Bu sitenin çıkış noktası umut. Bu ülkeye barış gelecekse herkesin ama herkesin emek vermesi gerektiğine inanıyoruz. Farklı seslere kulak vermenin, paylaşmanın ve konuşmanın vicdanları dirilteceğini umuyoruz. Yaşadıklarımızı paylaştıkça beylik ezberler yerini gerçek insanların yaşadığı gerçek sorunların tartışılmasına bırakacak.

Asker olarak doğulmuyor, bizlere nasıl asker olunduğunu anlatmanızı bekliyoruz.


*Facebook'ta "Askerler Anlatıyor" sayfasına üye olabilirsiniz: Tıklayın

Herşey Okey için

82/1 tertip olarak Manisa Kırkağaç Jandarma Komando Er Eğitim Alayından usta birliğim olan Kars Kağızman'a gittim. Paslı Karakoluna düştüm.

Karakolda 2 uzman, 2 astsubay vardı. Uzmanlardan biri her akşam olmasa da iki akşamda bir aynı köye göreve çıkardı devriye atmak için. Ama arkadaşları köyün okul bahçesine bırakıp muhtarın yanına giderdi. Askerler de hep onunla göreve çıkmak isterlerdi çünkü bir başlarına kalıp çekirdek yiyip muhabbet ederlerdi.

Eziyet Bölüğü

Askerliğimi 39. Mekanize Piyade Tugayı Karargah Bölüğünde yaptım.

İlk gittiğim gün denizin kenarında, yeşillikler içerisinde ne güzel bir yere geldim dedim. Ama öyle bir adamla karşılaştım ki... Bölük komutanımız E.Y. İlk gün içtimaya çıktım ve sonra terhis olana kadar hergün gariban askerlere edilen küfürleri, hakaretleri dinledim. Koşamadı diye anadan doğma arkadaşlarının içerisinde soyundurulup hakaret edilen mi istersiniz, barfiks çekemediği için vatan haini ilan edilen askerler mi, yoksa kıyafetleri ile sadece şahsi kaprisler yüzünden çamurlu suda süründürülen askerler mi?

Meydan Dayağı

Askerliğimi 2003 yılında kısa dönem olarak yaptım.

Askerlik sonrası kendimi foseptik çukurundan çıkmış gibi hissediyordum. Askerliğim boyunca insanın ne kadar amansız bir canlı olduğunu anladım. Anlatılacak o kadar çok şey var ki hangisinden başlasam bilemiyorum...

Bu halkın vergileriyle maaş alan ve yine bu vergilerle tüm askeri ihtiyaçları karşılayan bu yapının, halka bu eziyeti reva görmesini anlamıyorum, anlayamıyorum. Türkçe bilmeyen, hayatı boyunca okul görmemiş ve hayatını çobanlık yaparak devam ettiren bir genci zorla askere alacaksın, sonra da bu gence bu hayatı reva görmeyi sorgulamadan Türkçe bilmiyor diye bir üsteğmen, bir başçavuş, bir üst çavuş ve birkaç uzman çavuş birleşip meydan dayağı atacaksın!

Burası foseptik çukuru değil de ne?

Asker Benim S.kimin Kılı

1978/1 tertip olarak Hatay/Hassa'da askerlik yaptım.

6 ve 7. bölük komşu birliklerdi. Ben 6. bölük askeriydim. 7. bölük Üsteğmenlerimizden adını şimdi hatırlayamadığım zat-ı muhterem askerlere nefretle bakan binlerce subayımızdan biriydi. Vatan borcunu seve seve büyük bir gururla ödemeye giden biz şerefli Türk askerine "asker benim s.kimin kılı, keserim yeniden çıkar, zerre kadar değeriniz yok gözümde" derdi.

Ben de vatan korumak üzere nöbet beklediğimiz askerlik hayatımız boyunca kimlere kölelik yaptığımızı düşünür dururum hala.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Dayak Yerken Nasıl Durulur

Ben 1993-94 senelerinde Kars Sarıkamış'ta askerdim.

Hiç bölükte kalmıyorduk, devamlı dağlara göreve giderdik. Yine bir gün görev çıktı. Bana şoför olduğum için arabamı hazırlamam söylendi. 6 tekerli MAN kamyondu araba. Çok kış vardı, araba da erzak doluydu. Yolda giderken kaydırdım. Bölük komutanı yanımda oturuyordu, araçtan indi, "ne yaptın oğlum" dedi ve vurmaya başladı.O vurmaya çalışırken ben sağ sola kaçıyordum.

Haybeye Rapor

Oğlum Adana'da 2. Ordu'da asker.

Hastalık geçirmiş ve acil hastaneye kaldırılmış. Doktor 2 gün rapor veriyor ama aynı gün gece nöbetine kaldırılıyor, asker yokluğundan. Ona bir şey olursa kim verecek bunun hesabını? Bu kadar asker bolluğunda neden oraya asker verilmiyor?

İsimsiz, asker babası

Sevgili Komutanım

Ben 2004 yılında Kırklareli'nde askerliğimi yaptım.

Komutanımız bir üsteğmen idi. Kendisi çok mert biriydi. Parası gelmeyen askerlere kendi cebinden yardım yapardı, ailesinin yardım alabilmesi için her türlü çabayı gösterirdi. Bu yardımları kimse görmeden kimse duymadan, o arkadaşlar rencide olmasın diye gizlice yapardı. Benim komutanım sizin anlattığınız gibi değildi. Bana çok yardımları oldu, ben hayatımda kendisini hep örnek aldım.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Kiralık Tabur Arazisi

Öncelikle böylesine bir site hazırlayıp askerliğini gururla yapma arzusu ve hayaliyle yaşayan ve gittiğinde gördüğü manzara karşısında bugün düşündüğünde oturup ağlayacak kadar kötü olan '' Türk Askerleri '' adına sizlere teşekkür ediyorum. Anlatacaklarım 2007 ocağından 2008 şubatına kadar askerlik görevini gururla ifa ettiğimi düşündüğüm, Kars Akyaka İlçesi Şahnalar Köyündeki 8. Hudut Tabur Komutanlığında yaşanmıştır.

Kars'ın o meşhur -30/-35 derecelerinde askerliğimizi yapıyorduk. Soğukla mücadele etmek bir yana, o dönemki tabur komutanı Yarbay M.K. isimli kişinin bize yaşattıkları ayrı bir talihsizlikti.

Yarbay, petnanton alanı dediğimiz kısmı taburun karşısındaki Şahnalar köyünün sakinlerine ineklerini otlatmaları için sezonluk olarak kiraya verirdi. Ben bu konuşmalardan (yani pazarlıklardan) birine bizzat şahit oldum. Yarbay 500 isterken köylü 300 vermişti. Biz o otlayan ineklerin arasında gezerdik. Kendi kendime çok dedim, Allahım bir fotoğraf makinem olsa bunları çeksem, ama yapamadım. Traktörleri tabur alanına girip biçtikleri otları taşırken çekeceğim bir fotoğraf yeterdi herşey için.

Velhasılı o komutanın o kadar vukuatı vardı ki... En sonuncusunu ise geldiğimde öğrendim: 1. bölüğün sınır devriye atını köylünün birine para karşılığı sattı. Sevgili arkadaşlar bu anlattıklarımın hepsi için Yüce Yaradan huzurunda yemin ederim.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Köpeklere Ölüm

Ben askerliğimi yakın bir zamanda her Türk gencinin askerlik yapmaktan onur ve şeref duyacağı Hakkari'de yaptım.Birliğin ismini söylemek istemiyorum çünkü o birlikte vatani görevini yaparken ülkesi ve bayrağı için şehit düşmüş yüzlerce Türk gencine saygısızlık yapmak istemem.

Ben de şehit düşen o kardeşlerim gibi yüreğimde heyecan ile o birliğe gittim. Fakat gördüğüm manzara karşısında müthiş bir hayal kırıklığına uğradım. Çünkü birlikte kar ve mıntıka temizliğinden başka hiçbir şey yapılmıyordu. Rütbeliden erine herkes işi gücü bırakmış bu işlerle uğraşıyordu. Hem de gece gündüz, hem de kar yağarken bile kar temizliği yapılıyordu.

İşkenceye Eleman Yetiştirmek

2001 yılında, Ankara'da 1011. Ana Tamir Fabrikasında yedek subay olarak askerliğimi yaptım.

Muhafız bölük komutanı bir yüzbaşı vardı, şimdi adını hatırlamıyorum. Pek çok dayak olayını duyduk ama benim şahit olduğum olayda iki askerin ellerine olanca şiddetiyle ve sayamadığım kadar çok kez copla vurmuştu. Çocukların halini hala unutamam.

Daha sonra başka bir olayda bir çocuğun retinasının yırtılmasına ve neredeyse kör kalmasına sebep olacak şekilde dövdüğünü de duyduk. Ne yazık ki bu insan birileri tarafından kollanıyordu. Bence askerdeki şiddet bilinçli ve sistematik ki yarın bir gün darbe yapıp Diyarbakır'da, Mamak'ta olduğu gibi emir verdiklerinde hiç sorgulamadan işkence yapabilecek, hatta öldürebilecek askerler her zaman el altında bulunsun.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Dayağın Binbir Nedeni

Benim için kabuslarla dolu 18 aylık serüvenime Edirne/Süloğlu 55. Mekanize Piyade Tugayında basladım ve orada sabit kaldım.

Tertipçiliğin (devrecilik) ayyuka çıktığı topçu taburu 5.bataryaya düşmüstüm. Tertipçiliği basta batarya komutanı olmak üzere her kademedeki rütbeli personel biliyor ve alenen destekliyordu. Hikayeme dönecek olursak:Şubat2001. Askerliğimin son dönemleriydi. Her ay ayrı bölüklerden 30 kadar asker, bir asteğmen, bir astsubay ve bir uzman çavuş eşliğinde Kırklareli/İnece'ye mayın cephaneliğine nöbete giderdik. Tugayda çok kötü şartlar altında askerlik yaptığımızdan bu dış görev çok rahat gelirdi.

Görevin ikinci günü uzman çavus,astsubay ve asteğmenle kola ve lahmacununa batak (iskambil oyunu) oynadık. Oyun sonunda bütün hesap Eskişehir'li Astsubay Metin'e kalmıştı.

Başçavuşun Maaşı Benim Hakkımdı

Ben askerliğimi Ankara Sincan'da yazıcı olarak yaptım.

Aslında rahattım, nöbetim azdı ama ben bu yazıcılık işine anlam veremedim. Askerlikte benim yaptığım tüm işler benim yapmamam gereken işlerdi. Hele karargahda asker çalışması filan hepten yasaktı. Ama bir başçavuşumuz vardı, bilgisayardaki hazır yazıları yazmam için bana söylerdi ben de yazardım. Aslında şimdi anlıyorum o adamın işlerini ben yapıyordum. Onun maaşının hakkını ben veriyordum. O ise hiçbir şey yapmazdı. Yoo günahını almayayım, araba alır satardı. Yasak olmasına rağmen her gün cep telefonu ile saatlerce konuşur, İstanbul'dan hacizli araba alır, getirir satardı.

Toplu Ceza Eziyeti

335. kısa dönem olarak 2010 yılında Edirne'de askerlik yaptım.

Askerliğimi yaptığım karakol sınırda olduğu için hiç çekilmiyordu askerlik. Kimsecikler yok. 30 er ve 2 komutandan başka kimse yok. Komutanlarımız da yeni mezun teğmen ve yeni mezun astsubay olunca karakol bir zindana dönüştü. Bölüğün bizden haberi yoktu. Yüzbaşı iyiydi ama teğmenimize yani karakol komutanına inanırdı.

Bir gün askeri hastaneden geldik, saat 15-16 civarlarında idi. Hemen namaz kıldık, tabii karakolumuzda sular kesik olduğu için biraz zor oldu. Elektrik de kesik olduğu için karanlıkta kalmıştık. Birden içtima sesi duyuldu. Hepimiz bu sesten korkardık çünkü içtima demek azar ve işkence zamanı demektir.

Zoraki Aşçı

Ben İstanbul Arnavutköy Karaburun'da aşçı erim.

Yemek yapmayı bilmedğim halde bana zorla yemek yaptırıyorlar. Gece nöbet tutuyorum, gündüz aşhaneye bakıyorum. Karamürsel'de erlere 5 sivil aşçı yemek yaparken Arnavutköy Karaburun'da bir tane er aşçı yemek yapmayı bilmedigi için aşağılanıyor ve hakarete maruz kalıyor.

Şikayet edersek haberlerinin olmasından korkuyoruz, askerliğimizi yakaçaklarından korkuyoruz. Sanki bir acık cezaevindeyiz. 9 hafta çarşım kesildi.

Bahriyeli miyiz, inşaatçı mıyız, temizlik elemanı mıyız, neyiz biz?

İsimsiz, bize ulaşan asker

Yazık Bize

Ben şu anda Ankara Gölbaşı'nda Bayrak Garnizonu adıyla bilinen GES komutanlığında askerlik yapıyorum.

Askerlik mesleğine daha önceden saygım vardı ama içine girince anladım ki burada sadece ere eziyet var. Erler nöbet tutuyor ama Şubat ayında gecenin soğuğuna rağmen ısıtıcıları topladılar. Bir arkadasımızın bel fıtığı var, g3'le nöbet tutarken biraz oturmuş diye 7 gün ceza aldı. Hakaret ve aşağılamanın alası var.

Z. Başçavuş denen psikopat insanlar aşağılamak için hakaret, dayak, ne ararsan yapıyor. En fazla iki haftada bir çarşı iznimiz var. Askerlik yapmak meğer hakaret yemek, kölelik yapmak, gece soğukta buz gibi kulelerde nöber tutmak demekmiş. Yazık bize yazık bu millete!

İsimsiz, bize ulaşan asker

Rahat Askerlik Yaptım

Ben de askerlik görevimi kısa dönem jandarma olarak yaptım. Acemiliğimi Hatay/Serinyol'da yaptıktan sonra dağıtım birliğim olan Hakkari/Şemdinli'ye bir jandarma sınır birliğine gönderildim.

Bu sitede yazılanları okuduktan sonra tüylerim diken diken oldu. Ben kendimi şanslı sayıyorum çünkü benim komutanlarımın geneli iyi niyetli insanlardı. Artık kısa dönem olduğumuz için midir bilmem ama bize karşı saygılı ve mesafeli davranıyorlardı. Ayrıca KTM'lerde de kendi adıma fazla bir zorluk yaşamadım. Valla yemekleri de güzeldi yatakları da temizdi. Kimse yanlış anlamasın burada yaşadıkları zorlukları anlatan asker kardeşlerimi yalancı çıkarmak gibi bir niyetim yok ama ben kendi şahsım adına rahat bir askerlik yaptım.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Sünnet Muayenesi

Yer İzmir Yenifoça, yıl 1998.

Henüz 3-5 günlük askeriz. Askerlere dağıtılan beyaz içlikleri giymiş yatmak için hazırlanıyoruz. Bir asteğmen nezaretindeki nöbetçi çavuş ve kadro erler acemi erleri koğuşun ortasına beşerli safta topladılar. Sebep ise sünnet kontrolü. Benim önümde üç sıra vardı. İki çavuş sırası gelen askerlere külotlarını indirtip kontrol yaptılar. Sünnetsiz asker arıyorlar. Oysa ki bu işlem askerlik muayenesi sırasında yapılmış olmalıydı.

