Bu sitenin çıkış noktası umut. Bu ülkeye barış gelecekse herkesin ama herkesin emek vermesi gerektiğine inanıyoruz. Farklı seslere kulak vermenin, paylaşmanın ve konuşmanın vicdanları dirilteceğini umuyoruz. Yaşadıklarımızı paylaştıkça beylik ezberler yerini gerçek insanların yaşadığı gerçek sorunların tartışılmasına bırakacak.

Asker olarak doğulmuyor, bizlere nasıl asker olunduğunu anlatmanızı bekliyoruz.


*Facebook'ta "Askerler Anlatıyor" sayfasına üye olabilirsiniz: Tıklayın

Kumé Namussuziyé: Kürt Olarak Askerlik Yapmak

Geçen kış Türkiye’nin en soğuk şehirlerinden birinde kısa dönem askerlik yaptım.

Kısa dönem acemi bölüğümüz 83 kişiydi. Bölük komutanımız da çoğumuzdan küçük bir teğmendi. Teğmen çok cahildi ama inanılmaz bir özgüvenle, sadece bir kelime ile bile argümanlarını çürütebileceğim bir içerik ve üslupla konuşuyordu. Öyle birşeydi ki konuştuğunda yumruğu ağzına alabilirdin.

Askerliğin 2. haftası pazartesi sabahı, selam vermeyi ve almayı öğreniyorduk. Mola verildi. Küçük stadın tribünlerine oturduk sigara molası için. Teğmen şeref tribününde bir kağıda bakıyordu. İsimleri inceleyerek aniden "sen" dedi bana. Selam alıp verme öğretilmişti ve ayağa kalkarken selam vermem gerekiyordu. Bunun bilincindeydim fakat ayağa kalktığımda şapkamın kafamda olup olmadığını kestiremediğim için bir an var farzederek elimi kafama götürüp selama durdum. Tekmil verdim, " x y Batman" diye.

Bu teğmen, o an hayatımın en kötü günlerinden birini yaşattı bana. Dört çavuşla beraber 87 kişinin içinde beni ayakta bekleterek "sen terörist misin?", "götü yiyen varsa çıksın, çıksın da onu burada öldüreyim" gibi laflar etti.

Bir Kürt olarak zaten "kumé namussuziyé" (namussuzluk şapkasını) takmıştım. Aksi takdirde bir Kürt olarak askerlik yapmak imkansızdır.

Çatışmada Esir Düşmüşüm Gibi Hissettim

Siteyi inceledim. Askerlik yapmayanlar "bu kadar da olmaz" diyebilir. Çünkü ben de otuz yaşıma kadar her dinlediğimde aynı şeyleri söyledim. Ama şimdi bana pek tuhaf gelmiyor artık

Şırnak'ta, Irak sınırının sıfır noktasında, oniki ay jandarma tank şoförü olarak askerlik yaptım. Yemek ihtiyacımızı kumanyalarla karşılıyorduk, sağolsun devlet türlü türlü kumanyalar gönderiyordu. Ama askerlere hep barbunya pilaki, fasulye pilaki, ve barbunya veriliyordu. Bunları yemekten kokusuna bile tahammül edemez olmuştum. Birgün rütbeli banyosuna termosifonu tamir etmeye gittiğimde gözlerime inanamadım: uskumru, ton balığı, kavurma, tas kebabı koli koli dizilmiş. Hemen tank komutanına, "içerideki kumanyalar bize hiç verilmiyor" dedim. Aldığım cevap "onları biz yiyoruz" oldu.

Sanki orada her an çatışmaya girebilecek bir asker değil de çatışmada esir düşmüş terörist gibi hissettim.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Öyle Kaba, Öyle Sevgisiz, Öyle Kibirliydiler ki...

Askerliği 2001 yılında kısa dönem olarak Isparta 40. Piyade Er Eğitim Alayı'nda yapmıştım.

Bir yüzbaşı basit bir hatasından dolayı bir kısa dönem ere o.ospu çocuğu diyebiliyordu herkesin içinde. Bir uzman çavuş bir ere yine basit bir eksiğinden dolayı ananın a.ını s.ker sonra oraya beton dökerim diyebiliyordu herkesin içinde. Kızma anında sin kafsız bir hitap şekli yoktu astlara karşı. İnsana saygı ve sevgi diye en ufak bir şey yoktu bazı subay, astsubay ve uzmanlarda. Askerler adeta birer böcek gibi idi onlara göre. Bazı subay, astsubay ve uzmanlar astlarına karşı öyle kaba, öyle sevgisiz ve öyle kibirliydiler ki anlatılamaz.

Köpeğin Değeri

1993 senesi Kuleli Askeri Lisesi'nde bir albayın köpeği ölmüştü. Yanındaki ile konuşurken duyduğum şu cümle ile beynimden vurulmuşa döndüm: "10 askerim ölseydi bu kadar acımazdım."

Bir tarafta "bir Türk dünyaya bedeldir" diyen Atatürk, diğer tarafta bir köpek 10 askere bedeldir diyen bir subay.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Şeker Hastalığımı Teşhis Etmek İstemediler

Öncelikle kurulan bu site için teşekkür ediyorum. Uzun zamandır paylaşamadığım bir konuyu paylaşma fırsatı yakaladım. Ben askerliğimi kısa dönem çavuş olarak Kıbrıs'ta yaptım.

Kıbrıs'taki birliğime teslim olduğum sırada muayenede kendimi iyi hissetmediğimi, bir anormallik olduğunu tabip üsteğmene anlattım. Hiç oralı bile olmadı. Daha sonra her fırsatta muayeneye gittim, daha önceki şikayetlerimi tekrarladım; ama nafile.

Gün geçtikçe kilo vermeye başladım ve hiç iş yapamaz hale geldim. Ona rağmen bana acil müdahale mangasında 24 saat nöbet verdiler. En sonunda ailemi arayıp durumumu anlattım, onlar da tabur komutanını arayıp konuyla neden ilgilenmediğini sormuşlar. En son hatırladığım hastaneye gittiğim ve 2 gün sonra kendime geldiğimde tip-1 diyabet teşhisi konmuş olduğumdu.

Şeker komasından ölmüş olsaydım eğitim zaiyatı olacaktı, başka bir şey değil. Asker ordaki komutanlar için eğitilmesi gereken birer mal, vatan evladı değil.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Tatilin Günlüğü 10 Lira

327. kısa dönem olarak askerliğimi Gemlik Özel Eğitim Merkez Komutanlığı'nda yaptım.

Adı sizi yanıltmasın, burası askeri tatil köyüdür. Fastfood'da Boğaziçi, para yüklemede ODTÜ ve Bilkent, Gece büfede Boğaziçi, İnternet cafede iTÜ mezunu arkadaşlarım ile beyaz gömlek siyah ayakkabı hizmetçilik yaptık. Buradan özel sektörün çıkaracağı birçok ders var. Askeri tatil kampları neredeyse bedavadır ve bu gizli formülü sizinle paylaşmak istiyorum.

1- Deniz kenarında devletten bedava arsa al.
2- Bölgeyi halka, kıyılarını balıkçılara kapat.
3- Silah zoru ile en iyi üniversiteleri bitirmiş gençleri 6 ay ücretsiz garson ve hizmetçi yap.
4- inşaat işçisi, boyacı, elektrikçi olarak zaten elinde 15 aylık erler var.
5- Bu askerleri sabah haftasonları dahil sabah 7 akşam 11 çalıştır.
6- Devlete zaten vergi vermiyorsun.

Askerler ve yedi sülalesi günlüğü 10 liraya tatilini yapsın sen de vatan görevini gururla tamamla!

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Benzini Su Gibi Harcıyorduk

2004 yılında kısa dönem olarak İzmir/Gaziemir'de askerlik yaptım. Birçok olumsuzluktan bahsedebilirim ama beni en çok üzen ve içimi acıtan şu oldu:

Yaygın olarak kullanılan ve Tuzla adıyla bilinen jiplerden birinin şoförü ile ahbap olmuştuk. Onunla yaptığımız hesapta, bu jipin (muhtemelen bakımsızlıktan) 100km'de 55-60 litre benzin yaktığını çıkardık.

Koğuşlar da zaten son kat olarak benzinle yıkanabiliyordu, pırıl pırıl olsun diye. Akaryakıtın aşırı pahalı olduğu bir ülkede ordunun benzini bu kadar hesapsız kullanabilmesini hala daha aklım almaz.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Özgürlük, Özgür Olmak İçin Feda Edilemez.

Zırhlı Birlikler Etimesgut 2. Alay 2. Tank Taburu 283. kısa dönem.

Askerde ağır sağlık problemleri yaşadım, bir operasyon geçirdim, psikolojik işkence gördüm. Bölük komutanı A.Ş. adında dengesiz ve bir o kadar da korkak bir adamdı. Askerlik yaptığım süre zarfında üyesi olduğum silahlı kuvvetlerden büyük utanç duydum. İlkel, yetersiz, verimsiz bir şekilde boşa harcanan zamana hala acırım.

Başka bir nöbetçi subayın gece beni uyandırıp metresinin fotoğrafı üzerinden resmini çizdirmesini ve buna benzer tonla şeyi de unutmuş değilim. Tek gördüğüm insanların hayvan sürüleri gibi bir yere tıkılması ve ot yolmaktı. 8 ay boyunca ordudan büyük bir tiksinti duydum.

Ne Kürt ne dindarım; yani kin duymak için bir sebebim bile olmamalıydı. Ama yaşanan haksızlıklar, din, dil, ırk farkı tanımıyor. Askerliğim süresince feodal bir yapıda hapsedilmiş bir esir gibi yaşamak zorunda bırakıldım. Özgürlük denen şey yine özgür olmak için feda edilemez.

Ernail Uslu, bize ulaşan eski asker

Asla Unutamayacağım Nefret

1969’da Sivas’ta askerliğimi yaparken gece nöbetimde yüzbaşı kendisine “üsteğmenim” dediğim için beni dizlerimden kan gelene kadar dövmüştü. En acısı “bu yıldızları anan mı taktı o.çocuğu?” demişti. İşte bu asla unutamayacağım bir nefreti içimde bıraktı.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

İki Gün Ağaç Yaktık

301. kısa dönem olarak acemi askerliğimi Isparta 40. Piyade Er Eğitim Alayı’nda yapmıştım.

Askerliğimi ifa sırasında dönemin Ege Ordu Komutanı Işık Koşaner’in birkaç gün sonra alaya geleceği haberi geldi. Vaktiyle kesilip istif yapılmış yüzlerce ağaç ve inşaat kalıbı olarak kullanılmış kavak ağaçları sırf ortalıkta görünmesin diye üzerlerine benzin dökülerek iki gün boyunca yakıldı. Askerliğimi 2004 yılında yapmıştım o manzara aklıma geldikçe hala içim burkulur. Halbuki en basitinden belediyeden araç isteyip fakire fukaraya dağıttırsalardı o kış, o şehirde kimse yakacak sıkıntısı çekmezdi.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Açıköğretim Sınavıma Sen Gireceksin Lan!

Ben 28 yaşında İstanbul’da avukatlık yaparken 2005 yılı Aralık döneminde askere gittim. Askerliğimi 307. kısa dönem olarak Şırnak 23. Sınır Tümen Komutanlığı içindeki İl Merkez Jandarma Komutanlığı'nda yaptım.

Asayiş İstihbarat Kısım Komutanlığı'nda yazıcı idim. Kısım komutanımız Başçavuş L. idi. Askerlik tabiriyle bana çok çektirdi. Ama en sonuncusu çok tuhaftı. Birgün içtima sonrası görev başındaki yerimi aldığımda yanıma gelen L. Başçavuş bana hitaben "Lan avukat, bu haftasonu benim açıköğretim sınavım var; yerime sınava sen gireceksin" dedi. Ben şok olmuş bir vaziyette "Komutanım sizin benden istediğiniz suç teşkil eder, hem de mesleki anlamda bana zarar verir, ben bunu yapamam” dedim.

Askeri Cezaevleri Guantanamo'dan Kötü

2008 yılında, yani çok yakın bir zamanda oldukça hevesli ve istekli bir şekilde kısa dönem asker olarak başladı benim maceram. Babam polis olduğu için, çocukluğum Doğu'da geçtiği için, özel harekatçı abilerimiz ile oturup kalktığımız için ister istemez asker ve savaşçı ruhlu bir insan olarak büyüdüm. Askere giderken de komando olmak istiyorum kutusunu işaretledim. Bana oradaki görevli memur biraz zor gidersin demişti askere, ekonomik kriz yüzünden herkes askere gidiyordu ve insanlar torpil ile askere alınıyordu. Ben de verdim erken sevk dilekçemi ve dilekçe kabul oldu. Doğu beklerken en batı çıktı, Tekirdağ!

Oralarda askerlik yapanlar bilir. Trakya, rütbelisiyle, askeriyle komple sürgün yeridir. Malkara denilen ilçedeki zırhlı tugayda hem acemiliğimi hem ustalığımı yaptım. Acemilikte bizi eğiten üstteğmenin hırsı yüzünden canımız çıktı, ağustos sıcağında günde en az 10 km tören adımıyla yürüdük. 20 günde 18 kilo verdim. Askerlik namına tek kelime bir şey öğrenmedik. Elimize tutuşdurdukları HK33 piyade tüfeğine yeni gelen şarjörlerin nasıl monte edileceğini uzmanlara ben gösterdim. O zaman fark ettim aslında bizdeki askerliğin askerlik olmadığını.

Usta birliğine geçtiğimizde üniversitelilerden nefret eden sorunlu bir bölük komutanının bölüğüne düştüm. 4 ay boyunca günde en fazla 4 saat uyuyabildim. Yolmadığım ot, toplamadığım taş, kazmadığım çukur kalmadı. Her yere çimen ektirdiler, tepeleri düzleştirdiler, tüfekten çok kazma tuttum. Bunlar biter bitmez içtimalar ve sonra spor başladı. Benden 8 yaş küçük çavuşlar zevk için bize eziyet ettiler. Çamurda da süründüm, asfaltta da. Marş söyleye söyleye 1 km yerde süründük bölükçe. Çavuşlara kızmadım hiçbir zaman, 20 yaşında bir çocuğa bu yetkiyi veren adamlardı bence suçlu.

Ellerim Kırılsaydı da Sana Vurmasaydım

2002-2003 yılları arasında askerliğimi asteğmen olarak İskenderun 39. Mekanize Tugayı'nda yaptım.

Yaşadığım iğrençlikleri birkaç başlıkta aşağıda sıraladım. İçinde sürü psikolojisine uyarak veyahut üslerimden korkumdan yaptığım kendi yanlışlarım da olduğundan dolayı bu yazı aynı zamanda bir özleştiridir.

-Bölük komutanımız, kısa dönem üstteğmen askerin anasına sövmeden kesinlikle vurmazdı. Mutlaka önce küfreder, ondan sonra dayak atardı. Bu alışkanlığını benim askerliğim süresince hiç bozmadı.

-Dayak o kadar olağan bir hale gelmişti ki rütbeliler dayak atarken yaratıcılıklarının sınırlarını zorlamaya başlamışlardı: uçarak tokat, dönerek tekme denemeleri vs.

-O gün annesinin öldüğünden haberim olmayan bir askere, beni komutana küçük düşürdüğü için attığım ilk ve son tokadı asla unutmadım. Ve bunun için kendimden nefret ediyorum. Adı Bakır Demir, Urfalıydı. Henüz 16 yaşındaydı. Ölen abisinin kimliği kendisine verildiği için askere küçük yaşta gelmek zorunda kalmıştı. Bakır, eğer bu yazıyı bi şekilde okuman nasip olursa bil ki hala vicdan azabı içerisindeyim. Ellerim kırılsaydı da sana vurmasaydım. Kusura bakma kardeşim, benden bir tokat alacağın var. Gördüğün yerde atabilirsin.

