bile... Ama olsun, 2 ayda bir değiştiririz n'olcak! Paşaların gözleri tuvaleti güzel görsün.

Ya daha yazmayacağım, birsürü şey var ama yazmayacağım.

Bu vatana ihanettir. Bu hainliktir. Bu tüyü bitmemiş yetimin hakkını yemektir. Ey TSK komutanları, subayları: Dışarı bir belge, bir görüntü sızdığında "yok Fethullahçı yapılanma, yok o, yok bu" demeyin. Azıcık içinde vicdan olan, azıcık Allah korkusu olan bir insan bu çarpıklıkları gördüğü zaman dayanamaz bu belgeleri yayınlar. Ben böyle anlatıyorum ama keşke bu yazdıklarımı resmen belgeleyebilsem. Keşke bir evrak olsa elimde. Ama bu fırsatım olmadı, olsa vatana hizmet adına yayınlardım.

Gerçi benim anlattıklarımın şüphesiz ki hala devam ediyor. Benden sonra gelen arkadaşlar da bunu görecektir. Tez elden TSK'daki bu çarpıklıkların giderilmesi, hainlerin temizlenmesi dileklerimle...

Şunu yazmadan geçemeyeceğim: Kuru temizleme, demirci atölyesi gibi bölümler vardı. Bu bölümlerin yakınında minik bir çeşme var. Ağzınızı dayayarak su içtiğiniz bir çeşme. Bu suyun musluğu yok, 24 saat akıyor. Sadece o suyun hesabını vermeye kalksalar zaten cennet yüzü goremezler.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Zİyaretçİ Sayısı