Sıra benden geçti. Benden sonraki ikinci askerin gayri ihtiyari erkekliği uyanmış. Kontrolü yapan İstanbul Fatih'te oturduğunu hatırladığım çavuşun "lan sende olandan bizde yok mu" deyip savurduğu yumruk, askerin kendini geri çekmesi sonucu bir sonraki askerin çenesinde patladı. Asker (Mustafa Balyemez-Şanlıurfa) boş bulunduğu için çenesi çıktı. Askerin konuşamadığını farkedince çenesine ufak ufak vurarak yerine oturtmaya çalıştılar. Olmadı, revire gönderdiler. Sonrası İzmir Hatay Hastanesine git gel. O asker benimle beraber Kırkağaç'a dağıtım oldu. 17.bölüktü sanırım, çay ocağına vermişlerdi. Oradan da Mardin'e sürgüne gönderdiler.

Kısacası o arkadaş sapasağlam geldiği devlet evinden çenesi kayık olarak gönderildi. Sağ-salim babaocağına döndü mü bilmiyorum. En azından nefes alarak...

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Köle Pazarı Gibi

Ben askerliğimi 96\1 tertip denizci olarak İskenderun'da yaptım. Üniversiteden terk olduğum için uzun dönem yapma şansızlığı da beraberinde geldi tabii ki.

Aslında ben vatansever bir insanımdır. Askerde yaşadıklarım beni vatanımı sevmekten uzaklaştırmadı ama askerliğin mantıksızlığı beni hayretler içerisinde bıraktı.

1996 yılı 28 Şubat. İskenderun Deniz Eğitim Alayı.Saat 16 gibi Lumbarağzı'na geldim. Biraz kuyruk bekledikten sonra nihayet giriş yaptım. 18 saat yoldan sonra tam 6 saat ayakta anfilerin önünde hazırol vaziyetinde bekledik. Saat 22'de artık bizim işlemlerimize o gün başlamama kararı vermiş olacaklar ki koğuşlara uygun adım, marş marş gittik. Herkes bulduğu yere yatıverdi ama uyumak ne mümkün. Usta askerler sırf hava atmak için koğuşlarda sabaha kadar muhabbet ettiler. 18 saat süren uykusuz yolculuktan sonra bir de bunların yüzünden sabahladık.

Askere su yok, çimlere daima

2009 yılında Mardin'de kısa dönem askerlik yaptım.

Genel anlamda küfür, dayak gibi birşeylerle karşılaşmadım. Askerliğim bir kaç ezik rütbelinin egosunu tatmin faaliyetleri dışında sorunsuz geçti diyebilirim. Hatta çok değerli, ahlaklı, kültürlü, askeri seven, eli öpülesi komutanlarımız da oldu. Ama yine de uzun dönemlere yaklaşımın bize olan yaklaşım gibi olmadığını ve bazı rütbelilerin meslek etiğine uymayan davranış ve söylemlerini de vurgulamadan geçemeyeceğim.

Bu yazıda asıl anlatmak istediğim susuzluk sorunuydu. Mardin gibi kurak bir memlekette bir de ağustos sıcağında ne içmeye su bulabilir haldeydik ne de musluklardan su akıyordu. Tugayın kuyuları kurumaya yüz tutmuştu ve su belli olmayan saatlerde veriliyordu. Günlerce tuvaletimizi tutmak zorunda kaldığımız, sabah içtimasına tıraşsız çıktığımız oldu susuzluk yüzünden. Bir gece artık isyan noktasındayken ve yana yana içecek ve elimizi yüzümüzü yıkayacak su arıyorken birden tabur binasının hemen arkasındaki çim sahanın sulanmakta olduğunu farkettik. Askerden esirgedikleri kullanma suyunu çimlerin yeşil kalması için kullanıyorlardı...

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Yaşayan Ölüyüm Artık

1997-98 Siirt Jandarma Özel Harekat Tabur Komutanlığı'nda (Dadaşlar) şehit Jandarma Uzman Onbaşı (Ağabeyim)ile beraber görev yaptım. Beraber onlarca operasyona katıldık.

1998 Nisan ayında Bestler Dereler bölgesinde 89 teröristin öldürüldüğü operasyonda beraber çatışmaya girdik.Diyarbakır'da başlatılan operasyonda beraberdik. Bingöl'de beraberdik. Bir kere olsun vatan savunması için canımızı düşünmedik. Her operasyondan yüzümüzün akı ile geldik. O dağlarda ekmeğimizi paylaştık, suyumuzu paylaştık.

En son Çukurca'ya doğru intikale başladık. Şırnak Beton Karakolunda ilk mola verildiğinde abim ve arkadaşları çay demlemişler, beni de çağırdılar. Beraber sohbet edip karnımızı doyurduktan sonra istirahat ettik. Sabah tekrar Çukurca'ya doğru yola çıkmak için araçlara bindik

İmha Etme İsteği

Ben acemi birliğini 88/1 6. Manisa Kırkağaç Jandarma Komando Er Eğitim Alayı'nda tamamladım. Usta birliği Hakkari Dağ ve Komando Tugayı'ydı. Hakkari'de dağ taş demeden geziyor, arazi arama-taraması yapıyorduk. Zor değildi. Zaten yaptın mı askerliği Güneydoğu'da yapacaksın. Orada "şurdan kalk şuraya otur" diyen olmaz.

Yine bir arazi dönüşüydü. İki komando timi oturmuş konservelerimizi ısıtmış, yemek yiyorduk. Bizim timin askerlerinden bir tanesi, "komutanım aşağıdan eşeklerle bir grup geçiyor, terörist olabilirler" diyerek komutanın yanına geldi. Yaklaşık 40 kişi hemen mevzi aldık, ellerimiz tetikte bekliyorduk. Komutan "kesinlikle ateş etmeyin" diye uyardı. Biz komutanın teslim olun çağrısı yapmasını bekliyorduk. Nasıl olsa teslim olmayacaklardı, biz de 15 saniyede hepsini cehenneme gönderecektik. Ben MG3 kullanıyordum. Komutan "ateş serbest" dediği anda en az 5 tanesini indirebilirdim. Biz hem yüksekteydik hem daha kalabalıktık hem de komandoyduk. Adımız yeterdi.

Her Ders Dayak Yerdik

Biz askeri lisede okurken (o zamanki adı Mızıka Astsubay Hazırlama Okulu ) form bilgisi dersimize giren "Deniz Üsteğmen Hakan Ö. isimli bir canavar vardı. Her derse girdiğinde birisini gözüne kestirir öldüresiye döverdi. Onun dersine gireceğimiz dakikalar korkudan ayaklarımız titrer, nefes bile alamaz olurduk.

Tabii ana cahil baba cahil, kime ne dert anlatabilirsin? Defalarca bizi öldüresiye dövmesine çaresiz katlandık. Aradan 17-18 sene geçti. 13-14 yaşlarında küçücük birer çocuk olan bizleri öldüresiye döven o canavara olan hıncım hiç geçmedi. Umarım hayat ona hakettiği cezayı verir.

İsimsiz, bize ulaşan astsubay

37 Yıl Geçti Unutamadım

Ben 57 yaşımdayım. Bundan 37 yıl öncesini sizlerle paylaşacağım. Askerliğimi Sarıkamış 9'uncu Tümen, Ulaştırma Bölüğü'nde er olarak yaptım.

Bölük komutanımız; insanlığın hiçbir kısmından nasibini almamış, despotik bir ruha sahip Yüzbaşı Ü. Y. idi. Adam o kadar despottu ki, hergün 5-10 askeri dövüp hakaret etmeden rahat edemiyordu. Ama içlerinden en acı olanı Malatyalı bir arkadaşımızın dili dönmediği için "R" harflerini "K" olarak telaffuz etmesi ve yüzbaşının adını doğru söyleyemediği için gece-gündüz yediği dayaklardı. Öyle ki, bu arkadaşımız yediği dayaklar nedeniyle birgün aklını oynatmıştı... Bu olaydan sonra Malatyalı arkadaşımızın başına gelenler, bizim de başımıza gelir diye çok korkuyorduk! Askerlik bizim için esir kampından farksızdı.

Yine birgün bir devir-teslim sırasında depodan bir tabancanın çalındığı iddia edildi. Bu olay "Despot Yüzbaşı"ya bildirildiğinde bütün bölüğü içtimaya çekti, eratı "silahı ortaya çıkartın" diyerek tekme tokat dövmeye başladılar.

Bir Numaralı Askere Dayak

1999 yılında Manisa Kırkağaç'ta askerlik yaptım. Acemiliğim Yenifoça'da geçti.

Yenifoça henüz yeni kurulmuş, 4-5 senelik bir alay. Orada spordan başka bir şeye önem verilmiyordu. Günde 2, bazen 3 kez 2400 metre koşuyoruz. Bir de ağustos sıcağı var ki sormayın. 79 günde 2 kez banyo yapabildiğim bir alaydan hergün ihtiyaç banyosu yapılabilen Kırkağaç'a geldim. Öyle seviniyorum ki sormayın. Ama baktım ki burada da devrecilik o biçim.

Askerin de yalakası var. Dışarıdan gelen askerlere ayrı bir muamele, bölükten kalanlara başka. Kendinden küçüklere bile abi dediğin bir düzen. Askere geç gitmişliğin alınganlığı da olunca çekilmez oluyor. Gündüz eğitime çık, gece iki, gündüz üç saat nöbet...

Çok şeye şahit oldum, yaşadım. Bir meyve suyu kutusu yüzünden tezkereme 32 gün kala yediğim dayağı hiç unutamıyorum. Üstelik kutuyu oraya ben koymamışken. Hem de alayın bir numaralı askeri sözleriyle onurlandırılırken, üstün hizmet belgesi ile ödüllendirilirken, subaylara eşdeğer diye taltif edilirken.

Astsubay M.B.-Uşak: Dünya ahiret iki elim yakandadır bilesin.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Sivildeki Askerlik

Ben askerliğimi uzun zaman önce yaptım. Ama burada yazılanların gerçekliğini anlamak için askerlik yapmak gerekmiyor. Sivil hayatta da görebileceğimiz pek çok durum burada yazılanların gerçek olabileceğini zaten anlatıyor. Buyrun, size birkaç gerçek hikaye:

- Okullarda "Milli Güvenlik Bilgisi" diye bir ders vardır (hala var mı bilmiyorum). Bu dersi, bir asker gelir ve verir. Sınıfa giriş ve çıkışta, karşılanır ve uğurlanır. Hiç memnun kaldığını hatırlamam. Ders sırasında kürsüden kalkmadan, siyah güneş gözlüklerini çıkarmadan monoton şekilde dersi anlatır ve gider.

- Orduevlerine gitme imkanınız sanırım olmuştur. Küçük yerlerde düzenlenecek kutlama ve eğlencelerin genelde vazgeçilmez mekanıdır. Asker müzisyenler müzik yapar. Siz şarkı isteyemezsiniz; her şarkı isteğiniz de kabul edilmez. Şarkı söyleyen de " haydi elleri görelim" gibi çoşturucu faaliyette olamaz. Şarkısını hazırolda okumak zorundadır. Malum yasaklar... Komutan eğlenceyi beğenmezse (kesin beğenmez) bitirilmesini emreder, sizde mecburen herkesten özür dilemek ve bitirmek zorunda kalırsınız. Malum emir her şeyin üstündedir.

- Askeri birimlerin olduğu bir yerde yaşıyor ve evinizde bir kutlama yapmak istiyorsunuz. Eğlenceye başladığınız gibi askeri birimden şikayet gelir ve son vermeniz istenir(yani emredilir). Sıkıysa bitirmeyin.

Köpeğin Pidecisi

85/2 tertip Malatya Altay Kışlası'nda askerlik yapıyorduk. Daha sonra alayımız piyade alayı oldu.

O kadar çok masraf gördüm ki anlatsam inanamazsınız. Ben sosyal tesislerde pideciydim. Bizim tesisin masrafları had safhadaydı. Sırf bir köpeğe özel pide yapıldığını, o pidelerin orduevine özel arabalarla gönderildiğine şahit oldum. İnsan yemek bulamazken zamanın ordu komutanı Ş.S.'ın köpeklerinin faturasının devlete kesilmesi ne acı şey!

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Yüzbaşıma Teşekkür Ediyorum

Ben askerliğimi 1989/3 olarak Kuleli Askeri Lisesi'nde kısa dönem er olarak yaptım.

Askerliğim, Erkut E. adlı yüzbaşının yüksek lisans ödevlerini yapmakla geçti. Adam benim sayemde yükseği bitirecek. Bir de üzerine rütbe alır herhalde. Yani adam benim sayemde binbaşı olacak.

İşte zorunlu askerliğin zorunlu olmasının nedenlerinden biri... E adamlar yoğun tabi, bizim gibi enayilerin işi ne! İşini gücünü bırak, hayatına ara ver, gel bu adamların şahsi uşaklığını yap.
Tabii hakkını yememek lazım, bir şeyler de öğrendik. Mesela önceden gerekli olduğuna az da olsa inandığım zorunlu askerliğin ne kadar gereksiz olduğunu Erkut bana öğretmiş oldu. Erkut'a bunun için teşekkür etmeliyim. Ne dersiniz?

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Benim de İşime Geliyordu

Ben 1996 yılında Erzincan 59. Topçu Er Eğitim Tugayı'nda yaptım. Mesleğim terzi olduğu için 18 ay orada kaldım. O dönemde askerlere yeni yataklar geldi. Bu yüzden eski pamuklu ve yünlü yatakların kalkması gerekti.

Birgün bölük başçavuşumuz beni çağırdı. Bana çok güveniyordu. çok rüşvet alırdı. Gerçi ben de ondan faydalanıyordum. Bazen kayıt kabule gelen zengin çocuklarına "ben sizi nereye isterseniz oraya yollarım" diyordum ve para karşılığı bunu yapıyorduk. Ben de bundan payımı alırdım.

Her neyse, başçavuş bana eski yatakların hepsini açıp balyalara koymamı söyledi. Yanıma da 30 acemi er verdi. Ben başladadım bunları balyalamaya. İki gece sonra arka nizamiye kapısından 3 kamyon gizlice giriş yaptı. Bunları kayıt altına almadık. Yüklemeyi yaptıktan sonra kamyonlar yola çıktı. Ben de sabah erkenden hava değişimine gittim memleketime.

Aslında burada yapılan bir hırsızlıktan ziyade devlet için ne tür bir çalışma yürüttüklerinin bir örneği. Ben neden alet oluyordum?

Kenan Evren'in Torpiliyle Askerlik Yaptım

Adım, Ali. Soyadım: Şenol. Küçük yaşta babasını kaybetmiş Sivaslı yoksul bir ailenin 7 çocuğundan 5'incisi olarak 1978 yılında ekmek parası kazanmak için Almanya’ya gittiğimde 18 yaşındaydım henüz. Almanya’nın Ruhr bölgelerinde yerin 1000 metre altında kömür ocaklarında çalıştım. İşimiz çok ağır idi. Çalışmaya başladıktan bir zaman sonra sol dizim sık sık şişmeye, dayanılmaz ağrılar vermeye başlamıştı. Ağrılar nedeniyle tedaviye gittiğim doktor beni muayene ettikten sonra sağ bacağımın, sol bacağımdan 1,5 cm kısa olduğunu tespit etti ve aynı kalınlıkta bir parçayı sağ ayakkabıma monte ederek yaşama devam edebileceğimi belirtti.
***
1983 yılında Türkiye’ye, Sivas’a döndüm. Askere gidecektim. Ama korkuyordum. Çünkü yaşıtlarım 12 Eylül darbesini gerçekleştirirken ben ekmek parası için yurt dışına gitmiştim ve asker kaçağı (bakaya) durumuna düşmüştüm. Şimdi ise askere gidecektim. “Bana ne ceza verecekler, asker ocağında nasıl davranacaklar?” diye korkuyordum.