Bozuk Silahla Göreve Çıktı

İnsanları Vatandan Soğutuyorlar

Ben askerliğimi Diyarbakır Dicle’de yaptım, 2005 yılında. İsteyerek Güneydoğu’ya gittim.

Tim olarak yaklaşık 17 kişiydik: 15’i er, 2’si rütbeli. Birçok kez göreve gittik dağlara. Bize verilen silahların hepsi eskiydi. Çoğu tutukluk yapıyordu. Bir tane yeni silahımız yoktu. Bir arkadaşımızın silahı bozuldu. Böyle bir durumda hemen silahınızı değiştirmiyorlar. Çünkü prosedür gereği silahınızın tabura gitmesi gerekiyor ve o süre içinde askere yeni bir silah verilmiyor. O arkadaşın silahı tabura gönderilmedi, arkadaş öyle bozuk silahla göreve çıktı.

O gün bir rütbelinin bölüğümüzün önünden geçeceği bilgisini alsak sabah erkenden binayı baştan sona, dış duvarlar da dahil yıkatırlardı. Bina devamlı yıkandığı için eskimişti.

Sonunda gün geldi askerliğimiz bitti. Her gördüğüm asker, askerliğe ve vatana küfrede küfrede ayrıldı. Severek gelmiş olanlar da dahil buna. İnsanları vatandan soğutuyorlar.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Borsa Programı Yaz Asker!

Hatay İskenderun 'da askerlik yaptım. Askerliğimin tamamı burda geçti.

Askere gitmeden önce bizim şehirdeki alaya uğradığımda astsubayların atyarışı işlerinin bitmesini bir saatten fazla beklemiştim. Ondan sonra muamelelerim yapılmıştı. Hatay’da farklı bir manzara umuyordum ama heyhat... İskenderun 1. Er Eğitim Alayı’na geldiğimde buradaki askerlerin yazılımcı olanlarının özenle seçildiğini gördüm. Ben de onlardan biriydim.

Daha sonra bizi her türlü askeri sınıflandırmadan kaçırdılar. Ardından Celp ve Konak Amirliğine konduk. Oradaki yüzbaşı ve astsubayların askere 5-6 yılda yazdırdıkları bir bilgisayar programını devam ettirmem istendi. Program borsanın gidişatını hesap ediyor ve detaylı istatistikler veriyordu. Bu işin başındaki astsubay altına Hundai araba almış borsadan.

Askerlik ne? Borsa ve at yarışı hesabı ne?

Basur Muayenesi

Kırklareli Ulaştırma Birliği

Sürekli basur şikayeti olan bir devremiz sık sık revire çıkmak zorunda kalıyordu, çünkü kanaması vardı. Belli ki şikayetçiydi. Bu asteğmenimizin dikkatini çekmişti, arkadaşımızın şikayetine inanmıyordu. Birgün revire çıkmak istediğinde tüm bölüğe karşı arkadaşımızı masaya çıkartıp donunu indirtip eğilmesini söyledi. Sonra tüm bölüğe arkadaşımızın en mahrem bölgelerini kasaturayla gösterdi.

Bu subay da bizim gibi askerdi, buna rağmen bu psikopat muamelelere maruz kalıyorduk. Subay ve astsubayların pisliklerini çekiyorduk ama bir de bu vardı: üniversite eğitimi almış bizim gibi uzun dönem askerlik yapan bir asteğmendi.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Kürt Kökenli Biri Hiç Sevilmiyordu

Askerliğimi bundan iki sene kadar önce, Polatlı/Ankara Topçu Füze Okulu'nda Lojistik Destek Komutanlığı Karargah Bölüğü'nde kısa dönem asker olarak yaptım.

Bölük komutanının evini temizlemekten (temizlediğimiz halde fırça yemekten) tutun, haksız yere şiddet görmeye kadar birçok olayı birebir yaşadım. Bölüğümüzde zavallı, uzun dönem Kürt kökenli askerin biri doğru düzgün Türkçe konuşamadığı için sevilmiyor, belirsiz sebeplerden neredeyse haftada bir bölük komutanından sopa yiyordu.

Ben de katılmadığım eğitimden dolayı denetlemede sorulan soruyu bilememiş ve şiddete maruz kalmıştım. Bunun yanında haksız yere askerlerin aşağılandığını ve dövüldüğünü çok gördüm. Askere gitmeden önce TSK'ya saygı duyan biriydim; ancak askerden döndükten sonra; yani şu an nefret ediyorum. Teşekkürler, Türkiye...

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

İlk Günden Beri Beni Terörist Olarak Gördü

1978/3 tertip askerliğimi Ağrı’nın Eleşkirt ilçesinde yaptım; ama şunu söyleyeyim hayatımın en kötü bir buçuk senesini orda geçirdim.

Ben Kürdüm ama Türk vatandaşıyım. Her Türk vatandaşı gibi devletime bağlı ve bu aşkla asker ocağına giden gencecik bir vatan evladıydım. Ama asker ocağında yaşadıklarım adeta bir işkenceydi. Bölük komutanımız A.K. ilk günden beri beni bir terörist olarak gördü. Tek suçum Doğulu olmak. Bana verilen her görevi başarı ile yaptım. Er olarak gittiğim kışlada onbaşı oldum.

Sadece bir olayımı anlatayım: Bölüğümüz 200 metre atış alanında atış talimi yapıyordu, ben de nöbetçi onbaşıydım. Bölük komutanı A.K bütün bölüğün atış yapması için nöbetten gelen nöbetçilere atışa katılmaları için emir verdi. Ben de nöbetten gelen nöbetçileri atış bölgesine götürdüm. Yüzbaşı bizi görünce küfür etmeye başladı. Ben hiç konuşmadım; ama o küfüre devam ediyordu. Sonra dövmeye başladı. Ben niye dövdüğünü, niye hakaret ettiğini dahi soramıyordum.

Kemik Erimesine Rapor Yok

Askerliğimin hem acemi hem de usta birliğini 2001 yılında Balıkesir Ordu Donatım Komutanlığı'nda yaptım. Askerliğimiz tam bir çileydi.

Aklımda kalan ve beni oldukça etkileyen iki anımı paylaşmak istiyorum. İlki acemi birliğindeyken ileri derecede kemik erimesi hastalığı olan arkadaşımızın çektiği çilelerdi. Arkadaşın hastalığı öylesine ilerlemişti ki kemikleri sayılır haldeydi. Zaten sürekli revirde yatardı. Derdini bize anlattığında hüngür hüngür ağlardı. "Beni bıraksınlar da ailemin yanında öleyim" derdi. Ama çocuğun içler acısı hali çıplak gözle görülmesine rağmen bir türlü çürük raporu vermezlerdi.

Bölüğü Ticarethane Gibi Kullanıyordu

Ben 1989-1990 yılları arasında askerliğimi Hayrabolu’da yaptım.

Bölük komutanımız felaket biri idi. Millete kan kusturuyordu. Adeta bölüğü ticarethane gibi kullanıyordu. Eğitim alanında dışardan aldırdığı oralet vs. gibi malzemeleri kendi hesabına sattırıyordu. Çaycı kendisinin adamı idi.

Daha da önemlisi askerlere verilen istihkakları verdirmeyip para karşılığında satıyordu. Kılıfına uydurmuştu. Nasıl mı? Sözde askere ceza veriyor, çarşı iznine gönderiyor. Dışardan A4 kağıt, boya, kırtasiye malzemesi aldırıyor ceza karşılığında. Tabi ki fişini istiyor, uyanık ya, bunları bölükten harcamış gibi gösteriyordu ve kendine büyük gelir elde ediyordu.

Bu mudur Askerlik?

28.08.2008 tarihinde başladı askerlik hayatı. Acemi birliği Kütahya, sonra İstanbul. Ardından usta birliği Kayseri. Neler neler görmedik ki askerde hangisini yazsam?

Yemekhanede yemek duası okurken “Tanrımıza hamd olsun, milletimiz var olsun” dememiz gerekiyor biz ise tüm askerler hep birden “Allah’a hamd olsun, milletimiz var olsun” dedik diye nöbetçi amir hepimizin yemekhaneden çıkmamızı emretti. Dışarıya çıkartıp şınav vaziyeti aldırdı. Eeee hani peygamber ocağıydı?

Asker arkadaşlarım komutanlarımızın evlerini boyamaya, evlerinin eşyalarını taşımaya giderlerdi. Komutanlar tarımdan anlayan askerlere kışlada domates, biber, patlıcan, kabak ektirir, sonra da o sebzeleri toplatır evlerine götürürlerdi.

Ülkeme Dönüp Askerliğimi Yapmak İstemiştim

Benimkisi de binlerle ifade edilebilecek hadiselerden birisidir sanırım.

12 Eylül Cuntası sonrası uzun yıllar yurtdışında kaldıktan sonra, askerlik "görevimi" yapmak üzere 30 yaşımda ülkeye dönüp asker oldum. İyi derecede dil bilgim olduğu için yurtdışı görev amacıyla girdiğim sınavda 1. oldum. Ancak "yaşlı ve zaten çok gezmiş" olduğum için, bizzat dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Muhittin Fisunoğlu tarafından "yurtdışına gitmemeye ve gerideki gençlerin gitmesine" ikna edildim.

Daha sonra Kıbrıs’ta küçük bir birliğe verildim. Birlik küçük idi ve birçok asker de mescit olarak bir salonu kullanabiliyordu. İsteyen askerler, kendisi de 5 vakit namaz kılan bir astsubay ile beraber namaz kılabiliyorlardı. Ben ise kılmıyordum. Askerler arasında tek yurtdışı görmüş olan ve dil biliyor olmamdan ötürü bu birliğe yollanmıştım. Genellikle geceleri görev yapardım. Gündüz ise tatbikatlar dışında koğuşta uyurduk ( toplam 3 asker aynı görevi yürütüyorduk). Çoğu zaman ise uzun koşular (5 km) için birlikle beraber spora çıkardık.

Bir keresinde hem yorgunluk ve hem de sanırım yaş itibariyle bu koşulardan birisinde en geç ulaşan ben oldum. Komuta eden "dindar" astsubay benim namaz kılmadığımı takip etmiş olacak ki, koşuda geriye düştüğüm savıyla beni yanına çağırıp, alçak sesle " namaz kılmayan gavur sendin değil mi" diyerek ve sonrasında yavaş koştuğum gerekçesiyle bana o kadar askerin içinde 4 tokat attı, rencide etti.

Kırık Kemikle Komando Eğitimi

Burdur 58. Topçu Er Eğitim Tugayı Hafif Tabur 2. Batarya topçu komando adayı olarak acemi birliğine teslim oldum .

Yaklaşık 400 kişi idik. Burdur'daki ilk komando adayı bizlerdik. Daha önce topçu komandoları Kayseri yetiştiriyordu. Eğitimlere başladık. Kondisyon, spor ağırlıklı, epey yorucu bir süreçti. Sanırım 15-20 gün kadar olmuştu. Engelli koşu parkurunda düştüm, sol omuzum üstünde bir müddet süründüm. Bölük komutanı tesadüf yanımdaydı. "Revire götürün" dedi. Gittik, bir üsteğmen vardı revirde. Durumu anlattım. Ses geldiğini, ağrım olduğunu söyledim. Köprücük kemiğim kırılmış olabilir diye belirttim; çünkü o bölge şişmişti. Komutan şöyle bir baktı. "Kırılsa duramazsın böyle. Şişlik düşmeden dolayı bir travma" dedi. 2 Novalgine ağrı kesici, yarım gün istirahat deyip koğuşa gönderdi.

Haziran ayındaydık. Aşırı sıcak vardı; ama ben şoktaydım. Donuyordum. Ne kadar battaniye varsa etrafta topladım üstüme; ama battaniyelerin altında titremeye devam ediyordum. Komutan beni ikna etmişti, "kırık değilse değildir". Komando adayına yakışmayan hareketlerdi bunlar.

Ertesi gün eğitime çıktım; ama bu esnada her gün etrafımızda birileri eksiliyordu. Fizik- kondisyon bakımından yetersiz, eğitimlerde başarısız kimseler Isparta Piyade'ye gönderilmek üzere refüze ediliyordu. Sanırım 200 kişi falan kalmıştık ve her gün eğitimin dozajı artıyordu. Kırık kemikle şınav, barfiks çekiyordum. Başarılıydım.

Türk-Kürt Ayrımı Vardı

2004-2005 yılı arasında askerliğimi 12. Mekanize Piyade Taburu'nda Ağrı Merkez'de yaptım.

Özetle şunu anlatacağım (anlatacak çok şey var ama): Ben Yüzbaşı tarafından dayak yedim. Bir de erler arasında Türk-Kürt ayırımı vardı ve bu da rütbeliler tarafından destek görüyordu.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Hedef Tahtasının Yanında

1. Zırhlı Tugay Karargah Bölüğü'nde haberci olarak askerlik yaptım.

Bölük komutanı G3'e nişan ayarı yaparken; yani henüz ayarsız silahla hedef tahtası yanında esas duruşta bekletildim ve yanımdaki hedefe ateş edildi. Bir defa da tabanca atışlarında hedef tahtasına dikildim.

Hiç bir suçum yoktu. Bölük komutanımıza göre onun hizmetinde bulunmak kolay olmazmış. Askeriyede bana iyilik de kötülük de ancak ondan gelirmiş ve de ben onun kıymetini bilememişim. Dinlenme vaktinde izinsiz olarak eskiden kilise sonradan kapısı kilitli mescitte arkadaşlarımla bayram ve cuma namazlarını kıldığımız ihbar edildiğinden, günde sadece 4 saat uyku uyuyarak 3 ay boyunca "acil müdahale mangasında" geceli gündüzlü nöbet cezası ve çarşı cezasına çarptırıldım.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Astsubayın Kuzey Irak’ta Öldürülüşü

1995 yılında Şırnak’ta tugayda askerlik yapıyordum.

Bu bahsedeceğim süreç yoğun operasyonların yapıldığı, hemen hemen her gün sıcak temasların sağlandığı bir dönemde yaşandı. Kürtçeyi iyi bildiğim için örgüt telsizlerindeki konuşmaları Türkçeye çevirmek için tercüman olarak görevlendirilmiştim. Zaman zaman tugay ve alay içerisindeki sorgulamalara da tercüman olarak katılıyordum.

Bütün gördüklerimi, yaşadıklarımı yazmaya başlasam inanın aylar alır ama ben şu anda sadece bir operasyon esnasında şehit düştüğü iddia edilen ama gerçekte kendi arkadaşları tarafından vurulan bir astsubayımızın vurulma hikayesini anlatacağım.

Yıl 1995, Şırnak. Tugay Komutanı Tuğgeneral E. S., Şırnak İl Jandarma Alay Komutanı Albay K.B.

Kuzey Irak’a kapsamlı bir operasyon düzenlendi. Operasyonun adı Çelik Harekatı idi. Operasyon çok sınıflı askerlerin katılımıyla gerçekleşti. Bu operasyona bütün Güneydoğu’dan ve çeşitli sınıflardan birlikler katılmıştı: Merkezi Urfa’da bulunan ve Silopi’nin Hacılar Konaklama Tesisleri’nde konuşlanmış H. E. Paşa komutasındaki 20. Zırhlı Tugay, Kayseri Hava İndirme Tugayı, Bolu Komando Tugayı, Şırnak Tugayı, Mardin Tugayı, Güneydoğu’daki bütün korucu unsurları, Hakkari Tugayı, Deniz Kuvvetleri’nden bir tugay ve özel kuvvetlerden gelen birlikler.

Yaklaşık 50 bin asker ve 4000 korucu ile yapılan bir operasyondu.

Anlatılamayan

Askerliğimi 5-6 sene kadar önce 'ibne asteğmen' olarak yaptım. Ben de herkes gibi çok şeyler yaşadım.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Askerler Altlarına İşedi

1998 yılında Emirdağ’da Jandarma askeriyim.