6 Ay Evcilik Oynayıp Döndüm

Ben Ankara'da Yenikent'te bir kışlada kısa dönem olarak (diğer uzun dönemlerin ve komutanların tabiriyle poşet olarak) askerlik yaptım. Yeni bitirdim. Benim için askerilik tam bir hayalkırıklığı idi. Ben askeriyemizi, komutanları çok teknik, sistematik çalışan insanlar sanırdım. Bambaşka bir yer bekliyordum. Gerçekten verilen paralara yazık oluyor, dökülen bu kadar emeğe... Size sistemsiz, yapmış olmak için yapılan işleri sıralayayım:

1. Askerlik yaptığım yerde bir de yardım tugayı vardı. Ne iş yaptığını uzun bir süre bir türlü anlamadım, ancak askerliğimin sonlarına doğru anladım. Meğer bu bu alay deprem gibi bir afet olursa yardım sağlayacakmış. Buranın işlevini nasıl anladım biliyor musunuz? Tatbikat yaptılar, o zaman. Kışlanın içinde çadırlar kurdular uyduruktan, birsürü panolar yaptılar, ağaçlar kesip yollara yıktılar. Görmeliydiniz, akıllara zarar! Resmen askercilik oynadılar koca koca komutanlar. Bu arada birçok rütbeli komutan gelip bu evcilik oyununu denetlediler. Tatbikat futbol sahasında yapıldı, en çok ona yandım: Çim saha mahvoldu.

İnanın utandım ve üzüldüm. Bu kadar insan burada ne iş yapar? Bu kadar maaşı bu komedi için mi alıyorlar? Bu bahsettiğim yerde biz askerleri muayene edecek sayıda doktor bile yok; depremzedelere nasıl yardım edilecek bilinmez.

2. Bu kışlada birçok askeri unsur var. Bunlardan biri de anladığım kadarı ile tüm askeriyenin arıza-onarım işlerinin yapıldığı karargah.

Operasyondaki Konfor Askeri

Bingöl/Kiğı'da askerliğimi yaptım. Askere gitmeden önce diyorlardı ki peygamber ocağı. Ben de öyle bir seviniyordum ki askere gideceğime...

Şahit olduğum olay şudur: Birgün bizim alay operasyona çıkıyordu. Alay komutanı da askerlerle birlikte operasyona çıkıyor ve bir askere seyyar klozetini taşıttırıyor. İnanabiliyor musunuz? Dağ başında bir taraftan PKK'lılar askere pusu atarken bizim asker seyyar klozet taşıyordu. İnanın ki insanlığımdan utandım..

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Ordu Millete Çıban Olmamalıdır

Ben askerliğimi Bolu Jandarmada kısa dönem olarak yaptım. okuduğum bir çok yere göre gerçekten rahat bir yerdi, ama neticede askeriye işte...

İsraf denen illeti doyasıya gördüm. yemeklerde büyükçe bir kaşık yemekten fazla verilmez, artanlar çöpe... Bölük komutanının kafası bozuktur, 2000 metre ördek yürüyüşü. Nöbetçi astsubaylar gece boyunca uyur, sorumlusu biz nöbetçi çavuşlar: "Niye uyandırmadın ulan?"Bölük astsubayı sabah içtimasında henüz ayık değildir, askerin anasına-bacısına en galiz küfürleri 100 kişinin önünde vurgulayarak sıralar. Daha neler neler...

Yok yok, bu saltanat böyle sürmez. Milletin bağrından çıkan ordu millete çıban olmamalıdır.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Belene Kampı Gibiydi

2000'li yılların başlarında askerliğimi Antep'deki 5. Zırhlı Tugay Komutanlığı'nda yaptım.

Bölük komutan yardımcısı bir başçavuşumuz vardı. Sorsanız kimse adını bilmezdi, çünkü kendisine "Piton" adını takmışlardı. Kendisi de bilirdi lakabını ve hoşuna giderdi. Bölükte az kişi dayağından kurtulabilmiştir. Her içtimada ve nöbetinde otoritesini göstermek için birisini bir bahane ile yanına çağırırır ve bayıltıncaya kadar dayak atardı. Herkes de içi burkularak seyretmek zorunda kalırdı. Zaten bölükte dayak yememiş asker parmakla gösterilirdi.

90'lı yıllarından başında [Bulgaristan'dan] Türkiye'ye gelen göçmen kardeşlerimizin aklına o yıllarda çekilen "Belene Kampı" filmi gelmiştir. Bulgaristan'da değil fakat Antep'te biz bu zulmü yaşadık. Genelkurmay basında veya birtakım yerlerde askerlikle ilgili yazılardan dolayı insanlara "askerlikten soğutma" ve benzeri nedenlerden dolayı dava açıyor, haksızlık yapıyor. Asıl yapması gereken bu tür insanları araştırıp bulması ve onlar hakkında dava açması.

Bir Sene Evden Çıkamadım

Ben YAŞ kararıyla 2000 yılında ordudan ihraç edilen bir subayın eşiyim. Başım örtülü. O zaman da örtülüydü. Zaten ne yaşadıysak gerekçesi hep bu “çağdaş olmayan kıyafet”im oldu.

Eşimin daha önceki görev yeri olan Ankara’da sivilde oturuyorduk ve sıkıntı yaşamamıştık ancak Ardahan’a gittiğimiz gibi problemler başladı. Ben bir süre 2,5 saat uzakta annemin yanında kaldım, eşimse Ardahan’da yalnız. Sonra sivilde bir ev tutup taşındık. Ardahan küçük yer, dikkat çekmesin, eşim daha fazla sorun yaşamasın diye ben orada bir sene hapis hayatı yaşadım. Asla dışarıya çıkamadım.

Eşim de ben de çok depresyonlar yaşadık, parmaklarımda uyuşmalar filan başlamıştı. Şimdi diyorum bir sene nasıl dayanmışım evden çıkmamaya diye.

O esnada yıllardır beklediğimiz bir şey oldu ve hamile kaldım. Hastaneye gidemedim, Gidemediğim için de o bebeği kaybettim. Altı aylıktı bebek. Belki tansiyonum vardı, öğrenemedim.

İsimsiz, bize ulaşan subay eşi

Hizmet Ordusu


2008 yılında Ege'de yapmış olduğum askerlik görevimde komutanlar bizi hizmetçileri gibi görürdü.

Hapşırdıkları zaman koşarak peçete götürüyorduk, tuvaletten çıkarlarken havlu tutuyorduk; çaylarını, sularını, her şeylerini biz götürüyorduk. Ayakkabılarını boyamak zorundaydık, kıyafetlerini ütülüyorduk, aklınıza gelen tüm şahsi işlerini yapıyorduk.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Düşünmek Bile İstemiyorum

Ben askerliğimi kısa dönem olarak 2010 yılında Ardahan Damal'da 4. Hudut Bölüğü'nde yaptım.

Bölük astsubayımız bizlere her angarya işi yaptırırdı. Kendileri çarşıya ekmek almak için araçla giderken biz bir buçuk metre karın içinde un taşımak zorunda kalırdık. Bölüğün ununu araçla taşıtmazlardı. İçtimalarda askerlere sürekli hakaret ederdi. RDM [Rehberlik ve Danışma Merkezi] ve kütüphaneyi boyatıp parasını bizden aldı. Sabahları spordan önce kendine 3 poğaça 1 çay aldırırdı, hem de zorla.

Orada lağım çukurlarını bile bizlere temizlettiler.

Geçen günleri düşünmek bile istemiyorum artık. Bunları yaşayanlar anlar. Allah orada askerlik yapacaklara yardım etsin, ne diyeyim...

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Ecnebilerle İletişim Kurulmasın

315. kısa dönem yaptığım askerlik görevinde birliğimizde kurulma çalışmaları süren radar için yurtdışından gelen Fransız ve Hollandalı mühendislerin yanına doğrudürüst okuma yazma bilmeyen iki tane er görevlendirildi. Ben ve diğer kısa dönem arkadaşım yurt dışında master yapmış olmamıza ve mühendis olmamıza rağmen bizans köleleri gibi el arabalarıyla taş kaya taşıdık. Subay ve astsubayların İngilizceleri tarzanı bile kıskandıracak kadar kötü olduğu için mühendisler hiçbir iş yapmadan gidiyorlardı.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Gelirsem Veririm Eline

Ceylanpınar'da santralciyim.

Urfa Tugay'dan bir albay arıyor, bölük komutanı ya da bölük astsubayı ile görüşmek istiyor. Her odayı çaldırıyorum, ortada yoklar. Albaya her geri dönüşümde ise telefondan bana bağırıp çağırıyor. En son tüm masumiyetimle "elimden geleni yapıyorum komutanım" dedim. Cevap olarak: "gelirsem oraya veririm eline senin" tehdidi ile karşılaştım.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Bagajda Seyahatin Sebebi

1997 yılıydı, Ankara Oran askeri lojmanlarında oturan bir arkadaşım başörtüsü nedeniyle sıkıntılar yaşıyordu. Lojmana taşındıkları esnada sorun olmayan örtüsü bir süre sonra pek çok uyarı yazısına konu olmuştu. En sonunda başı örtülü olanların ziyaretçi olarak dahi lojmana girmesi tamamen yasaklandı. Arkadaşım da evini lojmandan sivile taşımaya karar verdi, bu süre zarfında da annesinin evinde kaldı. Kocası ve çocukları lojmanda, o ise annesinde.

Ancak kocasının ve ortaokul çağındaki çocuklarının evi taşımaya hazırlamaları da mümkün değildi. Arkadaşım içeri girmek için birkaç deneme yaptı, hepsinde “emir böyle hanımefendi” diyen askerler tarafından kapıdan çevrildi. Ve arkadaşım en sonunda kendi evine eşinin arabasının bagajına saklanarak ve o esnada sinirden ağlayarak girdi.

Bir süre sonra eşi YAŞ kararıyla atıldı da, mensubunun eşini bu derece aşağılayabilen ordudan kurtuldular.

İsimsiz, bize ulaşan emekli subay kızı

Şüpheli ve Sakıncalı Askerler

TSK'da sosyal faaliyet adı altında yemekler, geceler, kokteyller, piknikler, altın günleri, çaylar, törenler düzenlenir. Bu sosyal faaliyetlere rütbeli ve kadrolu her personelin eşiyle beraber katılması zorunludur. Ayrıca bayramların 1. günleri önce kışlalarda daha sonra orduevlerinde zorunlu ve eşli bayramlaşma törenleri düzenlenir. Bu gibi sosyal faaliyetlerde özellikle küçük garnizonlarda her birliğin personel subay veya astsubayı kapılarda ellerinde listelerle bekler. Gelen personelin yanındaki kendi eşi mi, kıyafeti nasıl, başı açık mı diye kontrol ederler. Ayrıca birlik komutanları da aynı kontrolü yaparlar.

Sebep ne olursa olsun bu gibi faaliyetlere mazeretsiz katılmayanların hakkında disiplinsizlik ve emre itaatsizlik suçundan savunmaları alınır ve derhal gerekli cezalar verilir. Tekrarında emre itaatsizlikte ısrar suçundan mahkemeye verilenler de vardır. Bu sosyal faaliyetlere katılmamak en büyük suçtur.

Hele eşi dini inancından dolayı tesettürlü ise bu tip faaliyetlere başını açmadan katılması mümkün değildir.

Şırnak'ta Tuncelili Olmak

Biraz önce Şırnak 6. Motorlu Piyade Tugayı Bakım Bölüğü'nde görev yapan yeğenimle telefonda konuştum. Devreciliği ve özellikle Şırnak'ta Tuncelili olmanın zorluklarını anlattı. Geçen hafta 20 kişilik bir grup tarafından linç edilmek istenmiş. İfade alan görevliye korkusundan ranzadan düştüğünü söylemiş/söyletmişler.

Ordu yeğenimi koruyamayacaksa bize geri göndersin. Kimse evladını dayak yemesi için askere göndermiyor. Yeğenimin başına gelecek kötü bir olaydan komutanları sorumludur.

İsimsiz, bize ulaşan asker yakını

Askeri Doktorlar

Ben 1980/2 tertip olarak askerlik yaptım.

Kasımpaşa Deniz Hastanesi'nde tedavi görürken hasta olduğumuz halde bulaşık yıkama, mutfak ve koğuş temizliği yapmak biz hasta askerlerin üstüne düşüyordu. Bakıcı ve hademeler ise doktorların dışardaki özel muayenesinde görev alıyordu.

Ayrıca yüksek rütbeli askerlerin çocukların hiçbir hastalıkları olmadığı halde hastanede belli bir süre yattıklarına, daha sonra 3 veya 6 ay hava değişimi alarak bu şekilde askerliklerini tamamladıklarına tanık oldum.

Askerleri kendi özel işlerinde kullanan, görevini layıkıyla yapmayan tüm subay ve astsubayları Allah'a havale ediyorum.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Kısa Süreliğine Komutan

Tabur komutanı çağırıyor dediler, gittim. "Oğlum" dedi, "davul fırın çalışmıyormuş, lojmana git nesi varmış bak; getirmen gerkiyorsa jipi al, çabuk git gel." Ben jipe atladım, taburdan çıktım. Fakat bir gariplik vardı. Yolda lojmana giden rütbeliler selam veriyorlardı. Ben de gayri ihtiyari, sivilden gelen alışkanlıkla sağ elimi sallıyormuşum, farkında değilim. Önüme bir astsubay fırladı, arabadan beni sökerek çıkardı ve "flamayı niye çıkarmadın laann, komutan yokken flamanın ne işi var arabada laaannn," diye kibarca uyardı. "Hadi biz selam verdik, sen neden elini sallayıp duruyorsun haayyyvvaaannn heriifff" dedi. Sağ elini havada gördüm; sonra beyaz bir oda ve beyaz elbiseli adamları...

Beni astsubayın elinden zor almışlar. Revirdekilere anlattım. Gülmekle ağlamak arasında bocaladılar.

İsimsiz, zevkli.org sitesinden alıntı

Şehit Olursak Sorumlu Komutanlarımızdır

Bizler askerliğe Zırhlı Birlikler Okulu ve Eğitim Tümen Komutanlığı'nda acemi eğitimini almak için bulunduk. Acemilikte bize askerliği öğretecekler zannediyorduk. Ama geldiğimizden beri tamirat, çatı tamiri ve boya-badana ile uğraşıyoruz.

Normalde bizlerin uçaksavar eğitimi almamız gerekirken uçaksavar silahını kullanmayı bile bilmiyoruz. Çalıştığımız 1. Alay'da birileri üstlerinden puan kapsın diye bizleri parasız kullanarak garaj yaptırıyor. Tümen komutanımız Tümgeneral Y.B. 3-4 günde bir, Alay Komutanı Albay E.Y. ise 2 günde bir gelip çalışmalarımızı denetliyor. Ellerimizle taş topluyoruz. Burası eğitim birliği ama biz çatılarda çalışıyoruz.



12 Kasım'da [2010] dağıtımız oldu ve üç arkadaşımızdan biri Doğu'ya gönderildi. Hiçbir eğitim almadan, silah bile kullanmadan burada köle gibi çalıştırıldık. Sonra da "uçaksavar silahını neden kullanamıyorsunuz" diye de fırça yiyoruz. Şu an Doğu'da gittiğimiz yerlerde başımıza bir şeyler gelirse, silahlarımızı kullanmayı başaramazsak, bu yüzden şehit olursak bunun sorumlusu Tümen ve Alay komutanıdır. Temel eğitim almadan bizleri buraya gönderenlere bunun hesabının sorulması gerektiğini düşünüyoruz.

Kaçak Mallar Cebe

Ağrı ili, Diyadin ilçesinde jandarma bölüğünde askerlik yaptım.

Orada bulunan B. Başçavuş yakalanan kaçak malzemeleri eksik sayıp daha sonra satıyordu. Ama bize gelince çay içmek, yemek yemek, hastaneye gitmek gibi hayatı gereksinimlere bile kısıtlama getiriyordu.

Böylelerine kim, ne zaman dur diyecek? Halen birlikte olan askerlerin ifadeleri bir alınsa bakın neler duyacaksınız bu adam hakkında.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Oh Ne Ala Memleket!

Askerliğimi 1999-2000 arası Diyarbakır'da yaptım.

Birgün astsubay üstçavuş olan komutanımla sohbet ederken bana dedi ki "Şu lojmanları görüyor musun? PKK itirafçılarına oturmaları için buralardan ev verdiler, ama bana vermediler." Sonra annesinin başı açık resmini gösterdi. "Bak" dedi "benim annem bilmem kaç yaşından sonra resim çektirmek için başını açmak zorunda kaldı." Anlaşılıyordu ki ordu istihbarat topluyordu ve kimin annesi, karısı tesettürlü diye türlü yollarla deşifre etmeye çalışıyordu. Komutanımın o anki psikolojisi beni gerçekten etkilemişti.

Bulunduğum yer KTM, askeri toplanma merkeziydi. Güneydoğu'dan yani çatışma alanlarından gelen, tezkere almış veya izine giden askerler önümden sırayla geçiyordu. Maalesef o şartlarda delirmiş birini gördüm: Ağzını açmış kaleminin mürekkebini ağzına damlatmaya çalışıyordu. O kadar tuhaf oldum ki, hala düşündükçe içim burkulur. İnşallah düzelmiştir garibim.

Nice insanların kanlarına girdi bu zihniyet, işte görüyoruz. Bence olanların onda biri bile ortaya çıkarılmadı.

Rakı Seferi

Mardin Mazıdağı'nda, dış karakolda görev yaparken karakol komutanı başçavuşun rakısını alabilmek için Mardin merkeze gittik. İki araç sırf bu nedenle karakoldan çıktı. Daha neler neler...

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Şikayete Gidiyorsun Dayak Atıyorlar

Kütahya Hava Er Eğitim Bölüğü’nde erbaş çavuş adayı olarak acemiliğimi yaptım. Giderken içimde bir heyecan vardı. Mutluydum. Ta ki içeri girene kadar.

Gittiğim bölük cehennem bölüğü olarak anılırmış. Karşılaştığım manzara çok kötüydü. Vatan için gelmiş askerlerin gördüğü muamelenin hayvanlara yapılandan bir farkı yoktu: küfür, kötü muamele, dayak, hepsi vardı. İnsanlara, hayvana yapılan muamelerle eğitim veriyorlardı. Güya dayak-küfür yok diyorlar; ama var! Kimsenin haberi olmaz.

Orada herkes kendi saltanatını yaşıyor. Silsile diye bir sistem var, şikayete gidiyorsun dayak atıyorlar. Her biri dövüyor, küfrediyor. Bu sistemi illa ki üst rütbeliler koruyor. Bir anlamda kendileri de suça iştirak ediyorlar. Bir daha söylüyorum: Ben Türk askerlerinin orada ağladığını gördüm.

İnanıyorum ki bu da düzelecek...

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Mayın Taramasında Dedektör Lüzumsuzmuş

Askerlik hizmetimi Şırnak'ta yaptım...

Hergün yolda mayın araması yapardık; ancak mayın dedektörünün pili olmadığından dedektör çalışmazdı. Dedektörler büyük bir pil ile çalıştığından dışarıdan bir yerden de bulmak mümkün değildi. Ben 15 ay boyunca hiç çalışan dedektör ile mayın araması yapmadım. Komutanlar "mayın zaten dedektörle aranmaz, göz ile aranır" diyordu.

Biz bu şekilde hergün onlarca kilometreyi yürüyerek Kuzey Irak sınırındaki üs bölgesine giderken komutan eşi Şırnak'tan Mardin'e alışverişe helikopterle giderdi. Söylentiler çıkınca komutan "helikopterin günlük uçuş planı var, ondan gitti Mardin'e" diyerek geçiştirdi.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Plansızlık

Ben 329. kısa dönem olarak vatani görevimi Kırklareli’de yaptım. Hudut birliğiydik.

Burada dikkatimi çeken olumsuzluklar erzak konusunda yaşanıyordu. Bölük merkezimiz 120 asker kapasiteli olmasına rağmen, asker azlığı ve bölüğe bağlı hudut karakollarındaki görevlere gidenlerden dolayı bu sayı 40'a kadar düşüyordu.

Fakat öyle bir plansızlık vardı ki hep 120 kişilik erzak gelmeye devam ediyordu. Paketi açılmadan çöpe giden kadayıflar, peynir tenekeleri, kahvaltılıklar vs. Askerlere bol bol veriyorlardı; fakat yine de yemeğin çoğu çöpe gidiyordu.

Çöplükten beslenen köpeklerimiz vardı, hakikaten kilo alıyorlar ve köyün diğer köpeklerini oraya yaklaştırmıyorlardı. Bölük astsubayına bu durumu sorduğumuzda, “hudut birlikleri çok enerji harcar diye devlet buraya fazla istihkak çıkarıyor” demişti.

Bir diğer husus ise kışlık botlarla ilgiliydi. Biz Ağustos’ta teslim olunca bize yazlık bot verildi. Fakat Kasım, Aralık ve Ocak aylarında da askerlik yaptık. Havalar hem soğudu hem de yağışlar başladı. Yağmurlu havalarda yazlık bot içine su alıyordu. Depoda kışlık botlar olduğu halde bölük astsubayı bize o botları veremeyeceğini, çünkü istihkakımızın olmadığını ifade etti.

Bu kadar kötü planlamayla Türkiyemiz hakikaten iyi dayanıyor.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Kız Peşinde Resmi Araç

89/1 olarak Konya'da görev yaptım. Askerde görevim şoförlüktü. Ama ne şöförlük yaptık!

Bazen hiç resmi işimiz olmadığı halde başçavuşumuz Transit'le dışarı çıkardı. Akşama kadar onun özel işlerini yapardık. Daha yetmiyormuş gibi oğlunu okula, hanımını özel olarak işyerine bırakırdık.

Astsubayın caddede gördüğü kızı tekrar görmesi için aynı caddeden 5 defa geçtiğim oldu.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Çağdaşlaşma Dersleri Kime Veriliyor?

Uzun dönem askerlik yapanlardan birisiyim. Kişisel egolarının tatmini için çok gereksiz şeyler yapan insanlar topluluğu ile ben de tanıştım.

Ramazan ayında sabah sporu ve 3000 metre koşudan sonra öğlen tatilinde güneşin alnında (oruçlu olduğumuzu bile bile) bizi zorla maça çağırırlardı. Her zaman komutana pas atman ve sürekli en üst rütbeli komutana yapılan yalakalıkları normal görmen şartı ile.

Bize çağdaşlaşmaktan dem vuranlar ve farklı dinlere saygı dersleri verenlerin, kendi insanlarının horlanmasına yorumları nedir acaba? Bu düşmanlığın sebebini bilen bir Allah'ın kulu var mı?

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Artık Emek

Ben 1971-1 tertip olarak Adana'da askerlik yaptım.

Kurmay başkanın köpeğine kulübe yaptırmak için takriben 3 ay boyunca 2 asker görevlendirildik. Bir de ördeğine havuz ve kümes yapıldı. O da 6 aylık süreçte 3 askerin çalışmasıyla ancak bitti.

Her şey vatan için!

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Aktütün'de Bir İnfaz

Aktütün Karakolu ilk olarak 13 Eylül 1992 tarihinde PKK'nın saldırısına uğradı. Yaklaşık 500 kişilik PKK grubuyla çatışan birlikten 22 asker şehit oldu. O günlerde Şemdinli Hudut Tabur Komutanı bugün emekliye ayrılmış olan Erdal Sarızeybek idi.

1992 Hakkari, Şemdinli, Aktütün Karakolu.

O dönemde Erdal Sarızeybek komutasında birçok acı anılarımız oldu. Unutamadığım bir olay ise, hala konuşulan meşhur Aktütün karakolu baskını (1992) sonrasında karakol komutanı yüzbaşının yaptığı adi bir olaydır. O an çaresiz kalıp karşılık veremediğim için hala içim içimi yiyor.

Baskın sırasında karakolun çatısına düşen roket sebebi ile korkup dışarı fırlayan, askerler ile yaşayan ve çok sevimli olan karakolun köpeğini bir askere emir vererek ağaca bağlattı. Karşısına sandalye koydurup oturdu. Keyifle tabancasını çıkardı. Hepimiz bakıyorduk. Bu adamın ne yapacağını tahmin etmeye başladık. Ama yapabileceğimiz bir şey yoktu. Nişan aldı ve köpeğin kafasına ateş etti. Can havli ile ipini koparıp kaçan hayvanı daha fazla acı çekmesin diye biz askerler ateş ederek öldürdük. Hepimiz çok üzüntülü idik, bazılarımız ağlıyordu.

Bu tarz insanların Türkiye'ye hizmet verdiğini düşünüp onlara değer veriyoruz.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Sazanlık Yapıp Her Şeye Atlama

Kısa dönem er olarak Iğdır’da askerlik yaptım.

Acemi bölüğüne gelen bir uzman çavuş sordu: "Aranızda PHP programlama (web sitesi yapmak için) bilen var mı?” Biliyorum dedim, demez olaydım. Salaklık bende! O kadar da uyarmışlardı sazanlık yapıp her şeye atlama diye.

Beni uzman çavuşun yanına verdiler ve bütün askerlik hayatım, yani 6 ay onun pornografik içerikli arkadaşlık sitesini yapmakla geçti. Keşke tuvalet temizleseydim de yapmasaydım diyorum; çünkü resmen canımı çıkardı. Nöbet tutmam, kantine bakmam, yazıcılık ve çavuşluk yapmam yetmezmiş gibi bir de adamın kişisel ticari fantezileriyle uğraştım.

Keşke daha fazla nöbet tutsaydım da bu tür işleri yapmak zorunda kalmasaydım.

Cevaplanmaması Gereken Sorular

Askerliğimi Siirt 3. Komando Tugayı’nda yaptım.

Bir çavuş ve beraberindeki 7-8 arkadaşı sabahtan akşama kadar bölüğün tüm mıntıka sahasını hem de 2’şer 3’er defa temizler mi? Biz temizledik. Suçumuz ne? Nöbetçi subayın “haftasonunda halı saha sırası kimde” diye sorması ve bizim arkadaşların da “sıra bizde, oynamak istiyoruz” demesi… Nöbetçi uzmanın varken ne haddine senin “biz oynamak istiyoruz” demen!

O uzman, bize sabah içtimasından akşam kararıncaya kadar her tarafı sildirdi süpürttürdü. Bölük komutanına bile söyleyemedik. Bana bir şey olmazdı, terhisime 1 haftam kalmıştı. Sırf arkadaşlarıma bir şey yapılmasın diye ben de sustum.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Acemi Birliği Yürümekle Geçti

2005 yılında 85/3 olarak askere gittim. Acemi birliğimi Ankara Etimesgut’ta yaptım.

İlk iş, 15 TL’lik “asker çantası” dedikleri bir malzeme çantasını zorla satmak oldu. Biz askere gelirken yanımızda her şeyi getirmiştik; ama yok, onları kullanamazsın. Ne sabah kahvaltısı ne öğle yemeği ne de akşam yemeği bir şeye benziyordu. Kantin sivil hayattaki marketlerden daha pahalı, ateş pahasıydı. Ama aç kalmamak için mecburen kantinden karnımızı doyuruyorduk. Bir ay boyunca sol-sağ-sol-sağ yürüdük. Acemi birliği sadece yürümekle geçti.

Usta birliğini Lüleburgaz’da Pamir Kışlası’nda yaptım, bir ay orduevinde çalıştım. Komutan hanımlarının günlerinde servis yapmaktan yoruldum.

Fırça üstüne fırça atan, 70 askeri 40 kişilik koğuşlara koyan komutanlarımız vardı. Komutanlara hizmet yapmaktan 2 saat uyuyamıyorduk. Koğuşlar bodrum katındaydı, havasızlıktan nefes alamıyorduk. Askerler komutanların umurunda mı? Gelsin kaymakamı, gelsin valisi, gelsin özel konuğu... Sabahlara kadar içen komutanlara hizmet mi edelim, nöbete mi gidelim? Sadece işkence, rezillik!

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Baharda Askerlik Zordur

2001 yılında kısa dönem olarak askerliğimi İstanbul'da yaptım.

Acemi birliğinde 140 kişiydik. 4. takım komutanı daha yeni mezun olmuş, 18 yaşında bir astsubay çavuştu. 140 kişilik acemi er topluluğu ise mühendis, öğretmen, polis, mimar, işletmeci, hakim, avukat gibi meslek sahibi olmuş, birçoğu toplumda saygı duyulacak konuma gelmiş, 23-35 yaşlarında insanlardan oluşuyordu. Bu 18 yaşındaki komutanımız(!) işte bu insanlara küfür etmeyi, sürün komutu vermeyi çok seviyordu.

Bir de nisan ayında İstanbul'da olmanın zorluklarını yaşadık. Niye mi? Çünkü her tarafta yeşil otlar vardı ve bu otları nedense birilerinin yolması gerekiyordu. Bir daha askere gidersem (Allah yazdıysa bozsun) acemiliğimi kışın yapacağım: Ot yolmamak için!

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Kurbağa Avı

Sene 2001, 81/1 tertip olarak Amasya 12. Alay Çavuş Talimgahı’nda acemiliğimi yapıyordum.

Dağıtımımıza yakındı. Paşanın talimatıyla tugayın içinde paşanın zevki için müthiş bir yapay gölet hazırlanmış. Tüm alayı oraya götürdüler. Göleti görünce çok şaşırdım, şelale görüntüsü vermek için yurtdışından özel taş getirttiklerini öğrendim. Masraftan kaçınmamışlar, nasılsa para bol.

Göletin kenarına binlerce askeri dizdiler. Subayın birisi geldi ve yere eğilerek küçük bir taş parçası aldı. Sonra bizden o taşın boyundaki ve ondan daha büyük olan taşları elimizle toplayıp kenera biriktirmemizi, ayrıca ot ve dikenleri de çıplak ellerimizle temizlememizi istedi. Çünkü taşlar ve dikenler göletin kenarında yürürlerken ayaklarına batıyor ve rahatsız ediyormuş.

Daha sonra subayın biri geldi ve “birkaç asker botlarını çıkarsın, yerdeki boş peynir tenekelerini de alsın ve kurbağa yavrularını bu tenekelerle avlamak için göle girsin” dedi. Birkaç kişi göle girdi ve bu ana kuzuları milyonlarca kurbağa yavrusunu avlamaya başladı. Biz ellerimizle diken ve taşları ayırırken göletin çevresinde bulunan kamelyada subay eşleri içki alemi yapıyor ve keyif çığlıkları atıyorlardı.

Kendimi başka bir ülkenin esir kampında hissettim, çok aşağılık bir durumdu. O günden beri Doğu’daki insanların devletten neden nefret ettiğini anlayabiliyorum. Ömür boyu bunu unutmayacağım ve her zaman da anlatırım.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Sakallı Atatürkçü Düşünce Derneği Üyeleri

2010 yılında Kayseri 1. Komando Tugayı Askeri Gazino Müdürlüğü'nde askerliğimi yaptım.

Bulunduğum yer bir sosyal tesis olduğu için neredeyse her gelen elini kolunu sallayarak içeri giriyordu. Güvenlik sıfırdı. Birgün Atatürkçü Düşünce Derneği'nin yemeği vardı. Kurallar gereği sakallıları içeri almıyorduk. Dışarda kalanlar içeri telefon açarak uygun olmayan saçları ve sakallarıyla içeriye giriyorlardı, çünkü onlar Atatürkçü Düşünce Derneği üyesiydi.

Ama başı kapalı birisi geldiği zaman, başları saçlar görülecek şekilde yeniden bağlatıyor, içeride de bayan başını düzeltirse diye kontrol ediyorduk. İstenilen gibi olmadığı zaman kapı dışarı ediliyorlardı.