Yemin töreninin yapılacağı gün sabah 5’te kalktık. Asker yakınları koğuşları gezecek diye çarşaflar yenileriyle değiştirildi, ortalık silinip süpürüldü, tuvaletler temizlendi. Hepimizi erkenden dışarı döktüler. Saat 10 sıralarında tören alanında hazır olduk. Bölük sırasından ayrılmak yasak. Her an paşa gelebilir dediler. Yemin törenine il dışından tuğgeneral gelecek. Hava sisli olduğu için tuğgeneral geç kaldı. Kimsenin ihtiyacını gidermesine izin vermediler. Yemin töreni saat 14.00 gibi yapıldı. Sabah 5’ten 14’e kadar bekleyen askerlerden 5-6 tanesinin gözümün önünde altına işediğini gördüm.

Vatan sana canım feda!!

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Bize Reva Görülen

Acemi birliğim Malatya idi, sonra Doğu’ya. 90’lı yıllar.

Ben askerliğimi bitirene kadar akla karayı seçtim, daha dogrusu seçtirdiler. Birkaç astsubayın sayesinde dayandım, Allah onlardan razı olsun. Burada yazılan her anı kesin doğrudur, arkadaşlarımın yazdıklarını yaşadıklarına adım gibi eminim.

Ne kadar gösteriş meraklısı komutanlar var ve ne olaylar yaşanıyor. Ne kadar müsriflik var, ne kadar gereksiz emirler var.Yani düşünüyorum da bir savaş anında askerlikte çektiğimiz bu çileler mi bize yardımcı olacak? Birisi bana söylesin Allah aşkına. 20 aya yakın askerlik yaptım, tüfekle atıştan başka askeri bir amaç taşıyan bir eğitim görmedim. Çile, çile, çile, başka bir şey yok. Yani orada bize reva görülen: yaprak topla, izmarit topla, dayaklar, küfürler, yazın sıcak havada helva yedirip akşama kadar susuz bırakmalar, susuzluktan dudakların patlayıncaya kadar sana gülmeler.

Atış Eğitimi

1997 yılı Isparta Emirdağ’da acemi jandarma erim.

Atış eğitimi için Adaçalı denen dağa çıktık. Hava buz gibi, yerde 40 cm kar var. 200 metreden boy hedefine atış yapıyoruz. Kalaşnikof tüfekleri yeni gelmiş. Tüfeklerin ayarlanmasını astsubaylar da bilmiyor. Çoğumuz vuramadık. Bölük komutanı üsteğmen sinirlendi, elindeki megafonla vuramayanlara yere yatıp başlarını kara gömüp sürünme emri verdi. Vuramayanlar 200 metreden başları kara gömülü sürünerek geldiler. Sonra üsteğmen de 200 metreden kalaşnikofla 10-15 el atış yaptı, o da vuramadı. Bunları Allah’a havale ediyorum. Ölüm olmasa isyan ederdim, ölüm en büyük eşitlik.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Asker Eksiği Var

2009'un dokuzuncu ayında denizci er olarak usta birliğimi yapmak için İstanbul’a geldim.

Zaten kapıdan girer girmez ne kadar lüks bir yer olduğunu anladım. O subay-astsubay gazinosunda çektiğimi bir ben bilirim bir Allah bilir. Sabah 7’den gece 11’e kadar, yani 16 saat ayaktayız. Ama buna rağmen işittiğimiz azarlar ve arkadaşlarımın yediği tokatlar da cabası.

Sadece üç arkadaşım yirmi masaya bakıyorlar. Arkadaşlarımın durumları içler acısı. Ama yine de yaranamıyorlar, azar işitiyorlar. Uzun lafın kısası zerre kadar hakkım varsa zehir zıkkım olsun. Allah çıkarsın hepsinden. Böyle bir ordumuz olduğu için utanıyorum. 07.11.2010 tarihinde terhis oldum. Allah geride kalanlara yardım etsin.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Öğretmenevi Lokalindeki Eğlenceler

2007-2008 döneminde Rize'nin Fındıklı ilçesinde vatani görevimi yaptım.

Bölük komutanı Kıdemli Başçavuş X, cuma akşamları ilçedeki öğretmenevi lokalinde yapılan eğlence programına katılırdı. Hemen hemen her hafta yapılan bu eğlencelere kendisi gibi diğer askeri personelin de eşleriyle katılmalarını ister ve onları zorlardı. Bazı rütbeliler, eşleri istemese de komutan korkusuyla bu eğlencelerde bulunurdu. Gece saat 24.00'ten sonra onları almaya askeri araçla giderdik. Onlar getirilecek diye uyutulmadan bekletilirdim. Bu defalarca tekerrür etti.

Bir gün yine gecenin ilerleyen saatlerinde içki aleminden çıkanları almaya gittim. Sarhoş olduğu için araca başkalarının yardımıyla binen bir başçavuş kusarak ortalığı rezil etti. Araçtakiler, eşi dahil, rezillikten mideleri bulanarak araçtan indiler. Adamı alıp evine götürdüm. Gecenin bir vaktinde arabamı temizleyerek gidip yattım.

Bolu Komando Tugayı

Ben Mustafa. 1988’de Bolu Komando Tugayı’nda yaptım askerliğimi.

Sizlerin anlattıkları bize yapılanların yanında sıfır kalır. O dönemlerde iki kazıklı olan bir astsubaydan duyduğumuz türlü küfürler, yediğimiz dayaklar, gördüğümüz eziyetler… Konuşmak yasak, yürümek yasak. Bütün subay ve astsubaylar türlü türlü eziyet ederdi askere. Şimdi biraz gün yüzüne çıktı yaptıkları ahlaksızlıklar. Ondan dolayı biraz olsun çekiniyorlardır veya belki ben yanılıyorumdur.

Çamurun içine seni atar, üzerine çıkar tepeler. Ondan sonra “seni yarın temiz göreceğim” der. Su yok. Değil üzerindekini yıkamaya traş olmaya bile su bulamazsın. Çarşıya çıkamazsın. Çıksan da sabah içtima, öğleye kadar çarşı iznini bekle, sonra salıversinler. Saat 11 olur 12 olur. Yahu zaten 1’de geri döneceksin, nasıl çıkacaksın? Bir esir kampı gibiydi.

Resmen Satılmışız

Ben 2007-2008 yılları arasında Hakkari Dağlıca’da vatani görevimi yaptım.

Askerlik bizim için şerefti. Ahırda hayvan pislikleri arasında yattık, doğru dürüst yatak yüzü görmedik. Herşeye vatan için diye katlandık, yetmedi çatışmada 12 arkadaşımızı şehit verdik; gururla yaptık.

Ama askerlik bitince yeni yeni öğreniyoruz ki resmen satılmışız. Üzerimizden türlü türlü oyunlar oynanmış. Maalesef şimdi diyoruz ki, yazıklar olsun bu insanlara, yazıklar olsun! Onlar bilmiyor olabilirler ama hakkımız onların yanına kalmayacak. Hesabı er ya da geç sorulacak.

Ama şerefle şunu da söylüyoruz. Herşey vatan için. Biz alnımızın akıyla ülkemizi korumaya çalıştık. Ya onlar? Ya onlar? Tek bir şey diyorum: Yazıklar olsun, yazıklar olsun…

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Çocuktan Al Haberi

Askerliğimi kısa dönem olarak Sakarya İl Jandarma Komutanlığı'nda 2006 yılında yaptım.

Rütbeli gazinosu askeri lojmanların ortasında bulunuyordu. Haliyle gazino rütbeli çocuklarının oyun bahçesi gibiydi. Ortalığın erler tarafından pırıl pırıl temizlendiği yağmurlu bir gün yüzbaşının 8-10 yaşlarındaki kız çocuğu ve arkadaşları çamurlu ayakkabıları ile gazinoyu savaş alanına çevirdiler. Bana bağlı bir eri nazikçe uyarması için yanlarına gönderdim. Ama kız çocuğunun verdiği cevap adeta beynime sıkılmış bir kurşun gibi saplandı. O sözler babasının askere bakış açısının açık bir ifadesi gibiydi.

Er: Canlarım benim, hadi gelin ayakkabılarınızın altındaki çamuru yıkayalım, öyle oynayın.
Kız çocuğu: Git işine be! Senin işin ne? Yine temizle.
Er: Ama ben bir Mehmetçiğim sizleri koruyorum.
Kız çocuğu: (dalga geçerek) Sen bir asker parçasısın salak!

Antalyalı o asker daha sonra bunalıma girdi… O sözler, o küçük kız çocuğuna ait değildi. Çocuktan al haberi.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Seni Peşin Bir Döveyim

Ben 1999-2000 yılları arasında (18 ay) vatan borcumu eda ettim.

Usta birliğine daha yeni gitmiştim. Çavuş adayıyım, yani onbaşı. Kağızman İlçe Jandarma'dayım. Nöbetçi çavuşum Jandarma Başçavuş A.P. bana ertesi gün sabah 6'da 2. Tim'in köy devriyesi için hazır olmasını istedi. "Emredersiniz" dedim, ama adamın onbaşılara takmış olduğunu bilmiyorum. "Gel bakayım" dedi, "ben seni peşin bir döveyim de sen ondan sonra işini daha iyi yaparsın" dedi. 2 okkalı tokat attı, gözlerim dışarı çıktı.

Kendime yediremedim, çıktım dışarı nasıl bana vurabilir diye düşünüp durdum. Firar etmeye karar verdim. Çünkü ben bu şerefsizlerden dayak yemek için gelmemiştim askere. Sağolsun birkaç arkadaşımın uzun uğraşları sonucu vazgeçtim firardan. Bölük komutanı Yüzbaşı M.B.'ye gittim şikayette bulundum. Usulen dinledi; hiçbir işlem olmadı, yediğimiz dayakla kaldık.

Astsubay Atılınca Eğlence Düzenledik

1999-2001 yılları arasında Tekirdağ Şarköy İlçe Jandarma Komutanlığı’nda askerlik yaptım.

Bu süre zarfında merkez karakolunda M. Astsubay isminde bir komutan vardı. Başka komutan tayin edilmediği için karakolun tek komutanıydı. Bu durum ona öylesine bir hava vermişti ki anlatılmaz...

Askerlere illallah ettirmişti. Onu gören kabus görmüş gibi kaçışıyordu. Dövmediği kimse yoktu. Canının istediğini odasına çağırıp tekme tokat döverdi. Askerleri canından bezdirmişti. Bir gece lojmandan ağlama sesleri falan gelince hepimiz uyandık ve baktık ki M. Astsubay karısını ve 5 yaşındaki kızını kapıya atmış. Kendisi de daha önce sorumluluk alanımızda fuhuştan yakaladığımız bir kadını eve getirmişti. Camlar, perdeler açık vaziyette sabaha kadar iş tuttular. Biz M. Astsubay’ın karısını ve kızını, yasak olmasına rağmen gece nezarette yatırmak zorunda kaldık. Sabah kalkıp eşinin nezarette yatmasına izin veren herkesi dövdü. Nöbetçi çavuşu hastanelik etti.

Hastalığını Söyle Döverek İyileştireyim

1984-1986 arasında Kütahya ve Bandırma'da yaptım askerliğimi.

Yazacak birçok şey var ama kısa kısa değinmek en iyisi sanırım:

-Henüz yeni dökülmüş sıcak asfaltın üzerine bir bölük asker yatırıldı ve süründürüldü. Ertesi sabah temiz kıyafetle içtimaya çıkılması emredildi. Ne mümkün…

-Küfrün bini bir paraydı. Copla insanın yüzüne vurulur mu? Ama vuruldu.

-Vizite çıkan askerlerin arasında herkesin değişik hastalıkları vardı. Tabip yüzbaşı birine sordu: “Nerenden şikayetçisin?” “Nasırlarım azdı komutanım, çok ağrıyor.” “Ha öyle mi? Burası mı ağrıyan ayak parmağın?” Adam o esnada askerin parmağına basıyor potini ile.

“Senin neren ağrıyor evladım?” “Midem komutanım, akşamdan beri uyutmadı beni.” “Demek öyle…” Mideye bir yumruk, “hala ağrıyor mu lan?” “Yok komutanım.” Ağrıyor dese yine dayak.

Acil Müdahale Mangası

Askerliğimi Balıkesir Astsubay Meslek Yüksek Okulu'nda yedek subay olarak yaptım.

Bizim dönemimizi, İstanbul'da 17 gün eğitim verip birliklere göndermişlerdi. Bu süre içinde yürüyüş, selam verme vs. eğitimler aldık; tam sayısını hatırlamıyorum ama sanırım 6 el de ateş ettik.

Eğitim bitip yedek subay olarak okula geldiğimizde kendimi acil müdahale mangasının (A.M.M) başında buldum. Düşünün silah kullanmayı bilmiyorum, telsize hayatımda ilk kez dokunmuşum. Haritalara boş boş bakıyorum, terimleri bilmiyorum. Sanki 17 günde (en az 15 günü tören hazırlığıydı) bunları öğrenmek mümkün. Yedek subay olmayı kendim istemişim gibi, yediğim fırçanın haddi hesabı yoktu. 24 saat nöbet tutar ertesi gün de sınıflarda 7 saat ders anlatırdık. Düşünüyorum şu deniz üssüne yapılan saldırı gibi bir saldırı olsa teröristlere iş bırakmaz hepimiz birbirimizi vururduk galiba.

Nöbet tutulan otuz tane yerden yirmi beşinde benim gibi askerlikten bihaber, eğitimsiz yedek subaylar oluyordu.

Şimdi düşünüyorum da Allah korumuş.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Bölük Limon Bul

1997/98 yıllarında Isparta Gelendost’ta jandarma olarak askerlik yapıyorum.

Alay komutanı denetlemeye geldi. Sonra komutanlarla birlikte kamelyada yemeğe geçtiler. Beş dakika sonra kamelyadan "limon" diye bağrışma seslerinin geldiğini duydum. Masaya limon koymamışlar. Alay komutanı çorbasına limon sıkamamış. Yemek işleriyle uğraşan astsubaydan limon istemiş, o da “limon yok, komutanım” demiş. Komutan, “sen nasıl komutana yok dersin? Sen kimsin, nesin? Hakkında işlem yapacağım” diye astsubayı azarlamış. Sonra bölüğü ilçede limon bulmak için seferber ettik. Tüm manavları gezdik limon kalmamış. Katıldığım en büyük operasyon başarısız oldu.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Askerin İnancı Zayıf Değil

Ben 1973/ 4 devre olarak Kayseri 1. Komando Tugayı Hava İndirme Taburu’nda askerlik yaptım.

Askerlik hizmetimizin büyük bir kısmı Şırnak Çakırsöğüt ileri üs bölgesinde geçti. Benim o zaman anlamadığım halen de anlayamadığım şey şu: Askerin inancı zayıf deniyor. Bizim dönemimizde komutanlarımız namaz kılana, oruç tutana özel ilgi ve alaka gösteriyordu. Yetmedi, zaten kışlamızın içinde yeterli büyüklükte bir cami bile vardı. Hatta devrelerimden İmam Hatip mezunu bir arkadaşım imamlık yapar, vaaz da verirdi. Sadece bu değil. Şu an yaşadığım şehirde kolordu komutanlığına yakın oturuyoruz. Ben çocukluğumdan hatırlıyorum kolorduda ve lojmanlarda kalan subaylar ve askerler namaz kılmak için bizim mahallemizdeki camiye geliyorlardı. Sonra bir gün gelmez oldular. Nedenini merak edip araştırdığımız zaman gördük ki kışla içine kocaman hem de bizim mahalle camimizden daha büyük bir cami yapılmış. İşte benim anlamadığım bu. Askerin inancı zayıf deniyor ama içinde cami var olmayan kışla kaldı mı bilmiyorum. En azından benim bildiğim, birçok kışlada var.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Helikopterle İstanbul Sefası

Öncelikle size bu siteyi hazırlamanızdan dolayı çok büyük saygı ve sevgilerimi sunarım.