Sosyal tesis olduğu için siviller de mekanı düğün, yemek, doğumgünü gibi organizasyonlar için kiralayabiliyorlardı. Askerler, rütbelilere hizmet etmek yetmiyormuş gibi bir de sabaha kadar sivillere hizmet etmek zorunda kalıyorlardı.

Dağda Savaş Ama Orduevine Gelme

Asteğmendim. Asıl birliğim Doğu’da sakin bir ilçedeydi. Orada özel birlikler oluşturdular. Ben gönüllü olarak katıldım, tim komutanlığı yaptım.

Askerliğim boyunca timimle birlikte Türkiye’de gitmediğimiz tehlikeli bölge kalmadı. En son 1992 yılında Şırnak’taki Cudi dağında timimle birlikte çatışmaya girdik. Çatışmanın ertesi sabahı da terhis olmak için üç asteğmen arkadaş asıl birliğimize gitmek için dağdan ayrıldık. Konvoyu beklememek için sivil yolculuk yaptık. 20 saat yolculuktan sonra Erzurum’a vardık.

Gece orada kalıp sabah asıl birliğimizin olduğu yere gitmemiz gerekiyordu. Gecelemek için orduevine gittik. Zorbalar hiçbir gerekçe göstermeden bizi içeri almadılar. Asteğmen kimliklerimizi göstererek Şırnak’tan geldiğimizi ve gece çatışmaya girdiğimizi anlattık. Hatta hafif yaralarımızı dahi gösterdik. Bunlara rağmen bizi orduevine almadılar. “Komutanın emri var, sizi alamayız” dediler.

Vatan sağolsun.

İsimsiz, bize ulaşan eski asteğmen

Telefonda Bekletilme Dayağı

1986 ve 1988 yılları arası Kıbrıs 39. Piyade Tümen Komutanlığı'nda, Tümen Haber Merkezi'nde askerliğimi yapmaktaydım.

Haber merkezi giriş kapısında gündüz nöbeti tutmakta idim. Tümenimizin Kurmay Başkanı Kurmay Yarbay B.B. hızlı adımlarla haber merkezimizin girişine doğru geldi. G3 piyade tüfeğini çapraz vaziyette takmış nöbetimi tutuyordum. Sol elimin şarjör kısmına biraz yakın olduğunu tespit etmiş olmalı ki sol omuzumdaki onbaşı rütbesini sökerek, "sen çavuş olamazsın" dedi, enseme de bir patlattı ve içeri geçti. (Gerçi daha sonra çavuş rütbesini takmak nasip oldu. Yoksa, çavuş olmayana kız yok derlerdi ya, neyse) Doğru telefon santraline girdi ve içeride bir gürültü koptu.

Sonradan öğrendik ki acemi birliğinden yeni gelen Antalyalı garibim Adem kardeşimi fena halde dövmüştü. Adem, yüzü gözü morarmış halde birkaç gün görevinin başına dönemedi. Bunu yapan koskoca bir kurmay yarbaydı. Meğer başçavuşumuzun telefon görüşmesi yaptığı hattı Yarbay istemiş. Normalde Adem kardeşimin başçavuşumuzun telefonunu keserek yarbaya bağlaması lazım

Stres Atma Aracı

Ben askerliğimi Şırnak’ta yaptım.

Birgün bölük komutanımız gözümün önünde bir devreme sadece bot bağı çözük diye silah dipçiği ile vurdu. Biz bu vatanın evlatları olarak operasyonlarda canla başla yüreğimizi ortaya koyarken, komutanlar askerleri bir stres atma aracı gibi görüyorar. Bu durum içler acısı.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Barış Zamanı Kamuflaj Çamuru

1983 yılı, Samsun.

56. Piyade Alayı olarak tatbikatta gece eğitimine çıktık. Bölük komutanı Ö. Üsteğmen "yüzleriniz çok parlıyor, kamuflaj yapın" dedi.

Malzeme olarak birşey yok. "İşeyin" dedi, "çamur yapın yüzünüze sürün". Necaset tabii, ben yapmadım.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Tanrı-Allah Çatışması

2007 yılı, Kocaeli Cengiz Topel Deniz Hava Üs Komutanlığı'nda bulunan köpeklerden biri hasta olmuştu. Hayvanı helikopterle Bursa Hayvan Hastanesi'ne götürdüler. Bizim bir arkadaşımız ağır ateşli hasta olmuştu, revirden Gölcük Askeri Hastanesi'ne götürmediler.

Bir kez de yemek yemek için hazırdık, kıta astsubayı dua yaptırırken asker "Tanrımıza hamdolsun" dedi ama bütün askerler "Allahımıza hamdolsun" dediler. Komutan bize bağırdı, hakaret etti ve dua üç kez tekrarlandı. Askerler yine "Allahımıza hamdolsun" dediler. Sonunda komutan bize akşam yemeği yedirmedi ve bizi sahada süründürdü.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Silahsız Gece Görevi

2001 yılında Sarıkamış Topçu Alayı'nda asteğmen olarak görev yaptım.

12 ay kaldığım Sarıkamış'ta yaşadıklarım benim askerlikten nefret etmem için fazlasıyla yeterli oldu. Alay karargah bölüğünün nöbetçi subayı olduğum bir gün bölüğe akşamüstü 4 gibi bir telefon geldi. Telefondaki bayan, banyo yaptığını, sabunlu kaldığını, suların neden kesildiğini soruyordu. Tabii önce kendi eşinin rütbesini söyleyerek başladı azarlamaya. "Bilgim yok" dedikçe "neden bilgin yok" diyordu. "Sebebini hemen araştıracağız" dedim ve telefonu kapattım.

Alayın nöbetçi amirini aradım. Yüzbaşı, yanıma birini alarak depoya gitmemi ve oradan su sesinin gelip gelmediğine bakmamı istedi. Depo denilen yer alayın yaklaşık 2 km yukarısında, tepede, ormanlık alanın içinde kalıyordu. Mecburen bir askerle beraber gittik, suyun oraya gelmediğini anladık. Aşağı inip bilgi verdik. Nöbetçi amiri destek birliğinden bir su tesisatçısını, bir de elektrikçiyi yanıma almamı ve emrini beklememi istedi.

Bir Kartı Almaktan Aciz Komutan

2004 yılının bahar başları Van Özel Harekat'ta askerdim.

Hala aklımda; öğle yemeği sonunda bölüğün yazıhanesininkapısından girecekken yaklaşık 50 metre ileride bulunan komutan kamelyasından 3. bölük komutanı, "asker buraya gel" diye bağırdı. Önce komutan bana mı bağrıyor diye düşündüm ama o güzergahta komutanların yanında kıçlarından hiç ayrılmayan postaları olduğu için postasına diyordur diyerek etrafa bakındım. Baktım kimseler yok üç saniyelik bir gecikmeyle bir koşu komutanın karşısına dikildim. Komutanımız "sana bağırıyorum duymuyor musun" diyerek beni iyice bir fırçaladı. Canı sağolsun alışkındık nasıl olsa. Durmadı söylenmeye devam etti. Ben de söz isteyerek, gerçi haddimiz değil bu kudretli komutanımız karşısında ama, dedim ki "komutamım postanızı çağırıyorsunuz zannettim. Etrafta kimseyi göremeyince de beni çağırdığınızı anlayarak koşarak yanınıza geldim. Zaten üç saniyelik bir olay. Emre itaatsizlikten ziyade bir yanlış anlaşılma var." "Sus" dedi bana, sustum.

Posta Olmanın Hikmeti

Ben askerliğimi 2005 senesinde kısa dönem deniz er olarak yaptım.

Bizi ilk önce acemi eğitimi için İzmir'de Poligon denen bir yerde askere aldılar. 1200 kadar kısa dönem asker vardı. B. adında psikopat bir üsteğmen bizi devamlı gece dersi yapma gerekçesiyle toplar, biraz konuştuktan sonra küfürler ve tehditler savurmaya başlardı. Kendisine bir hedef asker belirler, olmadık aşağılamalar yapardı.

Bir ay sonra oradan kurtulduğumu sanırken bu sefer de İstanbul Beylerbeyi Deniz Eğitim Komutanlığı'na gönderildim. Orada da bölük komutanı M. Y. astsubay hemşehrisi olan Kırklarelili bir askeri bulup askeriye içerisinde sıkılmasın diye derhal dış posta yapıverdi. Kalanlar ise ellerinde süpürge sağı solu temizlediler. Ben genelde tavla oynayan astsubaylar için gözcülük yapıyordum, rütbeli gelirse haber vermek için. Yoksa al eline süpürgeyi, akşama kadar süpür dur güneşin altında. Üstüne gecede dört saat nöbet tut.

Askerde şunu anladım: dürüst ve doğru isen bütün işleri sana yaptırıyorlar, yalaka isen ve bu yalakalığın bir komutanın hoşuna gittiyse o seni koruyup kolluyor, sadece ona hizmet ediyorsun. Yani komutan postası olmak bu yüzden bütün askerlerin rüyası, angarya işlerden kaçmak için.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Ben Hala Bunalımdayım

Ben askerliğimi 1989/2 devre olarak Ankara Gölbaşı Özel Kuvvetler Komutanlığı'nda yaptım.

Askerliğim oraya çıktığında o kadar sevinmişitim ki... Kimsenin göremeyeceği özel insanlarla özel kuvvetlerde askerlik yapacaktım. Anam derdi ki "oğul, asker ocağı peygamber ocağı!" Ama nerde! O kadar eziyetli bir askerlik yaşadım ki saçlarım döküldü.

2009 Ağustas ayında acemi birliğimden özel kuvvetlere teslim olduk. Nizamiyinin önüne geldiğimde bir tane bordo bereli uzman çavuş "alın bunları, soyun, her yerlerine bakın, daha kazılacak çok çukur var" diye bağırıyor ve kahkaha atıyordu. Ben o an duraksadım, fakat çok geçti artık. 2 tane inzibat bizi aldı ve nizamiyeye götürdü. Çantalarımızın içi boşaltıldı ve donumuza kadar soyundurdular. WC'ye sokularak donumuzu da indirdiler.

Bizim yaptığımız askerlik değil, başka bir şeydi. Her sabah 5'te kalkıp özel kuvvetler komutanının geleceği 5 kilometrelik yolu süpürür, üzerindeki ağaçları sulardık. Sonra çapaları verirlerdi elimize... Çapalamaya, ağustos sıcağında hiç ara vermeden sabahtan öğleye kadar devam ederdik. Kimsenin doğrulmasına izin verilmezdi. Doğrulan, dikenli otların içinde süründürülürdü.

Keşke Aptalın Teki Olsaymışım

1988 yılında Malatya Askerlik Şubesi'nde askerliğimi yaparkan yaşadıklarımı burada paylaşmak istiyorum.

Yazıcı olarak görev yaptım. Özel lise mezunu olduğum için kafam iyi çalışırdı. Ama keşke aptalın teki olsaymışım, çünkü bu yüzden şubedeki tüm subayların angaryalarını yapmaktan başka bir işim olmadı.

Şube başkanı binbaşının kızının matematik ödevlerini ben yaptım. Oğlunun fen ödevini ben yaptım. Hanımı öğretmendi, onun da birsürü yazılarını ve teksirlerini ben yazıp basmışımdır. Diğer subayların eşlerine ve çocuklarına da özel sekreterleri gibi hizmet ettim. Kimse oturup bir satır yazı yazmazdı, ben sabahlara kadar daktilo başında ömrümü çürüttüm. Hepsinden nefret ettim ve hala ediyorum.

Üstelik bir gün bile bir tanesinden "teşekkür" veya "eline sağlık" diye bir şey duymadım. Aksine mutlaka bir hata bulup laf sokarlardı. Yalnız beni değil, subedeki birçok askeri özel işlerinde sınırsızca kullanırlardı.

Birgün üsteğmenin evine eşya taşıyan arkadaşlardan birisi mutfaktan bir ayva alıp gizlice yemiş diye 3 gün boyunca dayak yedi ve aç bırakıldı.

Daha anlatacak çok kötü olaylar yaşadım; ama unutmak istediğim şeyler bunlar.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Kıymeti Olmayan İnsanlar

Askerliğimi 2009'da Ağrı İl Jandarma Komutanlığı'nda yaptım.

Ağrı'nın soğuğunu bilmeyen yoktur. Aylardan aralık. Askeri lojmanlarda gece 12-2 nöbetini tutuyorum. Dışarıdaki hava eksi 30-35 civarında. Nöbetim bitiyor. Ancak ben daha alaya dönemeden, arabası olduğu halde benzinine kıyamayan bir atsubayın hasta kızı için o gecenin eksili soğuğunda tam bir saat boyunca nöbetçi eczane aramak durumunda kalıyoruz. Arkası açık olan bir cip, arkasında biz. Kendileri cipin ön bölümünde ısınırken biz donuyorduk.

En azından araçtan indiğinde "arkadaşlar kusura bakmayın" demesi gerekirken araçtan arkasına bakmadan inmesi...

Bu orada gördüklerimin onda biri bile değil.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Kediye İşkence

Deprem sonrası İzmit Seymen Kışlası. Tabur Komutanı Binbaşı H.E.

Sadist bir adamdı. Kedilerin peşine köpeğini salar, hayvan köpekten kurtulayım deyip ağaca çıktığında da haşmetmeap hazretleri havalı tabancası ile ağaçtaki kediye ateş ederdi. Küçük kapsüller hayvanın derisine işlerdi. Kedi can havli ile miyavladıkça hazret keyif alırdı. Zavallı kedi ağaçtan inse köpek var, inmese insan görünümlü bir haşere var.

Haftasonları ailesiyle ya da misafirleriyle gelip çupra emreder ve rakısıyla bir güzel götürürdü. Emrindeki subay ve astsubayların evlerine teftiş ziyaretleri yapar, istihbarat toplardı. Gazinodaki eğlence programlarına katılımı itina ile denetlerdi. (Kim katıldı/katılmadı, kim alkol aldı/almadı vs.) Bazı inançlı subay ve astsubay da mecburen 1 kadeh alkol almak zorunda kalırdı. Emrindeki subaylar kendisini geçip kurmay olurlar diye onların yurt dışına görev çıkışlarına müsaade etmezdi. Gazinoda bira satışı yasak olduğu halde muvazzaflar için bira ve rakı satışını serbest yapmıştı. Ama kolordu komutanı teftişe geleceği zaman tutuşur, tüm rakı ve biraları kasaları ile beraber gizlettirirdi selametli...

Uzatmayayım. Gördüğünüz gibi vatan aşkıyla yanıp tutuşurdu. Öldüyse rakısı çuprası bol olsun, yaşıyorsa da Allah hidayet versin.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Dayaksız Geçen Günlerin Ardından Sevinirdik

9. Jandarma Er Eğitim Alayı'nda 1991 yılında acemiliğimi yaptım.

Askerliği onurlu bir meslek olarak görürdüm hep, ancak yaşadıklarımdan sonra fikrim değişti. Dayak desen her gün. Dayağın olmadığı gün "aaa, bugün dayak yemedik" diye sevinirdik.

Askerlik yapmaya giderken sevinçle gittik. Orduda kalmayı bile düşünmüştüm. Askerlik bitince kışlaların etrafından bile geçemez oldum. Psikolojim bozulmuştu.

Çok büyük bir değişim lazım.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Define Avcıları

Askerliğimi 2008 yılında Kıbrıs'ta kısa dönem olarak yaptım. Hiçbir iş yapmadığım için askerlik yatarak geçti. Yani torpilli denilen sınıftaydım. Kıbrıs'a ayak basar basmaz saçma sapan işlerle askerlerin oraya buraya nasıl koşuştuğunu görünce insan büyük bir hayalkırıklığına uğruyor.

Efendim, bizim kahraman (!) bir tabur komutanımız vardı, zannediyorum binbaşıydı. O Ağustos'ta rütbe alacaktı kendisi; ancak definecilikten ordudan atıldı. Kahraman komutan, kışla nöbetçisi olduğu gecelerde nöbetçi er ve erbaşların ellerine kazma kürek verip askeri cip ile bir yerlere götürüyor, elinde bulunan Rumca haritaya bakıp kazı yaptırıyordu. Bir gece, iki gece, üç gece derken sona yaklaşılıyor. Asker çocukların söylediğine göre 1-2 günlük işleri kalmış. Sonrası komutanın vaat ettiği lüks arabalar, paralar vs.

Şükür ki sivil halktan birileri olayı polise intikal ettiriyor ve polisler bir gece iş üstünde kazma kürek suçüstü yapıyor.

Orduevi Kuaförü

Ben 2003 yılı, İstanbul Harbiye Orduevi'nde askerliğimi yaptım.

Büyük bir orduevi olduğu için birçok rütbeli askerin gelip gittiği bir yerdi. Ne ararsanız en kalitelisini en ucuza bulabileceğiniz bir yerdi. Ben başımızdan geçen olayı anlatayım.

Burada bayan kuaförü bölümünde hizmet vermekteydik. Ben daha yeniydim. Birgün kısım amiri başçavuşu M.Ç. bütün kuaförleri malzeme deposunun oraya içtimaya çağırdı. Hepimize bir güzel sopa çekti. Özellikle benim iki tertip üstüm arkadaşa öyle bir sopa çekti ki... Dövmekle kalsa iyi; pantolonunu, kazağını (sivil elbise ile hizmet veriyorduk) ve hatta atletini dahi paramparça etti. Çok ama çok aşağılayıcı bir durumdu doğrusu.

Çok şaşıracaksınız belki ama suçumuz bahşiş almaktı. Düşünsenize, sabah 8'de başlardı mesai, akşam 8'e kadar kesinlikle durmak yok. Sadece 20 dakika öğle, 20 dakika akşam yemeği... Çoğu zaman yoğunluktan dolayı yemek bile yiyemiyorduk.

Antidepresan İlaçla İdare Ettim

Ben Diyarbakır 7'nci Kolordu 2'nci Sınıf Askeri Ceza ve Tutukevi'nde askerlik yaptım.

Cezaevi müdürü bu sene yarbay rütbesine yükselen M.T., herkesin gözü önünde bir arkadaşı sadece habersiz şekilde çarşaf katladığı ve kendisini görmediği için bir karate çelmesiyle düşürdü, suratına ve göğsüne botuyla basarak "seni öldürürüm" diye defalarca tehdit etti. Sonra arkadaşı dövüp kenara attı... Darp-cebir raporu aldık. Ama sonucu söyleyeyim mi? Koca bir sıfır! Çünkü ben ne kadar uğraşsam da dayak yiyen arkadaş korkusunu yenip şikayette bulunamadı.

Sürekli olarak hem askeri hem de rütbeli personeli tehdit eden, aşağılayan, onlara hakaret dolu sözler eden bir birlik komutanı... İlk gittiğim anda anladım ki zor bir askerlik olacak; çünkü sorunlu, psikolojisi bozuk, üst rütbeliler konusunda yalakalıkta sınır tanımayan, insana ise değer vermeyen, küfürbaz, ikiyüzlü bir adam ile karşı karşıyayım.

Ölürseniz Aileniz Rahat Eder

Acemi birliğimi İzmir Yenifoça'da, usta birliğimi ise Muş İl Jandarma komutanlığı'nda 87/4 olarak yaptım. Sakın kimse yanlış anlamasın TSK'yı karalamak için yazmadım. Sadece içimi dökmek istedim. Aslında birsürü konu var; ama sadece bir tanesini anlatsam yeter.

Bir ara Köşktepe adında bir koruma sahamız vardı. Akşam saat 6'da nöbet başlardı, sabah saat 7'de biterdi. Yani kesintisiz olarak 12 saat nöbet tutardık. Günde ise sadece 4 saat uyuyabiliyorduk.

Bir ara bizim koruma sahamızda çatışma çıktı. Bir komutanımız şöyle dedi: "Size bir şey olursa devlet ne de olsa ailenize tazminat öder, sorun çıkmaz. Aileniz o parayla rahat eder". Bu laf benim çok zoruma gitti, dayanamadım: "Komutanım, biz de insan değil miyiz? Bizim ailemiz bizleri size sağsalim dönmemiz için emanet olarak gönderdiler."

Makine Mühendisinden İstenen İş

Yedek subay okulunda eğitimdeyken, koşarak bir teğmen geldi. Beş tane makina mühendisi lazım diyerek bizleri alıp bölük komutanının yanına götürdü. Komutanının odasına girdik. "Cip bozulmuş" dedi. Birbirimizin yüzüne baktıktan sonra yutkunarak: "Komutanım, okulda araçlar ve motorlarla ilgili çok kapsamlı bir bilgi edindik, ama pratikte bir cipi tamir edemeyiz" dedim.

Yüzbaşının cevabı hala kulaklarımda çınlar. "İteceksiniz oğlum, iteceksiniz!"

İsimsiz

Astına Kartal, Üstüne Güvercin

Kayseri Kısa Dönem Jandama.

Askerde en dikkatimi çeken şeylerden biri komutan denen şahısların askere aslan kesildikten beş dakika sonra, kendilerinden bırakın 1 rütbe üstünü bir sene kıdemlisini gördüklerinde kedi kesilmeleriydi. Az önceki yırtıcı kartallar gidiyor birden bire sakin uysal birer güvercin oluveriyorlardı.

Birgün bizim rütbeliye "komutanım 10-15 tane A4 kağıt alabilir miyim" dedim. Bir kükreyişi vardı ki "evladım, bunlar ordunun malı; nasıl oluyor da istiyorsun" diye. Neden sonra "komutanım üsteğmen istedi" deyince bir anda "hemen götür hemen götür" deyiverdi. Üstelik daha 2 hafta önce evini de ordunun malı olan askere taşıtmıştı.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Cephane Sayımı

Askerliğimi 2009 yılında, Antep 5. Zırhlı Tugay'da kısa dönem olarak yaptım.

Askerde bölüğümün ikmal çavuşu olduğumdan, ayda bir kere yapılan bölük cephanesi sayımına bir uzman ile birlikte ben de giderdim. Tuhafıma giden şey eğer o uzman çavuş o gün izinliyse veya başka bir görevi varsa sayımın o gün yapılamıyor olmasıydı. Çünkü sadece o olduğu zaman fişeklerin ve mühimmatın sayısı tutturulabiliyor, üstlere izah edilebiliyordu. Sayısı ve parti numaraları belli olan mühimmatın neden sadece bir kişi tarafından açıklanabildiğini ise anlamakta zorlanıyordum.

Katıldığım 4 sayımda da 250-300 adet 7,65 G3 mermisini jipe taşıdığımızı, komutanlar cephanelikten çıktıktan sonra da tekrar içeri koyduğumuzu çok iyi hatırlıyorum. O mermileri ben bir şekilde tugayın dışına çıkarsam kimse bana hesap bile soramazdı.

Yani açıkçası ordu elindeki malzemenin envanterini tutma ve hesabını yapma konusunda da tam bir fecaat. Ayrıca burada yazılanların hepsi birer suç duyurusu hükmünde ama bakalım biz bu suçların cezalandırıldığını görebilecek miyiz?

Sunguralp, bize ulaşan eski asker

Susuzluk Eğitimi

Yıl 2007, İzmir Yenifoça'da komando acemi eğitimi alıyorduk.

Yenifoça'yı bilenler bilir, Bekaa Vadisi gibi arazi şartlarının çok zor olduğu, insanlığın bittiği ve devreciliğin en üst seviyede olduğu bir eğitim birliğidir. Ağustos ayı olduğu için sıcaklık yüksek derecede, bölük ağır eğitimden gelmiş, tabur içtima alanında ayakta bekliyor. Herkes bir damla su arıyor içmek için. Sonra teğmen 10 dakikalık dinlenme süresi verdi. Herkes tuvaletlere koştu su içmek için, ama nerde! Rütbeliler asker su içmesin diye tüm su bağlantı şebekelerini kestirmiş. Kantin de kapalı olduğu için su içemeden 10 dakika doldu.

Yine toplandık, ayakta bekliyoruz. Teğmen yine sahneye çıktı, elindeki su şişesinden suyun yarısını içti ve geri kalan kısmını yere döktü. Gülerek bunların bize eğitim amaçlı yapıldığını söyledi. Askerleri saatlerce susuz bırakmak eğitimmiş.

Yine bir sabah, sabah içtiması için bölük binası önünde toplandık. Bot boyası olmadığı için botlarımı boyayamamıştım. Uzman çavuş görüp "bu ne lan" dediğinde "efendim boyam yok" demeye kalmadan suratıma iki tane yumruk yedim. Ben ne olduğunu anlayamadan "burda efendim yok lan" dedi. "Komutanım diyeceksin" dedi.

Bu zihniyet değişmediği sürece askerlik yapılmaz.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Seccadeye Makas Vuran Başçavuş

Ben de her Türk genci gibi vatan millet aşkıyla gittiğim askerlikten nefretle döndüm. Askerliğim rahattı çok şükür ama gördüğüm olaylar tiksindirdi beni.

Birgün bölükte arama vardı. Dolaplar darmadağın edildi. Aramada bazı askerlerin baba dediği ve yalakalık yaptığı bir başçavuş vardı. Bu insan, bir arkadaşımızın dolabında gördüğü seccadeyi elindeki makasla parçalara ayırmıştı. Bölüğün hemen 30 metre ilerisinde bizim bölüğe bağlı bir cami vardı halbuki! Ama bu adam camiye vermek yerine seccadeyi elindeki makasla kesmişti.

Daha fazla yazamayacağım sinirlerim gerilmeye başladı.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Köpeği G3 İle Öldürdü

Ben size askerlerin gözü önünde, bir yavru köpeğin bir astsubay tarafından katledildiğini anlatacağım.

Dış karakoldaydık. Bir tane yavru köpeğimiz vardı, karakolun maskotuydu. Komutan onunla oynardı, bazen de eğitirdi kendi usullerine göre. Birgün köpeğe ayağıyla vurmuş, köpek de komutana hırlamış. Hırlaması zoruna gitmişti herhalde, komutan buna ayağıyla vurmaya başladı. Hayvan kaçmaya çalışıyor, kaçamıyor.

Sonunda bunu köpek kulübesine bağladı. Başladı buna büyük büyük taşlar atmaya. "Komutanım yapmayın" diyoruz, "siz karışmayın, o bana sadık olacak" diyor. Hayvancağız feryat ediyor, sanki orada bir insan ağlıyor gibi... Allah şahidim olsun hayvanın yüzü kanlar içinde kaldı. Mecali de kalmadı, zor hareket ediyor. Komutan hıncını alamadı, gitti kulübeyi kaldırıp köpeğin üstüne attı. O halde bırakıp karakola geçti.

Bizim bir arkadaş köpeğin tasmasını çıkardı, köpeğe "oğlum git", diyor; "kaç" diyor; ama hayvancağızın mecali kalmamış. Derken astsubay geldi. "Bu köpek daha bir şeye yaramaz" diyerek G3 ile hayvanı orada vurdu. Kanımız donmuştu. Böyle bir insan olabilir mi? Sadece kendi egosunu tatmin etmek için bir hayvanı işkenceyle öldürüyor.

Ben bu astsubayın bu vatana bu millete faydalı olacağını düşünemiyorum. Bir insanda merhamet duygusu yoksa o insandan her şey beklenir.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Askerde Neler Öğrendim?

Askerliği rahat bitirebilmek için hep birileriyle arayı iyi tutmak gerekiyor. Az nöbete gidip çok çarşıya çıkmak için bölük yazıcısıyla; çay içebilmek için çaycıyla (ki çaycı kendi arkadaşına çay doldururken, "çay var mı?" diye soran başka birine rahatlıkla çay kalmadı diyebilen bir bünyedir); istihkakın biraz fazlasını yiyebilmek için yemekhanecilerle; sabah biraz fazla uyuyabilmek için koğuşçuyla; içki reyonunu kullanabilmek için kantin sorumlularıyla; yırtılan botun veya eskiyen kamuflajın yerine biraz daha iyi durumdakini alabilmek için depocuyla; telefonu kullanarak eş dostla görüşebilmek için santralcilerle; dışarıdan yemek söyleyebilmek için nizamiye nöbetçi subayı/astsubayı ile; çarşı dönüşü telefon, müzik çalar, cd, flash disk ve bilimum yasak maddeleri sokabilmek için nizamiye görevlileriyle; sık sık evci iznine çıkabilmek için sırasıyla bölük yazıcısı, bölük astsubayı ve bölük komutanıyla; orduevi varsa ve yemek söylemek icap ederse buradan bir kaç kişiyle... velhasıl uzar gider bu.

Terhis olurken bile bunların birçoğuyla iyi olmak gerekiyor, zira ilişik kesme kağıdını götürdüğünde anandan emdiğin sütü burnundan getirebilirler.

Sonra bana soruyorlar, "askerde ne öğrendin" diye. Yalakalığı, nabza göre şerbet vermeyi, yalan söylemeyi, en önemlisi beş para etmez adamları sırf rütbesi var diye adam yerine koymayı...

İlker Şamcı, bize ulaşan eski asker

Eğreti İşler

2010 yılında Haziran ayı... Doğubeyazıt 1. Mekanize Piyade Tugayı'nda askerdim.

Bölük komutanımız hepimize "götveren şerefsizler" hatta "o. çocuğu" derdi. Kimseyi sevmezdi.

Birgün garajda nöbet tutuyorum. Garajın yarısı lağım. Her şey sinek, pislik... Kamyonlarla kapatılması için kumlar geldi, döküldü. Biz de kepçe bekliyoruz, gelsin de kapatsın diye. Çünkü bayağı büyük bir alandı. 3 hafta kepçe gelmedi. Bölük komutanı nöbetçilere ve birkaç askere küreklerle kapatmalarını emretmiş. İnanın attığımız kum kayboluyordu lağımın içinde. Derinmiş.

Benim askerliğim Kasım'da bitti. Giderken son kez baktım; daha yarısı duruyordu. Koskocaman birlik bir kepçe yollayamadı.

Yemekleri anlatmaya gerek yok. İçinden kurt-ip-kıl her şey çıkıyordu. Gelirseniz askere görürsünüz. Doğu daha kötü.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Askerin Çocuk Gibi Ağlayışı

Ben askerliğimde değil de sivil hayatımda iken rastladığım bir şeyi yazmak istiyorum. Evet, yazmak istiyorum.

2003 senesinde Kartal'daki Yapıkredi bankasında kuyruktayım. Önümde de bir er vardı. Bayağı bekledik. Bir 20 dakika kadar sonra askerin yanına bir teğmen geldi, omzundan tutarak kendine çekti, kulağına bir şeyler fısıldadı. Gitti, ama hemen geri geldi. Yine aynı hareketi yaptı. Askerin üniformasından küstahça çekti ve kulağına bir şeyler fısıldayıp bıraktı.

İnanır mısınız, o asker bankada o kadar utandı, o kadar rencide oldu ki... Resmen kıpkırmızı oldu. Başını aşağıya eğdi. Botunun üzerine gözyaşlarının düştüğünü hatırlıyorum. Ağlıyordu. O askerin sessizce, çaresizce, çocuk gibi ağlayışı hala aklımda.