2009 yılında Samandıra'da Havacılık Alayı'nda yaptım askerliğimi. Kışlamızda camimiz vardı. Bölük komutanımız bir öğle içtimasında demez mi bu cami ne işe yarıyor, aslında yıktırıp levazım deposu yapsak diye... Beynimizden vurulmuşa döndük tüm bölük olarak.

Bir de Skorsky taburundaydım. Bakarız ki subay tayfasının aile efradı helikopterle İstanbul gezisi yapıyor. Bu ülkede değil helikopter görmek, uçağa bile sayılı binmiş, hatta yakından görme şansı bulmuş insan vardır. Her gün yapılan eğitim uçuşunda tonlarca JP8 [jet yakıtı] heba olur gider. Biz arabamıza mazot parası bulamazken.

Askerin bir yokluk kadar değeri yok. Orada tamamen subay tayfasının egolarını tatmin ediyorsunuz 15 ay boyunca. Başka yaptığınız hiç bir şey yok.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Şemdinli'deki Kantin

Ben Hakkari/Şemdinli'de askerliğimi yaptım. Malum tehlikeli bir yer, hangi haksızlığı yazayım bilemiyorum.

Cumartesi-pazar günleri lig maçları olur, bu maçlarda asker dışarda sabit nöbete dikilir. Niye? Komutanlar içerde rahat maç izlesin diye.

Bizim karakolun çay ocağında peşin paraya tost ve çay almak yasak. Neden mi? Çünkü veresiye yazıyorlardı ve sen bir tost yediysen hesaba on olarak yazılıyordu. Bütün karakol şikayetçi ama yapacak bir şey yok.

Gece nöbetçi askere ekmek vermek yasak. Fırından çıkan askeriye ekmeğinin istihkak olarak verilmesi gerekirken o ekmekle tost yapılıyor, 10 katı fiyata satılıyor. Bu orduyla savaşa allahtan girmiyoruz. Girersek biteriz.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Hanımından Görmediği Hizmeti Ben Veriyordum

Aslında nasıl başlayacağımı bilmiyorum. Böyle bir hizmeti verip, askerlikte yaşadığımız haksızlıkları tüm Türkiye'nin gözleri önüne serdiğiniz için teşekkür ederim. Vatanımı, ülkemi, yoksulundan zenginine her bir bireyini, dünya görüşü ne olursa olsun, seven bir insanım.

Askerlik benim için çok ciddi pskolojik kayba uğradığım, her yönüyle yıprandığım bir dönem olmuştu. Çoğu geceler keşke Doğu'da askerlik yapsaydım, hiç değilse vatanıma hizmet ederdim diyerek sızlandığım gecelerim olmuştur. Pişmiş tavuğun başına gelmeyenler, askerlikte belki de birçok ana kuzusunun başına değişik şekillerde geliyor.

İzmir Foça'nın hayatımda hatırlamak istemediğim anılarla dolu bir yer olacağını elbette ki bilemezdim. Tertipçiliğin çok olduğu bir birliğe merhaba demiştik. Dedeler torun olarak gördükleri bize sahip çıkıyorlar, "biz gittiğimizde sizi ezecekler, şunu böyle yapın, bunu şöyle yapın" diye nasihatler veriyorlardı.

Askerlik arkadaşı unutulmazmış! Ama askerin askere eziyeti bahsi hiç açılmasın, Türkiye'de yer yerinden oynar.

Askerler Nasıl Mal Olur?

Aşağıda anlatacağım olayda ne somut bir şiddet ne de işkence var. Ama komutanların askerlere bakışını anlatan “büyük bir ipucu” var. Yer: Batı’da bir il.

Araçta 2 komutan, şoför dahil 4 uzun dönem er ve kısa dönem asker olarak ben varım. Komutanın hanımından gelen telefon, ona gelirken ilaçları almasını hatırlatıyor. Ve bunun üzerine komutan, şoföre en yakın eczaneye gitmesini söylüyor. Eczane işlek bir cadde üzerinde. Eczanenin karşı tarafında caddede duruyor araç. Komutan, arkasına bile dönmeden elinin tersiyle “şunu alın” diye reçeteyi arkaya uzatıyor. Bir er ivedi bir şekilde komutandan reçeteyi alıp araçtan iniyor ve işlek caddeden sağına soluna bakıp -komutandan azar işitmemek için yavaş hareket ederek - hızla karşıya geçiyor ve eczaneye giriyor.

5 dakika kadar eczanede kalan erin arkasından komutan: “Nerde kaldı bu mal! Nerde kaldı bu gerizekalı!" diye söyleniyor. Sanki eczanede o er keyfi bir iş yapacak ya... Birkaç dakika sonra asker eczaneden hızlı bir şekilde çıkıyor ve araca doğru karşıdan karşıya geçmek için atak yapıyor. Sağını solunu kontrol ediyor ve bu sırada yine malum komutan(!) yanındaki diğer komutana dönerek yine yüksek bir sesle şöyle diyor: “Ezilmese mal! Başımıza iş almasak!”

Askere 3 tane, Köpeğe 1 Kova Köfte

Yıl 2000, yer Antalya 3. Piyade Er Eğitim Alayı

Öğle yemeği için yemekhaneye gittik. Yemekte patates kızartması ve köfte vardı. 3 veya 5 dilim kızartma ve 3 tane köfte verildi bizlere. Tabii ki doymadık. Daha sonra yemeğin arttığını gördük. Tekrar artan yemekten alabilmek için sıraya girdik ama artan yemeği bize vermediler. Yemeği götürüp çöpe döktüler, içindeki köfterden biraz seçip bölük komutanının köpeğine verdiler.

Askere 3 köfte, köpeğe 1 kova. Ne adalet ama!

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Acıkır'daki Sosyal Tesis

1982/3 Ankara Polatlı Topçu ve Füze Okulu'nda yaptım acemi birliğimi.

Her sabah 3-4 askeri kamyonla Polatlı'dan Acıkır denilen alana gidiyorduk. Ankara'nın soğuk ayazlarında Acıkır'da nehir kenarına çok büyük bir askeri sosyal tesis yapılıyordu. Bir de yapma göl. Kamelya inşaat alanı olabildiğince büyüktü. Harcanan paranın haddi hesabı yoktu. Burası sadece subayların yararlanabileceği bir alan olacaktı. Biz de askerlik yerine toprak kazıp inşaat malzemeleri taşıdık. 3 ay sonunda da Doğu'ya gönderildik.

Sonra niye bu kadar şehit var diyorlar. Askerliği öğretmeden çatışmaya sokuyorlar insanları.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Gümüldür Kampı

2009 yazında İzmir/Gümüldür Askeri Kampı'nda askerlik yaptım.

Çok iyi bir eğitimim ve oldukça iyi bir işim olmasına rağmen askerlik adı altında hayatımdan koparılarak hizmet eri olarak sabah 7'den gece 1'e kadar askerlerin ve 7 sülalelerinin tüm hizmetlerini yaptım.

Hergün sabahları erkenden kalkarak 470 dönümlük kampı ve tüm sahili süpürüyorduk. Tüm gün boyunca ayakta kalarak gelen tatilcilerin tüm ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyorduk. Durmadan bir şeyleri biryerlere taşıyıp duruyorduk. Hatta tüm dürüstlüğümle söylüyorum, sadece gelen kamyonlardan kantine yüklediğim biralar bile günlük ortalama 1 tonu buluyordu. Buzdolapları çok çabuk doldur boşalt olduğundan biralar tam soğumuyor bu nedenle asker eşlerinden azar yediğimiz de oluyordu.

Bunlar yetmezmiş gibi her akşam gece 1'e kadar çay bahçesinde semaverle çay, kahve ve bira servisi yapıyor üstüne üstlük herkes kalktıktan sonra tüm sandalyeleri, masaları toplayıp boş bardakları yıkıyorduk.

Gerçek bir vatan hizmeti yaptım anlayacağınız!

Bir de bana en çok dokunan en yüksek 2 katlı binaların olduğu tatil kampının restoran bölümünde normal asansörlerin yanında süslü püslü generallere özel asansör bulunmasıydı ki barakalarda şehit olan askerleri düşündükçe sinirimden gözyaşı döküyordum.

Ben hakkımı helal etmiyorum bu zihniyete.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Bu Paralar Başka Yere Harcanamaz mıydı?

Acemiliğimi 1994 yılında Erzincan'da yaptım. Askerliğim boyunca kişisel olarak ters bir olay yaşamadım diyebilirim. Ancak gördüklerim moralimi son derece bozmuştur.

Bölüğümüze 4-5 teneke helva gelir ve en az 3-4 teneke açılmadan askeriyenin çöp merkezine giderdi. Artan yemeklerin haddi hesabı tutulmazdı. Birgün yemekhane görevlisi ere, bu helvaları dolaba koymasını, akşam televizyon seyrederken dağıtmalarını tavsiye ettim. En azından çöpe gitmeleri yerine çerez yerine yenirdi. Meğer o asker de ilk göreve başladığı günlerde benim fikrime kapılma yanlışlığına düşmüş. Akşam yemeğinden sonra teftişe gelen bir subayın dağıtılan helvalar münasebetiyle kendisini dağıttığını anlattı. Sorgusuz sualsiz hastanelik olmuş.

Bizim bölükte durum buyken bazı yerlerde ise açlık çeken askerlerin varlığını bu site aracılığı ile öğrendim.

Yine birgün 1995 yılında Bingöl'de askerliğimi yaparken çöp arabasının koruması olarak şehir çöplüğüne gittim. 6-7 yaşlarındaki bir çocuğun katrana benzer bir sıvının bulaştığı ekmeğin temiz tarafını kemirmeye çalışması benim tüylerimi diken diken yaptı. O manzarayı yaşantım boyunca unutamam.

Şimdi soruyorum: Çöpe atılan ve haddi hesabı olmayan yemeklere harcanan, sırf macera olsun diye boşu boşuna sarf edilen ve gene haddi hesabı olmayan cephanelere harcanan paralarla birkaç öksüz daha doyurulamaz mıydı? Ya da birkaç bin kişiye iş verilemez miydi?

Bu askeriyeye peygamber ocağı diyebilir miyiz, sorarım size.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Ben de Yazacağım

Ben de yazacağım, nöbette korkusundan ve soğuktan erkekliğini kaybeden arkadaşımı.

Gece yarısı, bir er şüphelendiği için (şüphelenmek askerlikte insanlara peydahlanmış bir hastalıktır, çünkü şüphelenmezse askerliği yanar) insanların evine baskın yapıp hakaret ettiğimizi ve yatak döşek özellikle dağıttığımızı...

Tarlasına giden köylünün yolunu kesip, traktörü römorkundan söküp şoförüyle beraber iz tarlası sürdürdüğümüzü.

Bazen de kahvehane basıp, "traktör sahipleri çıksın dışarı" deyişimizi, kimse çıkmayınca da traktörleri düz kontakt yapıp yanımızda getirdiğimiz askeri, traktörü karakola götürmek üzere görevlendirdiğimizi...

Köylüyü durdurup "pulluğun var mı" diye sorguya çektiğimizi. "Yoktur komtan" dedikten sonra "peki neden traktör aldın" diye meraklandığımızı... Ben de yazacağım..

Yer Mardin, yıl 198?

İsimsiz, bize ulaşan subay[?]

Sizden Yardım İstiyorum

Ben, 3. Ordu Ulaştırma Oto Alay Komutanlığı'nda Erzurum/Ilıca'da askerlik görevini hala devam ettirmekte olan bir askerim.

1989/4B (devre kaybı) olarak askere alındım. Yeni evli ve OCD (Obsessive–compulsive disorder, obsesif kompulsif bozukluk) hastası olan bir birey olarak haliyle tedirgin bir yapıya sahipken acaba askerlik şartlarına alışabilecek miyim, yapabilecek miyim diye bir düşünce denizinde yüzüyordum. Acemi birliğim olan 1.Piyade Er Eğitim Tugayı'nda bulunduğum sırada çocuğumun anne karnında 5,5 aylık iken vefat edebileceği haberi ile yıkıldım.

Hemen komutanlarıma bilgi vererek mazeret iznimi ve dağıtım iznimi birleştirerek izin vermeleri için ricada bulundum. Sağolsunlar 10 günlük iznimi kırmayıp verdiler. Eşimi hastaneye yatırarak en azından eşimin hayatta kalmasını sağladım. Buna müteakip 10 günlük süreç içinde eşim hala hastanede bulunduğundan ve gerek benim gerek eşimin hem fiziksel hem ruhsal durumu askerliğimi yapmaya elverişli olmadığından İstanbul/Balmumcu'da bulunan Merkez Komutanlığı'na gittim ve vefatler için özel durumlarda verilmesi gereken 5 günlük izni talep ettim. Bu izni bana vermediler.

Teslim olacağım birliği arayarak durumu bildirip sonra 5 gün gecikme ile teslim oldum. Burada OCD'den dolayı bana "silah tutamaz" raporu verdiler. Ayrıca rapora bana yakın ilgi ve alaka gösterilmesi gerektiğini belirten bir ifade eklediler.

2,5 ay gibi bir süre boyunca günlük belki bir belki iki saatlik uykularla askeri hizmetimi elimden geldiğince yapmaya çalıştım. Bu süreç içerisinde yavaş yavaş uyku düzenine kavuşarak daha az yorulmaya başladım. Fakat etrafımdaki komutanların gereksiz hakaretleri, aşağılamaları, şahsi işlerini mesai saatleri içerisinde gerek bana gerek diğer askerlere yaptırması bende bazı semptomları tetikledi.

Bize Değil Elbiseye Sövüyor

Askerliğimi telsiz operatörü olarak Diyarbakır Bölge Jandarma'da yaptım.

Tabii hem benim hem de arkadaşlarımın başına gelmiş o kadar çok kötü anı var ki... Hangisini anlatayım diye düşünürken asklıma geldi: Devremin geçirdiği bir sinir krizi vardı, o zamanlar tam olarak kavrayamamıştım.

Devremdi. Kendisi evlenmişti askere gelmeden. Beynimde iz bırakan komutanın ana avrat düz gitmesi, bizimse koğuşta sinir krizleri geçiren devremizi "aman devrem askerliğini yakarsın, o sana değil üstündeki elbiseye küfretti" deyip teselli etmemiz.

Düşünebiliyor musunuz, bir yıllık evlisiniz ve çocuk gibi her ihtiyacına koştuğunuz komutanınız en ufak bi hataya tolerans göstermeyip ananızı avradınızı dümdüz edebiliyor. Bunun anlamını bildiğiniz halde askerliğimizi yakmamak için çeşitli bahaneler üreterek [bana değil de elbiseye sövüyor gibisinden] susmak zorunda kalıyorsunuz.

Devremi tam bir saat kadar uğraştıktan sonra biraz sakinleştirebildik. Tabii o zamanlar biz bekar olduğumuz için işin ciddiyetini onun kadar kavrayamamıştık. Şimdi düşünüyorum da evli bir insan olarak devremin o anki ruh halini söyleyecek kelime bulamıyorum.

Şeyis Yalçın, bize ulaşan eski asker

Meze Hazırlamaya Asker Eve Çağrıldı

2005-2006 yılları arasında Düzce'de Jandarma Karakolu'nda askerlik yaptım ve orda anladım askerliğin mantığının nasıl değiştiğini, kimlerin ne amaçla bu vatana nasıl hizmet ettiğini.

Birgün, gece saat 00:00 ve 01:00 arası herkes koğuşta yatarken koğuşa bir telefon geldi. Rütbelilerden biri telefon açmış, "aşçı benim evime gelsin, çabuk" demiş. Ben de aşçıyı kaldırıp gönderdim. Tekrar geldiğinde acayip sinirliydi. Rütbeli eve kız arkadaşlarını çağırmış, aşçıya meze hazırlatmış, rakı masası kurdurmuştu.

Sadece bu da değil, bunun gibi daha birçok olay: haksız yere dayak yemeler, Allah-Kitap küfür etmeler, egolarını tatmin etmek için askeri devamlı ezmeler... Bunlar onların gerçekten ne kadar aciz olduğunu gösteriyordu; çünkü biz askere canımızı vermek için, vatan sağolsun demek için gidiyorduk.

Telefonda Küfür

2002/2, askerliğimi Ankara Sahil Güvenlik Komutanlığı'nda yaptım. Ben oraya kamarot olarak gittim ama sonra santral operatörü olarak görevlendirildim. Askerliğimi yapmaktan ve Sahil Güvenlik Komutanlığı askeri olmaktan her zaman gurur duyuyordum. Ta ki birgün iki santral operatörü askerimizin aynı anda Gata Askeri Cezaevi'ne gönderilmesine ve santral nöbetini tek başıma tutmak zorunda olduğum güne kadar...

İşte o gün bende var olan tüm askerlik ve komutan sevgisi yok olup gitti. Bir anda telefonlar aynı anda çalmaya başladı ve ben aynı anda telefonları açıp bekletmeye alıyor sırasıyla telefonları aradıkları istikamete yönlendiriyordum. Bu esnada son telefonu yönlendirmek için özür dilerim efendim der demez anama, bacıma, şahsıma akla hayale gelmeyecek küfürler. Ellerim ayaklarım titredi. O an orada ne yapacağımı şaşırdım. Siz bana küfredemezsiniz dedim. Bana: "Sen kimsin lan o.ç. Sen benim kim olduğumu biliyor musun? Senin ananı avradını s. Derhal beni Uğur astsubaya bağla".

Birgün Seni de Döveceğim

Acemi birliği dediğimiz askerliğimin ilk üç ayını, 1997 yılında, Amasya Er Eğitim Tugayı Çavuş Talimgah Bölüğü'nde yaptım. Usta birliği dediğimiz askerliğimizin uzun bölümünü de Kastamonu'da şube çavuşu olarak tamamladım. Ben her iki zamana ait iki farklı olay anlatacağım.

Acemi birliğinde biz torpilli bir bölüktük, hani derler ya, askerden dayak yemeden gelen adam tanımam diye, işte aynen öyleydi bizim acemi birliği. Ancak Amasya Er Eğitim Tugayı'nda, sayısını hatırlamıyorum ama, onlarca bölük vardı ve sadece bizimki torpilli bölüktü.

Bizim bölükte dayak yoktu ancak bağırıp çağırma ve küfür boldu. Bir akşam, anfide ders yapmak için toplanırken, önümdeki arkadaşımın yağmurluğu uzman çavuşun kepini düşürdü ancak arkadaş bunun farkında değil. Benim sol yanımdaki uzman çavuş kepi düşen uzman çavuşa, "ne biçim komutansın, adam senin kepini düşürüyo, gıkın çıkmıyor" dedi. Komutan içeri girip biraz önce kepini düşüren arkadaşımızı orta yere çağırıp tokatı patlattı. Arkadaşımızın burnu kanadı.

Ailem 600 km Öteden Gelmişti

1991 yılında Muhabere Okulu ve Eğitim Merkez Komutanlığı’nda acemi er olarak, vatani görevimi yaparken, bir pazar günü ailemin yaklaşık 600 km uzaktan beni görmeye geldiğini ve onları görebilmek için tam 70 dakika mutfak çavuşuna yalvardığımı çok iyi hatırlıyorum.

Neden mutfak çavuşu derseniz, o pazar günü bana mutfak görevi yazmışlardı. Ben de yerime başka bir asker arkadaşımı mutfak görevlisi olarak ayarlamıştım. Karşılığında ben de onun mutfak görevine gidecektim. Ama bir türlü benimle o gönüllü asker arkadaşımın yerini değiştirmediler. Değiştirseler sanki kıyamet kopacaktı. O yüzden mutfaktaki çavuşa 70 dakika yalvardım. Umarım bu yazıyı şimdi o kişi okuyordur. Kendisi de bir gün sevdiklerine o kadar yakınken 70 dakika kavuşamaz. Ailem 600 km yol kat edip gelsinler nizamiyeye ve ben görüşemeyeyim.

Neyse oradan canımızı kurtardık ve İstanbul’a gittik usta er olarak. Acemi birliğimizdeki Tabur Komutanımız Muharip Kıdemli Binbaşı X, 30 Ağustos 1991’de usta birliğimize geldi ve ilk işi ev tipindeki mescit olarak kullanılan yeri kapatmak oldu.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Kum Havuzunun Taşları

2004 yılı kısa dönem olarak Manisa'nın bir ilçesindeyim.

Her birlikte olduğu gibi bizim de bir spor alanımız var. Ve orada içi kum dolu bir uzun atlama çukuru. Zaten sırf görüntü olsun diye orada olduğu malum. Mazallah bir uzun atlama yapsanız kafayı kesin karşı duvara çarparsınız.

Bölük komutanımız beraber görev yaptığımız uzun dönem çavuş arkadaşa emir vermiş: "Kum havuzunun içindeki kum boşaltılacak içerisindeki taşlar eleklenip ayrılacak ve kum geri doldurulacak." Cevap her zamanki gibi: "Emredersiniz!" Bölükteki o an eli boş (nöbeti olmayan) erler toplanıp emir yerine getirilirken, Başçavuş uzun dönem arkadaşı dışarıya bir şey aldırmaya gönderiyor. Kum boşaltanlara nezaret de benim görevim oluyor.

Havuzun içindeki kum bayağı bir boşaltılmış, öyle ki 1 metre derine inilmiş ama hala iri taşlar çıkmaya devam ediyor. Arkadaşlardan biri “ya çavuşum ne yapacaz daha kazıcaz mı yetiversin artık” dedi. Ben de “e hadi öyle olsun, zaten kullanmıyoruz. O zaman şu kumu eleyip geri doldurun bakalım” dedim.

Et Artıkları Toplardı

Ben askerliğimi 2009 senesinde Gelibolu'da yaptım. Sanırsınız ki mübarek şehit kanları ile yıkanmış topraklar; ama o toprakların üzerindeki yeşil giysililer neler yiyorlar neler!

Şahit olduğum bir anı: Albayın postası yemek sonlarında elinde pis bir kova, yemek çöplerini attığımız yerin başında durur ve bizim tabldotlardan et artıkları toplardı. Albayın köpeğini eliyle beslerdi. İşin komiği köpek kilo alınca askere fırça atılır, eğer köpek biraz zayıfladı ise asker yine fırça yerdi.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Şikayetin Sonucu: Yine Dayak

Ben Mardin'de askerlik yaptım, 1986 yılında jandarma komando olarak.

Bölük komutanımız, Piyade Üsteğmen M.A. isimli bir adamdı. İki sözünden biri küfürdü; ana avrat dümdüz giderdi. Dayak atması o kadar çoktu ki memleketinize domalın der, kampet demirleriyle döverdi. Tabur komutanına mektup yazdım, şikâyetçi oldum. Binbaşı iri yarı, babacan görünümlü bir adamdı. Çok ümitliydim yazdığım mektuptan. Binbaşımız gereğini yaptı. Askerin seni ispiyonluyor diye bölük komutanına mektubu vermiş. Üsteğmen bölükte herkese bir kağıt dağıttı. İstiklal Marşı'nın iki kıtasını yazdırdı. Ben sonradan anladım ki beni yazımdan bulmuş. Ondan sonra yine memlekete doğru domaldım ve kampet demiriyle dayak yedim.

Binlerce hatıram var, yine yazacağım buraya. Ben askerliğimi severek yaptım. Üç tane kendini bilmez için küsmedim. Bugün yine seve seve yaparım, Allah lazım etmesin de.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Olmayan KDV'ye Vergi İadesi

1989 yılında Ankara Etimesgut'ta tankçı olarak askerlik yaptım.

Su olmadığı için gazozla ve kolayla traş olurduk ama komutanların havuzundan su hiç eksik olmazdı. Bir de dikkatimi çeken bir durum olmuştu: O zamanlar vergi iadesi vardı. Askeriyeye giren mallarda KDV olmamasına rağmen rütbelilerin tamamı askeri marketten devamlı fiş çıktısı alarak vergi iadesi için listeliyorlardı, yani devleti soyuyorlardı.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Köpeğe Özel Araba

2006 yılında askerliğimi Yozgat'ta yaptım.

Bir pazar günüydü. Karakol komutanı devriye arabasını evine istedi. Araç bir şoför ve araç komutanıyla birlikte komutanın evine gönderildi. Komutan gelecek diye kendimize çeki düzen veriyorduk. Biraz sonra devriye arabası geldi. Devriye arabasında ne komutan ne de ailesinden biri vardı. Anlaşıldı ki komutan devriye arabasıyla süslü köpeğini göndermiş ve askerlerin köpeğini yıkayarak temizlemesini istemişti. Biraz geçtikten sonra komutan kendi özel arabasıyla içinde ailesiyle birlikte geldi. Ordumuzun düşürüldüğü seviyeye bakın! Gördüklerim karşısında tarihimizden utandım. Allah güzide ordumuzu bu zihniyetten korusun.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Öğretmen Pazarından Adam Seçmece

Manisa, Batıkışla. Sene 1987.

Akşama kadar kesintisiz yanan lambalar yanmasa, karavanaların tamamı çöpe dökülmese, asker tarafından temizlenmek zorunda kalınan sebze ve meyve çöpe atılmasa, laf olsun diye dağa taşa hikayeden mermi sıkılmasa, onca rütbeliye de bu işleri yapması için maaş verilmese eminim ki bütçe çok rahatlardı.

Ama asıl yazma nedenim bu değil. Güleriz ağlanacak halimize... Alayın çoğu bedelli askerlerden oluşmuştu. Bunlara rütbeliler tarafından "vatan haini" denilirdi. Birgün tugay komutanı alayın tamamını içtima alanında toplattı. Anons edilmeye başlandı: "Matematik bölümü mezunları ayrılsın! Fizik-kimya mezunları ayrılsın! Edebiyat bölümü mezunları ayrılsın!" Sevinmiştim bir an. Düşündüm ki ordu nihayet yetişkin beyinlerden istifade edecek.

Bu ayrılanları bir arabayla götürdüler. Kıskanmıştım ben gidemediğim için. Akşam yemekhanede merakla sorduk: "Neredeydiniz? Ne yaptınız?" Sinirliydi hepsi. Önce söylemek istemediler nereye gittiklerini. Meğer o sene üniversite sınavına girecekmiş tugaycının kızı. Onun sınava hazırlanması için ayırmış o bölüm mezunlarını babası... Gülersiniz değil mi?

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Biz Temizledik Başkası Alkışlandı

Tarih:2009
Yer: İzmir, Narlıdere

Askere gittiğim ilk gün bizi H. Çavuş diye birisi karşıladı. Aaten askeriye o kadar büyüktü ki bıraksalar ilk günden kaybolurduk askeriyenin içinde. 10 ve 15 kişilik gruplarla götürüyorlardı birliklerimize. Hepimizin elinde ikişer üçer bavul, en az 3 km yürümüşüzdür. Dinlenmek de yok. Nedenmiş? Çavuşun işi varmış. Kan-ter içinde koğuşlar bölgesine geldik. Allah razı olsun yatak ve dolaplarımızı ayarlamışlar bizden önce gelen tertiplerimiz. Çantalarımızı bırakır bırakmaz çavuş "hadi yemekhaneye gidelim" dedi. Biz de seviniyoruz tabii, yemek yiyeceğiz diye. Fakat bir baktık ki yemekhane darmadağın yemekler buz gibi. Allahtan askeriyenin yemekhanesine özel bir şirket bakıyormuş.

"Yemek isteyenler gelsin" dedi, gittik. Yemeklerimizi aldık; fakat kimse ilk kaşıktan sonra yiyemedi. Herkes ekmekle karnını doyurdu. Sonra Çavuş ve yemekhane görevlileri "bu yemekhaneyi temizlemeden uyumak yok" dediler. "Yediğiniz yemeklerin hakkını verin" dediler. 10 veya 15 kişiyiz, hepimiz şaşırmış bir şekilde birbirimize bakıyoruz.

Daha sonra yavaş yavaş başladık temizlemeye yemek masalarını, camları, yerleri... Süpürmek mi dersiniz, yerleri paspaslamak mı dersiniz her şeyi yaptık. Bu zaman zarfında bir bakmışız ki saat gece yarısı 03:00 olmuş.

Geri Dönüşüm Kutusu

Askerliğimi mesleğim olan programcılık nedeniyle bilgiyarların bol olduğu OBİ'de yaptım. Daha önce yurtdışında kaldığım için 30'lu yaşlarda gitmiştim askere.

Birgün kısım komutanımdan bilgisayarın geri dönüşüm kutusu; yani çöp tenekesi dolu diye dayak yedim. Bu ve bunun gibi bir sürü saçma şey yüzünden bu insanlardan nefret ettim.

Daha önce incimiz, gözbebeğimiz diye baktığım kurumun ne kadar kokuşmuş ve insafsızlaşmış ve de bol olan askere nasıl muamele yaptığını ve kıymet vermediğini gördüm. Şimdi evliyim bir erkek çocuğum var. Çok istemiştim çocuğum kız olsun, bu sıkıntıları çekmesin diye.

Allah'a havale ediyorum.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Dindar Ateist Konuşuyorduk

Adana'da 96 yılında yaptım askerliğimi.

Dini eğitimli olduğum için, etrafımda dini sorular soranlar çok oluyordu. Ben de bildiklerimi dilimin döndüğünce aktarmaya çalışıyordum. Bir ateist çocuk vardı. Sürekli olarak Allah'ın varlığına ve ibadetlerin gerekli olup olmadığına dair sorular soruyordu. Ben de haliyle cevaplamaya çalışıyordum. Etrafımız dinleyen askerlerin çoğalmasıyla bayağı kalabalık oluyordu. Herkes merakla bizi dinliyordu.

Bu durum mesai bitiminden sonra başladığı için ilk önceleri pek dikkat çekmemişti. Sonradan dinleyen kalabalık artmaya başlayıp farklı farklı dini sorular gelmeye başlayınca bölük komutanı bana postasıyla uyarılar gönderdi. Bu üç defa oldu. Üçüncüsünde ben de postaya şunu söyledim: "Sen hiç konuyu açan o ateiste bu adama soru sorma diye bir kere olsun gittin mi?" "Yok" dedi. O zaman bana da gelme, çünkü o sordukça ben cevap veririm dedim.

Bir hafta sonra beni Maraş'a sürdüler. O da orada kaldı. Önce zoruma gitti, ama sonra iyi ki sürmüşler dedim. Çünkü orada dinimi daha rahat yaşadım.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Masraflar Şişiriliyordu

222 Nolu Hava Radar Kıta Komutanlığı'nda kısa dönem çavuş olarak görev yaptım.

Kıtanın postane işlerine bakıyordum. Devlet hastanesinden aylık olarak masraf raporları gelirdi. Bir keresinde ben de gözümdeki bir şikayet yüzünden hastaneye gtimiştim. Kendi raporlarıma bir bakayım dedim. Hastanede 3 dakika süren göz kontrolüme rağmen evraklarda üzerimde yapmadıkları test kalmamış görünüyordu ve bunu da askeriyeye fatura ediyorlardı. Kan testi, idrar testi vs.
Diğer arkadaşların da bir sürü test yaptırdıkları yazılıydı.

Bu durumu komutana "bir yanlışlık olmuş herhalde" şeklinde kibarca(!) bildirdiğimde "çavuş, sen işine bak, boyundan büyük işlere karışma" şeklinde aldığım cevap her şeyi aydınlatıyordu!