İsimsiz

Askerliğin Yanından Geçmem

1998 yılında askere gittim. Siirt'te askerlik yaptım. Hani eskiler vatan sevgilerini anlatmak için "tekrar çağırsalar tekrar giderim askere" derler ya, ben öyle salakça ve insanlık dışı şeyler gördüm ki askere değil gitmek, askerliğin yanından geçmem.

Askerin sırtına 20-25 kg mühimmat, duruma göre de taş yükle; eğitim adı altında saat tutarak bir tepeye koştur; zamanında gelemezse döv, söv, hakaret et... bu ne biçim bir düzen, bu ne biçim bir eğitim anlayışı? Nasıl, ne biçim bir düzen kurulmuş ki insanların o an sesi soluğu çıkmıyor?

"Ah şimdi olsa öyle yapmazdım, şöyle yapardım" diyorsunuz; ama iş işten geçiyor. Gençliğimin en güzel yılları Güneydoğu'da kayboldu. Ne yaptım, devlete-millete ne hizmetim oldu? Kocaman bir hiç! Orada rütbelilere hizmet edeceğime keşke herhangi bir kamu kuruluşunda b.k temizleseydim daha iyi olurdu. Hiç değilse adam muamelesi görürdüm.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Askerde Ayran Nasıl Yapılır?

Askerliğimi 2005 yılında 305. kısa dönem er olarak yaptım. Acemi birliğim İzmir Deniz Er Eğitim Tugayı idi.

Yaklaşık yüzde sekseni torpillilerden oluşan bir yer. Torpile örnek vereyim: Yan ranzamda yatan büyük bir tekstil firmasının sahibinin oğlu idi. Abisinin tavsiyesi üzerine kendisine aynı yerde askerlik ayarlanmış. Zaten usta birliğini de Çeşme'ye ayarladı ve orada yaptı.

Koridorlarında borsa konuşulan bir birlik. Eğitime güneş kremleri sürülüp çıkılıyordu. Torpil öyle boyutlardaydı ki bazıları tüm acemiliğini gazinolarda, büfelerde otura otura yaptı. Burada askerlik yapanların çoğu zengin kişilerin şımarık çocuklarıydı. Bulaşık yıkamak pek hoşlarına gitmiyordu. Benimse eğitim yapmak hoşuma gitmiyordu. Anlaşıp onların yerine yemekhanede ben çalışıyordum. Yemek yaparak ve bulaşık yıkayarak 28 günlük eğitimin 12 gününden yırttım. Ama asıl anlatmak istediğim daha başka.

Birgün yemekte ayran çıkacaktı. Yaklaşık 1000 kişilik ayran yaptık. Bu ayranı nasıl yaptığımız çok ilginçtir: Yaklaşık 500 adet 200 ml'lik yoğurdu kesip kazana doldurduk, üstlerine su kattık. Ulan ya 1000 ayran al veya 5 kiloluk 10 kiloluk yoğurtları kullanarak ayran yap. Bu nasıl bir akıl? Şimdi sizce burada bir rant dönmüyor mu?

Ha bir de askere ekmeği bayatlatıp verirler, az yesinler diye. Ne tasarruf düşkünü komutanlarımız var, değil mi? Böyle vatansever askerler oldukça sırtımız yere gelmez.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Gıcıklık Olsun Diye

Askerliğimi 1997 yılında Balıkesir'de asteğmen olarak yaptım.

Amirim kıdemli bir albay idi. Çalıştığımız yerde bulunan sivil memur, asker ve subayları kendi güttüğü koyunlar olarak görüyor, bu kişilere hakaret ve dayak atarak kendi ruh hastalığını yansıtıyordu. Ben sadece bir hatıramı paylaşmak isterim.

Askerliğim sırasında sözlü idim. Nişan yapılması için cumartesi gününe anlaşılmış. Ben de daha önceden albaydan izin almıştım. Zaten memur mesaisi gibi çalıştığımızdan akşam 5'ten sonra, bir de cumartesi ve pazar tatil günümüzdü. Nişan İstanbul'da gerçekleşeceğinden ve İstanbul'un Balıkesir'in garnizon hudutları dışında olmasından ötürü, albayım sağ olsun haftasonu cumartesi için bir gün izin verdi. Fakat "pazar günü seni burada göreceğim; çünkü tatbikat yapacağız" dedi.

Ben cumartesi nişanı yaptım. Gece saat 01:00 otobüsü ile yorgun argın yola çıkarak sabah 07:00'de vazife başına geldim. Fakat piyasa sakin... Nöbetçiler haricinde kimse etrafta yok. Anladım ki bizim albay dalgasına, eziyetine veya gıcıklığına beni çağırmış. Ne de olsa oradaki kanun koyucunun kendi olduğunu düşünüyor. İtiraz hakkınız yok.

Şu anda askerdeki kardeşlerimizi Allah'a emanet ediyorum.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Eğer Kurşunları Üstlerine Sıksaydı

Tunceli İl Jandarma Komutanlığı, 2000 yılı.

Üst devre arkadaşımı görev yaptığı köy karakolundan getirip 8 ay boyunca jandarma binasının restorasyon işlerini yaptırdılar. İzne gitmek için defalarca bölük komutanıyla konuştuysa da gönderilmedi. Çıkan tartışma sonrası savunması alınarak 1 hafta hapis yatmak zorunda kaldı.

Bundan daha ağır gelen şey ise karakolun dış cephe boyası yetmediği için bütün personelin önünde hakarete uğraması, karşılık vermesi, çıkan tartışmada silahına davranıp havaya 1 şarjör boşaltması ve tezkeresine 3 hafta kalmışken zindana girmesi... İnanın çok üzmüştü bizleri bu durum.

Tek sevindiğim arkadaşımızın tüm şarjörü havaya sıkmış olması. Üstlerine sıksaydı o sabah bütün rütbeliler ölebilirdi. O zaman da şehit sayılırlardı. Tazminat talep edilirdi devletten.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Tüyü Bitmemiş Yetimlerin Hakkı

Yemin töreninden sonra atış eğitimleri başladığında, herkese ilk önce üç köşe teşkil yaptırılır. Temel eğitimden sonra silaha konan gerçek mermilerle atış alanına gidilir, 25 metreden o lanet kağıda ateş edilir. Diğer acemilerin silahları hemen yanınızda patladığı için baskı altındasınızdır. Gene de en azından kağıdı vurdum deyip kendinizi avuturken bölük komutanının bir anda ana avrat bölüğün önünde size sövüp sayması adama ne çok koyar bilen bilir.

İşin içine ananızı-bacınızı karıştırdığı için o an silahta bir mermi daha olsa ya kendinize ya da o rütbeliye sıkacak kadar insanın fevri dönse de kuyruğu kıstırıp hiç birşey yapamazsınız. Diğer turda "ya yine yapamazsam" psikolojisi ile atış alanına varır, sıranızı arkadaki arkadaşlarınızla değişmek istersiniz. Ancak herkeste aynı telaşın olduğunu anlayıp çaresiz bir şekilde sıranın size gelmesini beklersiniz.

Üsteğmenin bize söverken "tüyü bitmemiş yetimin hakkını sen nasıl çarçur edersin" demesi hala gözlerimin önünde.

Usta birliğimi Tunceli'de yaptım. Galatasaray'ın UEFA kupasını aldığı gece biz dağda pusuda beklerken, kutlama yapmak adına bir anda her şeyden habersiz Tunceli semalarının izli mermiler ve aydınlatma fişeği ile aydınlanması, aklıma hep o üsteğmeni getirir.

Birgün Tunceli'de 2 teröristi sıkıştıran kocaman askeri birliklerin ve havadan Cobra helikopterlerinin karavanaya sıktıkları mermileri ve roketleri görünce içimden gene "tüyü bitmememiş yetimlerin hakları" sözü geçti.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Bu İnsanı Nasıl Böyle Yarattın?

Ben askerliğimi 2009 yılında Kıbrıs'ta Mevlevi Taburu'nda, yani 2. Tabur'da yaptım.

Bir bölük komutanımız vardı, adını anmak bile istemiyorum, Ö.K. Allahım böyle bir adam olamaz. Bu adam altındaki rütbelilere ve askerlere yapmadığını bırakmadı. Kendisi hiçbir ise karışmaz, yapması gereken işleri diğer rütbelilere yaptırırdı. Kendisi de sabahtan akşama kadar bilgisayarın başından kalkmaz, mesai bitiminde de eve kaçardı. Garibim diğer rütbeliler de verdiği görevleri yapmak için çırpınırlardı. Adamın arkasında 3 tane haberci dolanır, biri evinin bahçesini sular, biri arabasını yıkar, biri de sabahtan akşama kadar bu adamın kapısında beklerdi.

Hep düşünürdüm "Allahım bu insanı nasıl böyle yarattın" diye. Kendinden başkasını düşünmeyen, kendini çok akıllı zanneden gerizekalı birisiydi.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Albay Rıdvan Özden'e Yapılan Suikast

Uçak kazasında şehit düşen eski Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis’in ekibinden olan Albay Rıdvan Özden, İstanbul’da kaçakçılık faaliyetlerinin üzerine gitti. Akaryakıt kaçakçılığında kullanılan araçların jandarmaya ait tesislerden birinde saklandığını belirledi. Olay yargıya taşındı. 1994 senesinde tayini Mardin’e çıktı. Mardin’de görev yaparken sınırda JİTEM’in PKK ile koordineli yaptığı kaçakçılık ve uyuşturucu sevkiyatını ortaya çıkardı. Bazı görevliler hakkında dava açılmasını sağladı. Kasım 1994’de Mardin’de resmi aracına kurulan pusudan kurtuldu. 12 Ağustos 1995’te iki korumasıyla birlikte öldürüldü.

Aşağıda Rıdvan Özden’in eşi Tomris Özden’le yapılan mülakatı okuyoruz:

Eşinizle nasıl tanıştınız?

Eşimle 1974’te tanıştım, Urfa’da. Babam orada görevliydi. Ben de bankacıydım. Eşim de ilk kurasını çekip oraya gelmiş. Böyle tanıştık eşimle, ondan kısa bir süre sonra da evlendik.

O zaman görevi neydi?

O, 1974’te üsteğmen olarak geldi. İlk olarak Urfa’da jandarma birlik komutanıydı. Ben liseyi yeni bitirmiştim, yeni bankacıydım, İş Bankası’nda. Astsubay değildi, subaydı.
(---)
Nerede evlendiniz?

Düğün Urfa’da oldu. Eşim çok iyi bir insandı ama duygusal anlamda biraz... Geçmiş zaman. Çok modern bir insandı eşim, çok iyi bir insan, aşık olduğum insan. Kayınvalidem ve ev işleri iyi gidiyordu. Derken işte hamilelik, derken asker aileleriyle şeyler. Çok iyiydi ama bir şeyler ters gidiyordu. Yani ayrı dünyalarda yaşıyoruz. Ben en basitinden üniversite okumak istiyordum, çalışmak istiyordum. Ama o beni edilgenliğe mahkum ediyor; asker camialarında kısır yapan, pasta çörek yapan, komutan hanımlarının elini öpen bir kadın olmamı istiyordu. Çünkü çok güçlü bir adam, çalışkan, paşa olacak. Ben bunları yapmıyordum.

Bazen Seven Bazen Döven İktidar

2002-2003 yılları arasında Kıbrıs'ta Orgeneral Eşref Bitlis Kışlası'nda askerliğimi yaptım.

Nöbetçi çavuş kolluğunu taktığım birgün, akşam yemeğinde yemek dağıtımını kontrol ediyorum. Bu arada uzman çavuş M. geldi oturdu ve yemeğini yemeye başladı. O gün yemekte kadınbudu köfte vardı ve her askere iki tane köfte verilmesi gerekiyordu. Yemek dağıtımı yapan çocuklardan bir tanesi "F. Abi, (askere tecilli olarak gittiğim için yaşım büyüktü, çocuklar genelde "abi" diye hitap ederlerdi) M. uzmanımız iki tabaktan birer tane köfte aldı" dedi. Çocuğu yanıma aldım, o tabakları da yanına almasını söyledim. Uzmanın yanına gittik. Uzmana "komutanım, askerlerin tabaklarından birer tane köfte almışsınız, tabaklar burada, lütfen fazla olarak aldığınız köfteleri verin" dedim. Bunun üzerine uzman ayağa kalkarak "lan zaten sana gıcık oluyorum, s.tir git, yemesin i.neler" dedi ve yakamı toplayıp bir yumruk salladı.

Eğer PKK'li Olsaydım...

Yıl 1995, yer Ankara. 4. Ana Jet Üssü'nde uzun dönem er olarak askerliğimi yaptım.

Doğulu olduğum için bölük komutanı yüzbaşı bana görev vermezdi. Doğu'dan gelenler sadece nöbet tutar ve iş mangasında çalıştırılırdı. Birgün askerler arasında muhafız seçimi vardı. Seçimlerde 14 askerden 12 tanesi göreve seçilirken ben ve diğer arkadaşım Doğulu olduğumuz için göreve alınmadık.

Sonra bölük komutanının bozulan bisikletini tamir etmem için beni çağırdı, elimden böyle şeyler geliyordu. Ben bisikleti tamir ettikten sonra tekmil vermek için karşısına çıktım. Doğulu olduğumu biliyordu. Bana "sen Kürt müsün" diye sordu. "Evet" dedim. Sonra bana "senin PKK ile bir ilişkin var mı" diye sordu. "Eğer PKK ile ilişkim olsaydı, karşınıza Türkiye Cumhuriyeti askeri olarak değil, dağda sizinle çatışan biri olarak çıkardım" dedim.

Ama bu soruyu hiç unutmadım ve hayatım boyunca da unutamayacağım.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Gördüm de Gördüm İşte

Askerliğimi 2000 yılında Gaziantep'te 5. Zırhlı Tugay'da yaptım.

O vakitler 28 Şubat'ın artçı sarsıntılarının devam ettiği vakitlerdi. Tugay komutanı olacak adamın bütün tugayı bir araya toplayıp "bundan sonra ülkeyi biz yöneteceğiz; kaymakamları, hakim-savcıları biz eğitip göndereceğiz" diye hava attığı zamanlardı. Tugay kurmay binbaşısının tugayda nöbetçi olduğu zamanlarda, tugaya karı getirip alem yaptığı zamanlardı.

Kısa dönem öğretmenlerin tabur komutanların çocuklarına ders verip tugay komutanından takdirname ve plaket aldıklarını gördüm. Tugay komutanının karısına rüşvet olarak verilmiş son model Megane marka otomobile bir askerin şoför olarak görevlendirildiğini ve bir başka askerin koruma olarak verildiğini gördüm. Tugay aile kantininde dönen dolapları, tugaydaki askerlere hizmet veren kantinde dönen dolapları gördüm. Levazımda bir arkadaşımızın bu dolaplara tahammül edemediği için ve sırf "olmaz böyle şey" dediği için disiplin cezası yediğini gördüm.

Bölük komutanının üstünde namaz kılınıyordur diye bir tahta parçasını bütün bölüğün önünde parçalatıp yaktığını gördüm. Gördüm de gördüm işte...

Bu sistemle asla adam olmayız. Askerlerin insan olma hakkı yok iken, askeriyeyi siviller denetleyemezken askeriye asla adam olmaz.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Neden Açlık Grevi Yapıyorum?

Vicdani retçi İnan Süver'in Ekim 2010'da Buca Askeri Cezaevi'nden yazdığı mektup

15. Koğuş dedikleri yer 2 metre genişliğinde, 3.5 metre uzunluğunda 10 hücreden oluşuyor. 10. hücrede Memed, 9. hücrede ben kalıyorum. 7. ve 8. hücreler boş. Memed'in yalnızca sesini duyabiliyorum. Memed ODTÜ mezunu, turizmci. Suçunu bilmiyorum. Sürekli bağırıp tepiniyor. Akli dengesi yerinde değil. Elbiselerini ve verilen battaniyeyi yırtıp, duvarları yumrukluyor.

Dün sabah 04'te uyandırdı beni. Geceyarısına kadar bağırıp durmuştu. Bazen acayip oynak şarkılar söylüyor. Bazen üşüyorum diye inliyor. Bazen de, "basurum var, götüm acıyo" diye ağlıyor. Memed sürekli olarak etrafa sıçıyor. Osuruk ve bok kokusundan bazen baygınlık geçiriyorum. Ancak gardiyanlar gelip acımasızca vurduklarında içim eziliyor. Üzülüyorum. Memed'le bazen sohbet ediyoruz. Mesela ben "Ankara" diyorum o "götüm kara" diyor. Böylesi sohbetler...

Burdaki gardiyanların bazıları iki ayaklı hayvan. Aslında hayvan da denmez bunlara. Bana Memed'e davrandıkları gibi davranmıyorlar. Yani aslında benimle hiç konuşmuyor, yüzüme dahi bakmıyorlar. İlk gece battaniye, yastık ve çarşaf vermediler. Bir tek üzeri önceden kanlanmış bir sünger döşek verdiler. Eşimin bana getirdiği yeni, giymeye kıymadığım elbiselerin tümünü üşüdüğüm için üstüste giyip bu kanlı döşekte uzanmak zorunda kaldım.

Sigara ve su da vermiyorlardı. Suyu çeşmeden avucumla içtim. Ertesi gün su ve sigara verdiler. Bu sabah ise müdür odasına çağırdı beni. Gittim, daha ağzımı açmadan, "vatan haini misin ulan, atın bu vatan hainini 17'ye" diye bağırdı.

Burası daha beter. Kedi büyüklüğünde, cesur, kaçmayan farelerle dolu.

Sanki Vatan Sırf Onların

Bu vatan için can vermek tüm Türk gençlerinin hayalidir. Ne de güzel uğurlanırız askere... Annemiz bir parça ekmeği ısırtıp yarısını saklar, nasibi onu beklesin diye... Sanırız ki o coşku ile gittiğimiz yerde de aynı coşkuyla karşılaşacağız.

Ama öyle olmadığını daha nizamiyeden içeri girdiğinde anlarsın. İlk günler düşünürsün, belki askeri terbiye için bu böyledir diye... Aradan günler ve aylar geçer. Acemi birliğinde gördüğün eğitim ve disiplini hayra yorar, doğuda görev yapacağını bildiğin için bunun gerektiğini düşünürsün. Günlük iki ya da üç saat uykuyla ve saatlerce süren eğitimle doksan günlük acemi birliğini tamamlarsın. Parası olan ailesinin yanına gider, bir hafta özlem giderir. Parası olmayanlar ise verilen 12 TL ile usta birliğine gider.

Usta birliğinde her şeyin düzeleceğini düşünürsün; fakat orada da devrecilikle karşılaşırsın. Komutanınından yakın ilgi beklersin, şefkat beklersin; fakat nafile... Rütbeliler ya, sanki vatan sırf onların. En basitinden cep telefonu kullanıp ailenle, yakınlarınla, sevgilinle veya eşinle konuşmak istersin. Tamam, elbette askerlik çocuk oyuncağı değil; fakat oraya giden ne çok kınalı kuzu, ailesine düşkün ne çok çocuk var. Bunları subaylar böyle düşünmez, emin olun. Senin varlığın onlar için amele yığınından başka bir şey ifade etmez.

Asker, Eğlen!

Sipil Dağı'nın eteğinde, yani Manisa'da askerlik yaptım.

En garibime giden olaylardan biri astsubay ve uzmanların akşama kadar harıl harıl yanan sobalı odalarından çıkıp: "Ne o, hepiniz titriyosunuz! Asker adam üşümez, bana bakın, ben üşüyor muyum?" demeleriydi... Koğuşlarımızın sıcaklığı bile onların kullandıkları odaların sıcaklığının üçte biri bile olmuyordu.

En garip ve aslında trajikomik olaylardan birisi ise şuydu: Bir yılbaşı akşamı koğuşumuza gelen (tam hatırlamıyorum) bir çavuş veya onbaşının "arkadaşlar, emir geldi, bugün herkes mehmetçik gazinosunda eğlenecek" demesiydi. Eğlenmek için gittik gazinoya: Asker eğlenecek! Bir düdük sesi... Dönüp bakıyoruz, bıyıkları yeni terleyen bir astsubay herkesi yerine oturtuyor: "Arkadaşlar eğlenin dediysek, biraz daha yavaş eğlenin. Sakin sakin eğlenin, bakın birazdan kuruyemişlerinizi de dağıtıcam"

İsimsiz bize ulaşan eski asker

İhtiyaç Torbası Nedir?

Vatana hizmet için evlatlarını davul-zurnayla askere gönderen bu yüce milletin evlatlarına askerlik esnasında kimi subay ve astsubayların onlarca yıldır uyguladıkları işkence ve zulümlerin, hatta bazen düşman esir kamplarını dahi aratmayan barbarlıklarının açık yüreklilikle gündeme getirilmesine önayak olduğunuz için sizleri kutlarım. Bu yazım Türkiye’nin en güvenilir kurumunun içinde neler döndüğünün küçük bir örneği olacaktır.

Sene 1984. Yer: Diyarbakır. Silvan 10. Jandarma Er Eğitim Alayı.

N.T adında bir binbaşı var. Kantini ve çay ocaklarını adeta haraca bağlamış, askerin üç kuruşuna göz dikmiş, hepsini soyup soğana çeviriyor. Jandarmaya verilen cüzi maaştan dahi kimseye kuruş verilmezdi. Oradaki soygunlara birkaç örnek: Çarşı iznine çıkan usta erlerin dışarıdan traş malzemesi, mendil, jilet, ayakkabı boyası, mektup kağıdı ve zarfı, kalem, bisküvi vs. getirmesini yasakladı. Çünkü bunlar kantinde satılıyor. Ama dışarıda yüz liraya satılan bir permatik kantinde 500 lira. Dışarıda yüz lira olan bir bardak çayın fiyatı alaydaki çay ocaklarında beş yüz lira... Bölgede henüz terör yok; ama acemi erlerin dışarıya çarşıya çıkmaları yasak. Tüm ihtiyaçlarını alay içindeki kantinden gidermek zorundalar.

Binbaşı N.T. En sonunda “ihtiyaç torbası” adı altında bir torba icat etti.

Askerde İlk Üç Günüm

Askerliğimi 319. kısa dönem olarak Gaziantep 5. Zırhlı Tugay'da yaptım.

Anlatacak çok fazla şey var. Bizi en olumsuz etkileyen olaydan başlayayım. Birliğime 12 Aralık'ta teslim oldum. Bilenler bilir: Aralık celbi, kısa dönemlerin en yoğun olarak gittiği celptir. Biz de toplam personel sayısının 3000-3500 kişi olduğunu tahmin ettiğim bir birliğe 500 küsur kısa dönem olarak gönderildik. Biz gitmeden önce listeler oraya ulaştığı için tugayda bizim kaç kişi oraya geleceğimizi daha önceden bildiklerini söylemeye gerek yok sanırım.

Saat 5'e doğru birliğime teslim oldum ve uzunca bir sıranın bizi beklediğini gördüm. Soğukta sabit durmanın insanı nasıl üşüttüğünü anlatamam. Daha sonra işlemlerin yapıldığı binaya nihayet girdiğimizde bu iş için tek bir askerin görevlendirildiğini görmüştüm. O gün 500 kişinin ilk giriş işlemlerini tek bir kişiye yaptırdılar. O gün anlamıştım amaç işleri en uzun ve en sancılı biçimde yaptırmaktı. Bekletmek, uzatmak, zorlaştırmak hep bunun için. Tüm işlemlerimiz bitip kalacağımız koğuşa ulaşıp yatabildiğimizde saat gece 2'yi geçiyordu.

İnan Süver'in Cezaevinden Başbakana Yazdığı Mektup


Askere gitmeyi reddeden İnan Süver, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a yazdığı mektupta bir sivil ölü haline getirildiğini söylüyor, bu sebeple idamını istiyor. 2001'den beri devlet "ben kimseyi öldürmem" diyen İnan Süver'in hayatını çalıyor. Ama o gene de "öldürmektense ölmeyi tercih ediyorum; ben buradayım, buyrun!" diye sesleniyor.

İnan Süver'in cezaevinden yazdığı mektup:



Size bu mektubu kural ve yönetmeliğine uymadığımdan dolayı diğer mahkumlardan ayrı, tek başıma kaldığım 20 metrekarelik koğuşumdan, gecenin 03.20 sinde, uykusundan çoğu zaman olduğu gibi bağırarak uyanmış, gecenin karanlığında kimsesizlik ve yalnızlık bunalımına düştüğüm anlarda yazıyorum.

23 Temmuz 2001 yılından bu yana ısrarla ve inatla asker edilmek isteniyorum. Oysa ben 3 çocuk babası/inşaat işçisi/kimsenin tavuğuna kış/kimsenin de kedisine pisi pisi etmemiş/bilerek ince belli kara karıncayı incitmemiş/hep güçsüzden/hep kaybedenden yana olmuş(futbolda bile hep küme düşme tehlikesinde olan takımları tutmuş)/asla kimseye hükmetme derdinde olmayan, aynı zamanda kimsenin de emrine girmeyen, yalnız doğmuş, yalnız gömüleceğini bilen, buna göre yaşamak isteyen biriyim. Hal böyle iken 17 bin faili meçhul cinayetin işlendiği/4000 köyün yakıldığı/köylerinden yurtlarından zorla şehirlere göç ettirilen milyonlarca aç perişan yaşamların olduğu/50 000 gencin öldürüldüğü/kardeşin kardeşe düşman edilip kinlendirildiği/milyonlarca gencin ruhsal rahatsızlıklara itildiği/binlercesinin de intiharlara sürüklendiği lanet savaş ve savaşma sanatı denen askerliği yapamıyorum, yapmıyorum. Ana kuzusu, tığ gibi, sakalı doğrudüzgün çıkmamış gençlerin de yapmasını istemiyorum.

Bu lanet savaşınıza kimsenin, tek bir gencin bile katılmaması için ne gerekiyorsa var gücümle yapacağım. 9 yıldır düştüğüm asker kaçaklığı durumu ile vatandaş olarak hiçbir hakkımdan yararlanmadım. Sivil ölü olarak çok zor koşularda yaşadım.

Git Anana Telefon Et

Kilis Martavan 1. Hudut Taburu 4. Bölük'te askerdim.

Askerler arasında devrecilik yüzünden kavga çıkmıştı. T. isminde bir üsteğmen vardı. Kavga eden arkadaşlardan birine onlarca askerin önünde: "Sen delikanlısın değil mi? Kavga ettin ya, annen senle gurur duyuyordur şimdi. Bak orada telefon kulübesi var. Git anana telefon et, onu s**tiğimi söyle. Hadi ara." diye küfürler etmişti. Olayın ardından bölük komutanı O.S. bu iki tertipteki tüm askerleri dövmüştü.

Askerlik yapanlar askerde nasıl dayak atıldığını bilirler. Beyniniz sarsılır. İnsan bir gün kendine gelemez. Biz oraya subayların lojmanlarının merdivenlerini yıkamaya, bebeklerine babysitter'lık yapmaya, subay-astsubayların aptal komplekslerinin kölesi olmaya gitmiyoruz. En azından çocuklarımızın bizimle aynı kaderi paylaşmaması için uğraşalım.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Komutan Görmesin

Askerlik yaptığım tugaya içinde generallerin de olduğu bir heyet geleceği söylendi. Bir arkadaşımla birlikte çavuş olarak bize verilen görev şuydu: Acemi askerleri eğitim alanının yanıbaşında bulunan gazinoda tutmak, hiçbir şekilde dışarı çıkartmamak. Diğer bölüklerdeki askerler için de aynı uygulama yapılmış. Bu olaydan kısa bir süre önce teftişe gelen albaya görünmemek için birkaç uzmanın canhıraş bir şekilde kaçışına ve buldukları ilk kuytuya kendilerini attıklarına da şahit olmuştum.

Generaller ve albaylardan gizlenen askerler cüzzamlı, vebalı insanlar mı? Neden bu tarz ziyaretler esnasında askerlerin dışarıda görünmesi istenmez? Aslında nedeni basit: Her şey şekil askerde. Ortalıkta gezinen askerin ya kılığı-kıyafeti düzgün değilse, ya ziyarete gelen rütbelilerin gözüne bir olumsuzluk takılırsa?

Eminim o gün ziyarete gelen general ve albaylar da kendi görev yaptıkları yerlerde aynısını yapıyorlardır.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Komutanın Oğluna Hizmetçilik Yaptım

Ben Manisa 1. Piyade Tugayı'nda haberci olarak askerlik yaptım.

Komutana habercilikten çok oğluna hizmetçilik yaptım. Askerlik görevini yerine getirmeye gelmiş bir kısa dönem tüm askerliği boyunca komutanın oğluna özel olarak satranç dersi verdi.

Grip salgını vardı. Arkadaşlarım acile ateşler içinde yürüyerek götürüldüler. Oysa devletin arabasını ve benzinini komutanın oğlunu taşımak için çok kullandık biz. Devlete hizmet edenler hastahaneye yürüyerek giderken, komutan çocukları devletin arabası ve benzini ile her yere gidebiliyorlardı. Adalet mi bu?

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Vatan Her An Kurtarılmayı Bekliyor

Evet, artık bu rezillikleri anlatmanın vakti geldi. Herkes gibi ben de askere gitmeden önce ordunun güvenilir bir kurum olduğunu sanıyordum, ama öyle değilmiş.

Yakın bir zamanda Ankara'da kısa dönem olarak askerlik yaptım. Bizi insan yerine koymuyorlardı. Afedersiniz, bir itten farksızdık. Çeşit çeşit hakaretler işitiyor, küfür yiyorduk. Eğer kendimi tutmasaydım şimdi cezaevinde olacaktım. Size iki olay anlatacağım.

Birgün birliğin santraline beni tek başıma koydular. Düşünün, yerime bakacak biri olmadığı için tuvalete bile gidemiyorum. Bu şekilde 4-5 saat idare ettim; sonra dayanamadım santrali bırakıp tuvalete gittim. Ben 5 dakika tuvaletteyken o günkü nöbetçi amir binbaşı aramış. Beni bulamadığı için daha sonra santrali bastı ve bana hakaret etti, kafamı koparacağını söyledi. İtirazım üzerine "gerekirse leğen koy buraya s.ç" dedi.

Devletin Size İhtiyacı Yok

Ben Sivas 178. Piyade Alayı 2. Tabur 2. Bölük'te kısa dönem askerlik yaptım. Şahit olduğum çok yolsuzluk oldu. Sadece birkaçını sayacağım.

Askerlere devlet tarafından çok cüzi bir maaş verilir. Fakat bizim bölük komutanı maaşları dağıtırken çay ve şeker gideri olarak (çay içmek isteyenler zaten parasını ödüyordu) para kesintisi yapıyordu. Kısa dönemler olarak (yaklaşık 12-13 kişi) kısık sesle de olsa itiraz etmeye başladık. Bölükteki asker sayısı fazla idi. Bu kadar askerden toplanan paraların çok tuttuğu kesin.

Bölük komutanının kulağına itirazlarımız fısıldanınca bizleri odasına çağırdı. Küfür etmedi. Sadece "devlet sizden büyük; devletin size ihtiyacı yok, sizin devlete ihtiyacınız var; ne olmuş biraz para vermişseniz; ayıptır bu yaptığınız" diye konuşup bizleri gönderdi. Yıllar geçmesine rağmen hala ne demek istediğini çözmüş değilim. Devletin bu paraya ne ihtiyacı vardı anlayamadım.

Zİyaretçİ Sayısı