Vergilerin nerelere gittiğini gözlerimle görerek bir kere daha şükrettim mevlaya.
Bu kadar hırsızlığa, talana rağmen memleket kimbilir kimlerin yüzü suyu hürmetine ayakta duruyor.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

5 Lira Taşıdık

2001-2002 yıllarında askerlik yaptım.

Birgün nöbetçi komutan bize "lojmanlara gidin, hanımda bir emanet var, alın gelin" dedi. Gittiğimiz mesafe Üsküdar- Küçükyalı Lojmanları arası. Komutanın eşinin ziline bastık ve "bizi binbaşımız " dedik. O da bize 5 TL (eski para 5 milyon) para verdi ve komutana götürmemizi söyledi. İnanın şoför arkadaşla ikimiz şaştık kaldık.

Bunun için devletin resmi aracı görevlendirilir mi? Aracın yaktığı mazot 5 TL gelir. İnsaf! Bir de bu keyfi araç görevlendirmeleri son bulsa...

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Golf Sahası Masrafları

2007 İstanbul'da kısa dönem askerlik yapıyordum.

İstihkam şubede mimar olduğum için garaj tadilat projelerini yapmak üzere görevlendirildim. Toplam 550.000 TL ödenek vardı. Fakat ödenekler için tadilat ön tespitlerini yapan kişinin yaptığı maliyet hesaplarının garajlar için yapılacak gerçek imalat maliyet hesabıyla uzaktan yakından alakası yoktu. Bir garaj için yapılacak imalat maliyeti ayrılan ödenekten fazla çıkarken, bir diğerinde az çıkıyordu. Komutanın söylemine göre bir garaja ayrılan ödenek diğerine aktarılamıyordu. Sonuç olarak garajdaki 1 sene önce yapılmış gıcır gıcır malzemeleri söktürdük. Yerine yeni malzemeleri taktık. Böylece tüm parayı harcadık. Bu arada az ödenekli garajlar da rezil durumda kalmış oldu.

Bir başka olayda da komutanlara hizmet edecek golf sahası dosyalarını inceledim. Golf sahası için yapılması planlanan 9 parkurdan 2'si bitirilmişti. Yapılan 2 parkurun çimleri de golf için kesinlikle uygun değildi. Toplam projede tek katlı 1 adet dinlenme evi, 1 adet 80 m2 civarında havuz ve 2 adet parkur için 1.500.000 TL. (sıfırları iyi sayın) para harcanmış. Hergün istihkamdan 15-20 asker sahayı ıslah için proje alanına götürülüyordu. Komutana buraya 1 adet çapa makinesi alınırsa tüm alanın rahatlıkla ıslah edileceğini belirtmeme rağmen itiraz edip bu kadar askerin ne iş yapacağını sordu. Bu kadar iş bolluğunda tabi ki asker açığı çıkar. Genelkurmay sonuna kadar haklı(!)

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Hayvanlar İçeri

Ben 329. kısa dönem olarak askerliğimi yaptım.

Bir seferinde yemekhane önünde sırada idik. Astsubay içtima alıyordu. Askerlerden biri sadece yemek yemek için bu kadar bekletilmemize tepki olarak "off" dedi. Komutan kimin söylediğini bulmaya çalışmadı. "Alın şu hayvanları içeri" dedi ve gitti.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Soğuk Tost Dayağı

Ben Bora. Hatay Serinyol'da 2007 yılında askerlik yaptım.

Her zaman karargah bölüğündeki subayların psikoloğa görünmeleri gerektiğini iddia etmişimdir; çünkü anlaşılmaz istek ve emirleri vardı. Bir keresinde başçavuşun biri beni kantine tost yaptırmaya gönderdi. Yarım saatte güç bela alabildim tostu.

Bu sırada mesai saati olduğu için de bölük komutanına görünmemem gerekiyordu. Ama bölük komutanı beni gördü ve hiçbir şey sormadan "s. git, gözüm görmesin" dedi ve azarladı. Ben de hemen astsubayın yanına gittim, tostunu verdim. Tabi tost soğumuş bu sırada. Bu yüzden astsubay beni tokatlayıp ağzına geleni söyledi. Neye uğradığımı şaşırdım. 12 ayım buna benzer saçmalıklarla geçti. Sadece acemi birliğinde askerlik yaptım diyebilirim.

Alın size askerlik. Başka yerde insanlar can korkusuyla askerlik yapar, biz dayak korkusuyla. Askerlik değil, saçmalık olmalı bu işin adı.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Elazığ Toplama Kampı

Ben askerliğimi 84/1 Siirt'te yaptım.

Siirt'e gitmek için ilk önce Elazığ toplama kampına gidiliyordu. Oraya yüzlerce asker geliyordu. Kantin 2 taneydi. Fazla yiyecek bulunmuyordu. Bize de kumanya verilmeyince herkes gibi kuyruğa giriyorduk. Parası olmayanlar aç kalıyordu.

Toplama kampında bize küçük paket reçel vermişlerdi. Son kullanma tarihine baktığımda çoktan geçmiş olduğunu fark ettim; ama yine de başka aç olan insanlara verdim. En vahimi de birinin biraz ileride bir musluğun altında çamur içindeki ekmeğin çamurunu temizleyip yemesiydi. O zaman biz kimin için, nereye, ne şartlarda gidiyoruz diye düşünmüştüm.

İsimsiz, bize ulaşan eski akser

Üniformayla Camiye Girmek Yasakmış

Askerliğimi Bartın'da yaptım. Askerliğim boyunca iki Ramazan, iki de Kurban Bayramı yaşadım. İlk Ramazan'ın ilk Cuma günü çarşıya çıkmak için bölük komutanımdan izin istedim. Sağolsun izin verdi. Doğruca camiye gittim ve Cuma namazını kıldım.

Ne bileyim üniforma ile camiye girmenin yasak olduğunu. Askerliğim boyunca bir daha Cuma'ya gidemedim.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Sigortalı Aracın Tamir Parasını Ödedim

Ben Elazığ Asker Hastanesi'nde askerlik yaparken ambulans şoförüydüm.

Bir gece görevdeydim. Ambulansta acil hasta vardı. Anayolda ilerlerken sarhoşun biri gelip benim aracıma çarptı ve araç hasar aldı. Araçtaki hasarı sigorta şirketi karşılamasına rağmen o zaman hastanede görevli komutanlar benden aracın tamir parasını aldılar. Sigortadan gelen para nereye gitti bilmiyorum.

Bu sadece ufak bir detay. İnsanlar vatana hizmet etmeye gidiyoruz diyerek gidiyor askere; ama maalesef değişik hizmetlerde kullanılıyor. Suçun olsun olmasın, önemli değil. Asker her zaman haksız ve suçludur mantalitesi işlemekte. Sana insan muamelesi yapan bulmak çok zor.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Ben Namaz Sorunu Yaşamadım

Bir askeri hastanede asteğmen olarak askerlik yaptım.

İlk gittiğimiz hafta bir arkadaşımla cuma günü öğle arası yemek yemek yerine Cuma namazına gitmenin hesabını yaptık. Kendi aramızda konuştuk; ama üzerimizde beyaz kıyafetler vardı, bir de yakında nerede cami var bilemedik, sonuçta gidemedik. Kimseye de sormadık.

Bir hafta sonra öğrendik ki hastanenin en alt katında bir mescit var ve herkes orda Cuma namazı kılmaktaymış. Kendi halimize güldük. Sonra o mescitte hastane baştabip yardımcısı ve birçok kişiyle bir sene boyunca Cuma namazı kıldık. Hatta ben askerdeyken o mescitte 5 vakit kılmaya da başladım.

Tabii Samsun'da koğuşta namaz kıldığı için ikaz edilen arkadaşlar da gördüm. Neticede bir takım zalimlikler olmakla beraber buraya yorum yazanların bunları da yazmaların da fayda var. Yoksa TSK'da görev yapan birçok vicdanlı askere haksızlık olur.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Uçakların Füzesini Bana Seçtirdiler

Savaş uçağına bir füzenin monte edilip edilemeyeceğine bir asteğmen nasıl karar verecek?

Yıl 1981. Hava İkmal Merkezi, Ankara. 16 aylık asteğmenlik görevimizi yapıyoruz.(168. dönem)
Bana verilen emir şu:

Ankara'dan kalkıp yanıma verilecek bir teknisyen ile birlikte Malatya Erhaç Hava Üssü'ne gideceğiz. O zamanlar çok popüler olan F4 Fantom savaş uçaklarına "bilmem ne" füzesinin monte edilip edilemeyeceğine ve nasıl monte edileceğine karar vereceğiz.

İlk duyduğumda komutanlarımızın şaka yaptıklarını zannetmiştim. Şaka olmadığını sert bir şekilde belirttiler. Hayatımda hiç yakından bir uçak görmemişim, hiç füze görmemişim. Yanıma verdikleri teknisyen aslen Malatyalı olduğu ve bedavadan ailesini ziyaret etme imkanı vereceği için bu göreve seçilmiş.

Yıkılıp Müzelik Olmalarını Bekliyorum

Selam olsun hakarete uğrayanlara.

Dostlar, ben de 1984'te Ağrı 7'inci Alay'daydım. Er olarak.

Çarşı izninden geç geldiğimiz için, firarimiz verilmiş. Sakaryalı bir arkadaşla beraberdik. Hızlı adımlarla nizamiyeye geldik. İzin kağıtlarımız istendi, verdik. İçerdeki yetkili çavuş işaret etti, "gelin" dedi, girdik. "Firariniz verildi" dedi. Bölük nöbetçi amirine bildirdiler, geldi. Birkaç kişi bizi aldılar, alay nöbetçi amirine götürdüler. Kendisini çok uzaklardan görürdük. S. Binbaşı derlerdi, kendisi kurmaydı.

Kapıda bekliyoruz. Bizi götürenlere demiş ki "sabaha kadar ceza verdim, alaydaki ağaçları sabaha kadar helkeyle sulasınlar, sabah da bölük komutanına teslim edin".

Çıktık dışarı, elimize helke verdiler. Su olan yerden su alıyor, sırayla ağaçlara birer helke döküyoruz. Saatlerce devam ettik. Bir ara kimse kalmadı, azıcık nefes alalım diye işi yavaşa aldık. Arkamızdaki alay binasından Kurmay Binbaşı S. bizi kesiyormuş, farkında değiliz. Aniden hışımla karşımızda duruşunu gördük. Hem vuruyor, hem rahmetli anama küfür ediyordu. Ayağındaki botlarla ayak kemiklerimin olduğu yerlere özellikle vuruyor, yere yıkılınca "kalk, emir veriyorum" diyor, kaldırıyor, bir daha, bir daha aynı sahneyi yaşıyorduk.

Benden On Sene Götürdü

2004 yılında Kilis'te askerlik yaptım.

Sivilde mesleğim polisti. Polis olmam suç muydu bilmiyorum. Denetleme oldu; denetlemeye gelen paşa tarafından alaydan sürüldüm. Sırf polisim diye Kilis Cezaevi'ne kondum. Macera böyle başladı.

Karakol komutanı A. ve yardımcısı S., sizlere nasıl anlatayım bilmiyorum, ordaki erlere hayvan muamelesi yapıyorlardı. Kendi şahsi arabasını askere deyim yerindeyse yalatıyor, askerlere gelen yemekleri yiyor, askere gelen paraları çalınmasın diye alıyor; asker parayı geri alana kadar aylar geçiyordu.

Önce Tokat At Sonra Dinle

Yıl:2006-2007
Yer:Şırnak/Akçay

Hangi birini anlatayım bilmiyorum. Er olarak en az duranlarımız 12 ay duruyor, on satıra sığdırmak zor. Ama önemli anekdotları satırbaşları olarak paylaşayım.

KTM (Katılım ve Toplama Merkezi) Zulmü

Birliklerimize gidene kadar Mardin, Diyarbakır, Şırnak, Cizre-Akçay vs... (iniş yaptığınız güzergaha göre değişiyor) KTM'lerde kalırsınız. Teröristlerin bile göremeyeceği insanlık dışı muameleler. Taş taşıtmalar, ot yoldurmalar, diğer kadrolu askerlerin tıkanan tuvaletlerini açtırmalar, 50 kişilik yatakhanede 80-90-100 kişiyi yerlerde yatırmalar.

Somut bir olay anlatayım. Yer, Şırnak Akçay. R. isimli uzman başçavuş piskopat biri KTM'ye gelen askerlere yoklama yapıyor. 300 kişiye dizüstü çök emri vermiş. Arkalarda bir erin adını okuyor, er kalabalıktan sesini zor duyuyor; ama koşarak geliyor öne. Uzman çavuş çocuğun kulağına doğru bir vuruyor, çocuğun ayakları yerden kesiliyor ve çök vaziyetindeki askerlerin üzerine uçuyor resmen. Uzman çavuş böylece kendini ispatlamış oluyor.

Düşünün ki o er İstanbul'dan, Bursa'dan Aydın'dan, bir yerden gelmiş ve daha "ben nasıl bir coğrafyaya geldim, nasıl bir yer burası, Allahım sen böyle bir yer de yarattın mı" diye düşünürken KTM'de gördüğü zulüm bu. İzinlere gelip giderken de böyledir.

Yemek Duası

Ankara Kara Havacılık Komutanlığı'nda 2007-2008 yılları arasında askerliğimi er olarak yaptım.

Yemekhanede yemek duası "Tanrımıza hamd olsun, milletimiz var olsun" şeklinde değil de, "Allah'ımıza hamd olsun, milletimiz var olsun" şeklinde söylendi diye kaç kez üst üste yemek duası yaptırıldı.

Cuma namazı vakti, içtima alınıyor ve temizlik-bakım kontrolü yapılıyor. O kadar zamandan başka zaman yoktu sanki. Sadece bir kez Cuma namazı kılabildim. Bakım merkezinde çalışan sivil vatandaşlar için girişte büyük cami var; ama o da sadece Cuma namazı vakti açılıyor. Rütbeli subaylardan da gelen olurdu; ama endişeli bir şekilde.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Tahta Kuruları ve Suni Göl

1998 Amasya, ardından Sarıkamış. 8 Ay kısa dönem bakaya.

Amasya'daki ilk günler zordu, zira yattığımız yataklar tahtakurusu kaynıyordu. 2. Dünya Savaşı'ndan kalma yataklarmış. Gece ışıklar açık yatıyorduk, çünkü ışıklar açıkken tahtakuruları daha az çıkıyordu. Ayrıca ranzaların üst kısmı tercih ediliyordu, alt kısımda tahtakurusu daha yoğundu. Bizler tahtakurusu kaynayan saman yataklarda yatarken, tugay komutanı yüzmek ve güneşlenmek için suni göl yaptırıyor, bunun için yüzlerce kamyon kum taşınıyor, sıcak yaz aylarında sularımız kesilip göle su pompalanıyordu.

Bu arada tugay yönetimi de para kazanıyordu, peygamber ocağında sinemada porno filmler, aç-aç organizasyonları... Bizim bölükte yaşı ileri ve geneli öğretmenlik gibi mesleklerden gelen arkadaşlar olduğundan bunlara pek rağbet etmiyordu. Bunun üzerine bölük komutanı bir miktar bilet getirip "bunlar alınacak" şeklinde biletleri satardı. Hatta arkadaşlar almayınca sadece para toplanıp verildi.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Çatışmada İlk Sizi Vuracağım

Ben Şırnak'ın Ortasu köyünde askerdim. Kuzey Irak sınırını bekliyorduk. Bölüğe yeni bir teğmen geldi ve gelmez olaydı. Çok zor şartlar altında dağda nöbet tutan, pusuya çıkan sınırı bekleyen askere yapmadığını bırakmadı. Yaptıklarından bir tanesini paylaşmak istiyorum.

Ramazan ayı idi. Askerlerin hemen hemen hepsi oruçluydu. Gündüz vaktiydi. Teğmen, bölüğü dolaşıyordu. Koğuşun birine girdi. Orada yatma planı vardı ve yırtılmıştı. Koğuş sorumlusuna kimin yırttığını sordu, o da bilmediğini söyledi. Teğmen bunun üzerine bütün bölüğü içtimaya topladı ve yatma planını kimin yırttığını sordu. Kimseden ses çıkmadı ve herkese ceza vermeye başladı.

Önce şınav çektirdi, sonra komando dansı yaptırdı, sonra yüzüstü ve en son sırtüstü süründürdü. İlk defa sırt üstü sürünmeyi orda gördük. Bütün bölüğe yapmadığını bırakmadı; ama bu yaptığı bardağı taşıran son damla oldu, hiç unutmam.

Birgün silahlarımızı alıp taburumuzun bulunduğu Gülyazı köyüne doğru yürüyüş yapmaya karar verdik. Bu rütbelilerin kulağına gitti ve bizi gazinoda topladılar. Bu yaptığımızın eylem olduğunu ve çok büyük ceza alacağımızı söylediler.

Komutanı Yakalamaz Olaydım

1996 yılında Şanlıurfa Suruç 3. Hudut Taburu'ndaki ilk günlerimde şöyle bir olaya tanık oldum. Bir teğmen, atış talimleri sırasında yere düşen kovanları tutmakla görevli üst tertip bir askeri kovanı şapkasıyla yakalayamadığı gerekçesiyle dövmeye başladı. Döverken, "beş vakit namaz kılmayı biliyorsun, kovanı tutmaya gelince beceremiyorsun " diye tekme ve yumruklarını savuruyordu.

Atış talimatından sonra kıdemli binbaşı dağıtım için sivildeki mesleklerimizi sordu. Ben merkez taburda kalmamak, askerlerin kabusu olan karakollara dağıtılmak için elimden geleni yapmaya karar vermiştim; ama binbaşı İngilizce bildiğim için beni kendi bölümüne yazıcı olarak aldı ve "bana nöbetçi olduğum günlerde İngilizce öğreteceksin" dedi.

Birkaç hafta sonra kendisine sınav yapmamı istedi. Defterine yazdığı notlara bakıp, 6. sınıf talebesinin rahatlıkla cevaplayabileceği bir test hazırladım. Bu arada akıllıca hareket ettiğimi düşünüyordum. "Tamam, sen çık diyerek" düşünceli gözlerle teste bakmaya başladı. 10 dakika sonra geldiğimde defterinden soruların cevabını ararken gördüm ve belki de eğitimli birinin cesaretiyle "komutanım olmaz ki" deyiverdim.

Bir İntihar Hikayesi

Adım Sedat Gökçe. Elazığ'ın Palu ilçesi Arındık Jandarma Karakolu'nda görev yaptım. Orada bizzat tanık olduğum bir olayı anlatacağım.

Tarih 2006, Haziran ayıydı. Jandarma Uzman Çavuş ö.K. isimli komutanımız bizi etrafına toplamış karakolun pencerelerini saydırıyordu. O konuşurken arkadan bir gülüşme sesi geldi.

Komutan sinirlendi gülen askere bağırdı:
-Ne gülüyorsun lan, asker?
-Komutanım, arkadaşım bir şey söyledi, dayanamadım.
-Adi herif, yamuk kafalı herif, biz ne anlatıyoruz burda!
-Komutanım, beni Allah yarattı, Allah verdi bu kafayı.
-Sen düzgün bir adam olsaydın Allah da sana düzgün bir kafa verirdi, sersem herif.

Bu konuşmadan birkaç dakika sonra arkadaşımı karakolun duvarına yaslanmış ağlarken gördüm. "Biz daha kötülerini, duyduk; bunlara kafanı takma, yoksa askerliğin bitmez" türü bir şeyler söyleyip, teselli etmek istedim. Bana cevabı: "Allah'ın dediğine karşı geldi."

Akşam saat 8'di. Doldur-boşalt yapıp mevzilerimize dağıldıktan tahminen 10-15 dakika sonra bir el silah sesi duyduk. Sonra bir bağrışma. Sesler 6 nolu mevziden geliyordu. Koşarak gittim, gördüğüm manzarayı hayatım boyunca unutamam.

Kimi Kime Şikayet Edelim?

Ben 2002 yılı Aralık ayından 2003 Temmuz ayına kadar Hakkari/Çukurca'daki Alay Komutanlığı'nda karargah takımında kısa dönem olarak (289. dönem) askerliğimi yaptım.

Hukuk Fakültesi mezunuydum ve iyi derecede İngilizce biliyordum. O sırada İngilizce bilen kısa dönemlere Batı illerinde değerlendirilmeleri için bir sınav açıldığını duymuş ve İngilizce sınavına katılmak için başvuruda bulunmayı düşünmüştüm. Ama başımızda bulunan Başçavuş Mehmet A. benden sınava katılmaktan feragat ettiğime dair zorla bir yazı aldı.

Ondan sonra kabus başladı. Sadece rütbeliler mi? Uzun dönem askerlik yapan askerler de sırf kısa dönem asker olduğumuz için her türlü eziyeti yaptı. Nöbet listelerini rütbeli personel değil de yazıcı askerler hazırlıyordu. Dolayısıyla her türlü adaletsizlik yaşanıyordu. Bu nedenle istisnasız her gece ama her gece kışın ya 12-2 veya 2-4, yazın ise ya 12-3 veya 3-6 nöbeti tuttum. Uyku denen bir şey kalmamıştı zaten.

15 kilo verdim askerde. Eve döndüğümde ailem tanıyamadı.Hem kendisinin hem eşinin ayakkabısını boyatan astsubaylar mı dersin, zil zurna sarhoşken beni uykumdan uyandırtıp bana saçma sapan hukuki sorular soran uzman çavuşlar mı dersin, kendisine yemekte meyva kalmadığı için asker daha yemeğini bitirmeden yemekhaneyi boşalttıran çavuşlar mı dersin, karın tipinin altında sırf eziyet olsun diye çatılarda kar temizlemek mi dersin... Anlatılacak o kadar çok şey var ki....

Şikayet etsen ne olacak ki?

Askeri Araçlar Ne İşlere Yarıyor?

Yalansız, yanlışsız, abartısız paylaşıyorum.

89/2 Tertip olarak Ankara'da vatan görevimi binek araç şoförü olarak yaptım.

Birlikte dondurma fiyatı dışarının fiyatlarına göre 50 kuruş daha ucuz olduğu için rütbeli dondurmayı alıyor. Akabinde garajı arayıp araç istiyor. Dondurma şoför ve araç muhafızına teslim ediliyor, 3 km uzaklıktaki evine, hanımına teslim ediliyor.

Başka bir olay:

Ankara Yenimahalle ilçesinden araç rütbeliyle çıkıyor. Esenboğa Havalimanı'nın oraya gidiliyor. Ne için? Rütbeli oradaki arsasına bakıyor. Sonra bir şaşkınlık ifadesiyle ve gülerek diyor ki: "Arsam yerinde duruyor. Bir yere gitmemiş."

Bilmeyenler için: Yenimahalle Esenboğa arası gidiş-geliş 86 km'dir.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Torpil Adaletsizliği

Önce şunu belirteyim ki yanlış anlaşılma olmasın. Askerimizin değeri, şanı, yaptıkları tartışılamaz bir gerçektir. Buradaki hikayeler ordunun kendisine iyi bir adalet ve düzen getirmesi içindir diye düşünüyorum. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki askerde olan adaletsizlik, yozlaşma, üçkağıt hayal bile edemeyeceğimiz kadar kötüdür. Bunu her askerlik yapan kişi çok iyi bilir ve bu kimsenin komplosu veya yıpratma politikası değildir.

Neyse, çok kısa ve öz bir konuya değineceğim. Ben Kıbrıslıyım. Askerliğimi de Lefkoşa, Lokmacı sınır kapısında yaptım. Hayatımda şahit olduğum en büyük haksızlıkları, adam kayırmayı, rüşveti, iftirayı, mevkisini çıkar amaçlı kullanmayı burada gördüm. Üstelik bunların hiçbiri sır değildir bunu herkes bilir.

Biz bir grup iyi eğitimli askerin gece gündüz eğitim ve nöbet ile anamızdan emdiğimiz süt burnumuzdan gelirken üstüne bir de haksızlık ve adaletsizlik... Aramızda üç-beş kişi sınırın nöbet yerlerinin şeklini şemalini bile unutmuştur; çünkü onlar bir yerlerden gelen talimatlarla her şeyden muaf. Adamın babası tanınmış işadamı diye adam nöbetten muaf olur mu ya?

Dayak Yüzünden Bir Daha Çocuk Sahibi Olamayacak

83. kısa dönem er olarak Van ili Erciş ilçesindeki 10. Piyade Tugayı'nda, Tugay Karargah Bölüğü'nde askerliğimi 8 ay olarak yaptım.

2002 Kara Kuvvetleri Denetlemesi için eğitimden atışa, spordan temizliğe, evrak kayıtlarından bölüklere, taburlara ve tugaya varan inanılmaz bir hazırlığımız vardı. Bu hazırlıklardan spor ile ilgili olan kısmında bizim bölük 3,5 km (3 km de olabilir) tam teçhizatlı olarak koşmalıydı. Saniyeler, metreler ve nerede ise atılan her adım çok ama çok önemliydi. Çünkü koşunun 15 dakika 30 saniyede bitmesi gerekiyordu. Uzun bir zaman sıkı bir hazırlık yapmıştık.

Bir gün koşuyu bir başka bölük ile beraber yaptık. Bizim gibi hazırlık yapan bu bölükteki bir arkadaş, koşu esnasında uzunluğu 10 metre bile olmayan bir mesafeyi çarpraz geçerek kısaltmak istemiş. Onunla beraber koşu yapan (veya araçla takip eden) Kurmay Albay Ş. Bey'in durumu fark etmesi üzerine bölük koşusuna devam ederken, albay tekme tokat askere girmiş. Koşu bitiminde de dayağa devam etmiş. Asker o kadar feci dayak yemişti ki yüzü gözü mosmor olmuştu. Ama daha kötüsü albay komutanımız botları ile askerin hayalarını ezmiş.

Izdırabın Bile Rütbesi Var

Çanakkale'de 331. kısa dönem olarak askerlik hizmetimi tamamladım.

Nöbette olduğum birgün sağlık astsubayı nöbetçi idi. Ben de santral nöbetçisi idim. Revirde bulunan envanter için Boğaz Komutanlığı'ndan bir envanter listesi (demirbaş listesi) istiyorlardı. Envanterlerin isimleri genelde Almanca ve İngilizce olduğu için sağlık astsubayı benden yardım istedi. Beraber revire gittik. Envanter listesini oluştururken hazır kıtadan bir asker, nöbetçi çavuşla beraber yanımıza geldi. "Komutanım dayanılmaz bir baş ağrım var" diye maruzatını bildirdi. Sağlık astsubayımız çok ilgili bir şekilde "geçer eleman bir şey olmaz" dedi. Ama çocuğun ağrısı gözlerinden belliydi, çok ızdırap çekiyordu.

Çalışmak İbadettir

2002'de Çankırı'da kısa dönem erdim. Birgün mescitte namaz kılıyorduk. Bölük komutanımız baskın yapar gibi içeriye botlarıyla(!) girdi ve "mesai saatinde namaz mı olur, gidin çalışın, çalışmak da ibadettir" diyerek bizi dışarı attı.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Türk Askeri Böyle Olamaz

Ben askerliğimi 2000-2001 yıllarında Eski Foça’da, Amfibi (şimdiki ismi Leventler) Tugayı'nda yaptım.

Keşke doğmasaydım ve o askerliği yapmasaydım. Kaç kere firara kalkıştım, ama neticede bitirdim. İnanın şu an 15 milyon dolarım olsa, askerlik yapmama karşılığında hepsini veririm bir daha gitmem. Anlatmakla bitmez ki... 1. Bölük Komutanı C.A.Ş.’ün yaptıklarını mı, 2. Bölük Komutanı İ.Ş.’nin yaptıklarını mı?

İnsanların analarına, bacılarına, eşlerine yaptıkları küfürleri mi, askerlerin hiç uğruna bir çuval dayak yediklerini mi? Askeri eşek gibi özel hizmetlerinde kullandıklarını mı, kahvaltılık peynirleri bile mutfaktan çaldıklarını mı?

Kanunsuz Emre Uymadım

1987-1988 arası Ordu-Perşembe Nato Radarı'nda uzun dönem askerlik yaptım.

Acemi birliğim Kütahya idi. Sonra İzmir Gaziemir'e kursa yolladılar. Muhabereciydim, mors alfabesi kursunu birincilikle bitirdim. 87 yılının Şubat ayında Ordu Perşembe Nato Radarı'na gönderildim. Yüksekokul terk ve iyi bir kitap okuru olmam neticesinde Perşembe Nato Radarı'nda Haber Merkezi'ne verildim.

Perşembe Nato Radarı henüz yıkılmamış SSCB'nin hava faaliyetlerini izliyor ve Nato'nun merkezinin olduğu Brüksel'e bilgi gönderiyorduk. Haber Merkezi'nde kısa sürede 10 parmak seri bir şekilde teleks yazmayı öğrenmiş, ara sıra mors haberleşmesi ile saat başı 'Çevrim'e çıkıyor, klasik mesajlar yazıyordum. Bu arada son derece kibar astsubaylarımızla gerçekten iyi ilişkiler kurmuştuk. Yaklaşık 1 yıl boyunca benim becerilerim sayesinde astsubaylarımız da çok rahat etmişti.

Ordu En Pahalısını Alır

Bundan 6 yıl önce askerlik görevimi Eskişehir'e yakın bir birlikte yaptım.

Kantin denetimi başta olma üzere hesapları incelemek için bir albay denetime gelmişti. Beni de yazıcı olarak görevlendirdiler. Denetleme için ise bir deniz albayı görevlendirilmişti. Gelmeden önce çok titiz bir hazırlık yapıldı. 12 adet siyah kurşun kalem, 12 adet kırmızı kurşun kalem, 12 adet mavi tükenmez kalem, 12 adet kırmızı tükenmez kalem, 6 adet kalem traş, 6 adet silgi, 6 adet zımba, 6 adet delgeç, 6 adet hesap makinası itinalı ve sıralı bir şekilde çalışma masasında içtimaya hazır hale getirildi. Ayrıca hemen yandaki sehpaya 3-4 çeşit çerez, bir kadeh ve bir şişe viski kondu.

Albayımız denetime başladı. Önce bana 10'a yakın excel şablonu verdi ve bunları bilgisayarda tekrar hazırlamamı istedi.(Neden fotokopi çektirmediğini hala anlamış değilim.) Hazırlamam yarım saati buldu, hepsini teslim ettim. (Bu arada onlar havadan sudan konuşuyor, albay da çerez yerken arasıra viskisini yudumluyordu.) Sayın Albay hazırladığım tüm şablonları kendi şablonların üstüne koyarak ışığa tuttu ve olmadığını, verdiğiyle yaptığımın aynı hizada olması gerektiğini söyledi, bana tekrar verdi.

Hizalamaları denk getirmek için malesef yüzlerce kağıt harcadım.

Oruçlulara Mangal Eziyeti -2

Bir başka asker bu olayı daha evvel bize yollamış, biz de Oruçlulara Mangal Eziyeti başlığıyla yayımlamıştık. Mekan aynı, olay aynı, arada bir sene var. Bir başka askerin gözüyle okuyoruz bu sefer.

2005 yılında Kars Komando Taburu’nda askerliğimi yaptım.

Askerliğim boyunca türlü türlü, şeytanın aklına bile gelmeyecek şeylerle karşılaştım çoğunu da unuttum. Fakat öyle bir anım oldu ki akla hayale gelmeyecek cinsten.Ramazan ayı içerisinde bir emir üzerine oruç tutan askerlere içtimada beklenmesi gerektiği söylendi. Biz de kesin bize istirahat verecekler yorulmayalım rahat olalım diye düşünerek gittik.

Toplanmış beklerken komutan arkasında sandalyelerle geldi, biz daha ne olduğunu anlamadan bir de masa geldi. Biz askerde bozdur bozdur harca cinsinden verilen maaşlardan mı verilecek diye düşündük.

Daha sonra bir mangal, bir tencere ve bir de içecek dolu poşet geldi. Anlam veremezken mangalın daha önceden yanmış ve közlü olduğunu gördük. "Bu da size bir nevi eğitim: Açlığa tahammül eğitimi haa, yanlış anlamayın” diyerek güldü. Aslında acınacak hallerini gizlemeye, bir yandan da etleri özenle mangala koyarak dumanında bizi boğmaya çalışıyorlardı.

Hayvan Gibi Hissediyordum Orada

Doğrusunu söyleyeyim. Ben askere isteyerek gitmedim. Çünkü orada yaşananları biliyordum ama mecburdum işte gitmeye.

Tecil için Açık Öğretim Fakültesi’ne yazıldım ama askerlik sorunu hala önümde olduğu için ne doğru düzgün bir iş bulabiliyordum ne de evlenmeye cesaret edebiliyordum. Askerlik yapmamışsanız hayatınız yarım yamalak, askerlik bir sırat köprüsü gibi önünüzde duruyor.

Ben askerliğimi Bornova da 57. Topçu Tugayı’nda yaptım. Bizim bulunduğumuz kışla tam bir mahrumiyet bölgesiydi. Yaşamayan için anlamsız gelebilir ama tuvaletlerde sabun denen malzeme yoktu. Afedersiniz ihtiyacınızı gördükten sonra eliniz boka bulaşıyor ama sadece suyla temizlemek zorundasınız, hem de saniyeler içinde, öyle uzun uzadıya uğraşamazsınız da. Kendimi hayvan gibi hissediyordum orada. Aslında anlatacak o kadar çok şey var ki...

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

10 Değil 100 Sebep Bulurum

Askerken (2003-Sivas-26002 Levazım Depo Komutanlığı 295. Kısa Dönem) gördüklerimden bir kaç örnek:

1- Bölüğe girer girmez “İntihar edenin cenaze namazı kılınmaz yazar”…
2- Bütün kantinler açık verir ve açık, erlerden toplanan para ile kapanır. Açığın sebebi; komutanın astsubayı yollayıp Marlboro aldırması, astsubayın ise parayı ödememesidir.
3- Tüm komutanlar çok iyi küfrederler ve hiç duymadığınız küfürleri askeriyede duyarsınız.
4- Kısa dönem askerlerin son aylığı ödenmez, komutanlar bu parayla viski içerler, bunu da içtimada gülerek anlatırlar.
5- Cuma namazı bölük içinde kılınabilir ama hutbe hiç değişmez ve Arapçadır.
7- Nöbetçi komutan; nöbet gecesi ya kırmızı noktalı film seyreder seyreder ya da evden getirdiği çarşafında yatar.
8- Komutanlar genelde mesela Filistin meselesinde cahildir; ama Filistinli Şeyh Ahmet’in İsrail tarafından füze ile vurulduğunu bilir ve bunun için çok sevinçli olduklarını çekinmeden söylerler.

Bir Şoför Neler Yapar

Ben Ankara’da Deniz Kuvvetleri’nde 2002-2 askerlik yapmış bir vatandaşım. Ben amiral şoförüydüm ve hiç unutmadığım bu anımı paylaşmak isterim.

Komutana yemek almak için Siteler semtine gitmiştik. Ardından tatlısını almak için şimdi hatırlamıyorum ama Oran semtinin çok ilerisinde bir yere gitmiştim, iki zıt kutup. Nereden baksanız ben 2 saat araç kullanmıştım. Hani giden yakıta mı üzülürsün yoksa komutanın keyfi hizmeti için yapılan işe mi?

Bir kere de emir astsubayı taşınıyordu bana tam 2 saat eşya taşıttırdı.

Bir ara da bir albayın şoförlüğünü yapıyordum ve komutanla bir alışveriş merkezine gittik ve çılgınlar gibi 2 saat alışveriş yaptık. Ben vatani görevimi yapıyorum ya!

Ayrıca sabahları lojmanların önünde, aynı yere gidecek bir sürü araç olurdu. Yazık değil mi herkese ayrı bir araba tahsis ediyorsunuz? Hepsine midibüs gibi birşey tahsis etsenize, milli servet değil mi bunlar?

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Genelkurmay'a Şikayet Mektubu

03.08.2001 tarihinde askeriyeye giriş yapıp 03.03.2002 tarihinde terhis oldum.

Terhis olduktan sonra aşağıdaki mektubun aynısını 9. Kolordu Komutanlığı'na, 3. Ordu Komutanlığı'na, Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na ve Genel Kurmay Başkanlığı'na gönderdim. O zaman mektubun altına "Bir Vatansever" diye yazıp imza atmamıştım. Memur olduğum için ve memuriyetimde daha yeni olduğum için işin gerçeği biraz korktum. Çünkü beni Ankara'ya çağırabilirlerdi. Kurumuma da yeni geçiş yaptığım için, kurum amirim zorda kalmasın diye düşünmüştüm. Ama sonradan çok pişman oldum. İnternetten böyle bir sitenin olduğunu görünce çok sevindim. içimde kalan ukdede bu vesile ile giderilmiş oldu. Şu anki konumum itibariyla de isim vermekten ve ünvanımı yazmaktan ise asla çekinmiyorum.

Yardımcı Doçent Dr. Bayram YURT
Iğdır Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekan Yardımcısı
Gıda Mühendisliği Bölüm Başkanı

GENEL KURMAY BAŞKANLIĞI'NA,

109. Topçu Alayı'nda askerliğim esnasında gördüğüm, askerlik ahlakıyla bağdaşmayan meseleler konusunda sizleri haberdar etmeyi bir vatan görevi olarak görmekteyim.

Alay Hizmet Birliği Komutanı Topçu Üsteğmen C.Ö. askerlere hakaret etmekten zevk alan, askerleri döven ve küfreden davranışlarda bulunmasına rağmen hiç bir asker şikayet etmeye cesaret edememiştir.

En Çok Aşağılandığım Gün

Usta birliğinin ilk günleriydi. Silah teslim alacaktık. Atışa gittik ve ilk defa gördüğüm bölük komutanından ağzım burnum kırılana kadar dayak yedim. Hayatımda bu kadar rencide edildiğim, bu kadar aşağılandığım olmamıştı. Allah onun belasını mutlaka verecektir, nefes aldığım her gün ona lanet okuyorum.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Olmayan Mayın Haritaları

Askerliğimi 2006 yılında Bingöl Tugay’da kısa dönem olarak yaptım.

Mayınlı arazilerin eski veriler ışığında yeni krokilerinin çıkarılması gerekiyordu. İnşaat Mühendisi olarak bu işi bana verdiler. Mayınlı arazilerle ilgili belki 200’den fazla kroki çizildi. Ama çizilen krokilerin hepsi masa başında uydurulan krokilerdi. Bu evraklar kolorduya gidiyordu ve resmi, geçerli evrak muamelesi görüyordu.

“Komutanım biz bunları kafamızdan çizmeyelim. Bu iş çok ciddi bir iş. Bu mayınlı bölgelerin titizlikle yeniden incelenmesi ve ona göre doğru krokilerin çıkarılması gerekir” gibisinden çıkış yaptığımda "oğlum zaman yok, bu evrakların 3 gün içinde albayın önüne çıkması gerekiyor" kabilinden bir cevap almıştım.

Özetle ordumuz mayınlı arazilerin kayıtlarını baştan savma tutuyor. Nereye ne döşediğini bilmiyor. Olan da gariban erlere oluyor. Bu hususta ordunun ivedilikle çalışma yapması gerekiyor. Askerler ölmesin lütfen.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

İç Çamaşırlarımızı Kirleterek Giyerdik

1979-1980 yıllarında acemi birliğimi Sivas'in içinde Çavuş Talimgah Bölüğü'nde yaptım. Bu talimgah, usta askerlerin acemi askerleri koyun gibi güdüp istedikleri zaman dayak atabildikleri bir yerdi. Alay içtima alanına çamur olmasın diye dökülmüş kömür tozlarını eğitim yaparken yuttuğunuz, güneş çıkınca yutulan kömürün içinizi kavurduğu bir yerdi. Burada sebepsiz yere yediğimiz dayakları anlatmaya gerek yok.

Sonra usta birliği olan Çakmaktepe diye bir yere gittik. Ruslardan kalma eski ahırlardan bozma koğuşlar... Bize göre sürgün yeri. Her yer bit kaynıyordu. Bitlerle birbirimizi kovalıyorduk. Orada bitlerin adı "kariyer" idi. Kariyer de aslında zırhlı ve üzerinde uçaksavarı olan paletli bir araç. Bitler temiz iç çamaşırına gelirlerdi. Kirli çamaşıra gelmezlerdi. Bu yüzden iç çamaşırlarımızı kirleterek giyerdik.

Hapiste yatmış, askerliğini tamamlamamış olan kişileri eğitirdik. Eğitirken başımıza gelmeyen kalmazdı. Askere alınan mahkum "ben on yıl hapiste yatmış adamım, bir on sene de senin için yatarım" deyip kasatura ile üzerimize yürürdü. Tabur komutanı sabah ve akşam içtimasına gelir, ana avrat küfürler savurur giderdi. Kendine jilet atanlar, sonra bir kenara sızanlar... Bölük komutanı kendine jilet atanların yaralarına tuz basıp basbas bağırtırdı.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

İtaat ve Korku Nasıl Devam Ettirilir

1. Zırhlı Tugay Lojman Destek Komutanlığı’nda 2004 yılındaki bir olay.

Bölüğe yeni katılmıştık. Katıldığımız bölük çok ilginçti. Çekirdek birlikti. Çalışma birliği diye geçiyor. Bölükte 3 astsubay vardı. Bölük komutanı yoktu. Bölük komutanı vekili olarak bir astsubay vardı. Her şeye o karar veriyordu. Bölük astsubaylarından biri de üstçavuştu. Aynı yaştalardı. Bir diğeri de onlardan birkaç yaş küçüktü.

Bu üç astsubay bölüğü yönetiyorlardı. Çok iyi anlaşan bir komutanlar topluluğuydu. İlginç bir bölüktü dediğim,  içtimalara tulumla çıkılıyordu. Yani herkes amele idi ve görevleri vardı. Herkes saf saf diziliyor ve normal ameleler misali kimi taş taşımaya kimi boyaya kimi inşaat işlerinin bilimum işlerine gönderiliyordu. Adeta bir esir kampı gibiydi.

İlk başlarda çok şaşırdım askerlikle ne alakası var diye. Dışardan görünen askeri birlik ama esir kampı ya da amele pazarı gibi çalışan bir birlik.

Operasyon Tazminatımızı Başçavuş Alırdı

2005 yılında ustalığımı asteğmen olarak Şırnak Seslice'de yaptım.

Dağın başındaki bu birlikte havalar çoğu zaman karlı gittiğinden ulaşım problemi olurdu; bu nedenle de çoğu zaman kantin boş kalırdı. Yemek de az çıkınca çoğu asker geceleyin karınlarının aç olduğunu bana söylerdi. Yemek yetmezdi. Ama bu şikayeti kimseye söyleyemezsin çünkü orduda hak arayamazsın, şikayetini belirtemezsin. Her şey güllük gülistanlık sanırsın. Ama her zaman tabur komutanına ayrılan bir miktar malzeme bulunurdu.

Başçavuşlardan biri olan H.T. her ay şehir merkezine gider ve maaşlarımızın operasyon tazminatı olan kısmını çekerdi. Her ay şehir merkezinde yaptığı harcamalar için masraf adı altında bizden miktarını tam hatırlayamadığım bir miktar keserdi.

Sana Tezkere Vermem

2001 yılında Muğla’da kısa dönem olarak askerliğimi yaptım.

Bulunduğumuz birlikte aynı zamanda askeri lojmanlar yapılıyor ve inşaatın başındaki asteğmen, komutandan devamlı azar ve hakaret işitiyordu. Komutan asteğmeni "sana tezkere vermem" diyerek tehdit ediyordu. Asteğmenden dinledim, geldiğinden beri 20 kilo vermiş ve asteğmen olduğuna lanet okuyordu.

Ayrıca inşaatta çoğu asker amele olarak kullanılıyordu. Tek amaç komutanın görev süresi bitmeden lojmanın bitmesi ve bunu sicilinde veya kariyerinde bir araç olarak kullanması. Ancak askerlerden aldığı beddualarla yapacağı kariyeri hiç düşünmüyordu. Ondan sonra gelen komutanımız onun yanında melek gibiydi ve bir an dedim ki işte böyle komutanlar olması gerekiyor ancak diğerlerinin kesinlikle temizlenmesi gerekiyor.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Doğu'da Asker Neden Sevilmez

73/4 tertip olarak acemi birliği Bilecik, usta birliği de Elazığ Baskil’de yaptım.

Baskil’de yaşadığım ibretlik bir olayı anlatacağım. Ben bölük komutanının postası idim. Bölük komutanımız gercekten saygıdeğer bir insandı, Üsteğmen Feridun Yürekli. Üsteğmenimiz yıllık iznini kullanmıştı. Karakol komutanımız o zaman ismine hiç yakışmayan tavır ve davranışlarda bulunan M. astsubaydı. Elazığ’da birçok vukuatı olduğunu biliyordum. Kendini beğenmiş, gururlu ve dengesiz biriydi.

Bölük komutanımızın izne çıkması ile birlikte bir gün Land Rover cibimizle 3 veya 4 arkadaşla beraber beni de yanına alıp köyleri dolaşmaya çıktı. 2 veya 3 saatlik bir gezinin ardından bir mezra kılıklı yere geldik. Hayvanların su içtiği arkın yanına arabamızı park ettik. Bütün askerlerle birlikte astsubayımız da indi. Bizim geldiğimizi görünce ev halkı toplanıp komutanın önünde sıraya girdiler. Daha sonra ev sahibi baba ile bizim komutan biraz konuştuktan sonra bizim astsubay birden eşinin çoçuklarının önünde o adamı tekme tokat dövmeye başladı.

Taşıdık, Diktik, Aç Kaldık

Sene 1994, acemi birlikte izbandut gibi askerleri ayırdılar. Tabii beni de. Ne olacak bilmiyoruz. Bilecik’te çarşıdan geçtik, tayini çıkan komutanın evini taşıdık .

Usta birlik Van. Bahçesaray Karakolu’nun telefon direklerini biz taşıdık, sonra diktik, bir de görüşme için para verdik. Daha sonra Özalp Merkez Karakolu’na gönderildik. Nöbetten gelmiştik, kahvaltı ettik, uyumaya geçtik. Geri kaldırıldık. Subay evine gittik. 5 kat ve diğer 2 kat tayini çıkan komutanların evini taşıdık. O sırada helikopter geçerken hemen bağırıp, içeri girin, dediler. Meğer helikopterle denetlemeye gelmişler .

Askerde en zoruma giden olay kar yağdığında ve sonrasında karakolda yemek sıkıntısı olmasıydı. Bayağı bir zaman öyle geçti, bir helikopter gönderip de yiyecek yollamadılar. Karakola bir ara yıldırım düştü, telsiz zarar gördü. Sabahına helikopter yenisini getirdi ve gitti.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Arkadaşlarım Yediğim Dayağa Bakamadı

Kırklareli 5.Kolordu Yüzücü Köprücü Tabur Komutanlığı’nda 2003-2004 yıllarında askerlik görevimi yapıyorum.

Asker arkadaşların haftalık çarşı izinlerini hazırlayıp tabur komutanına imzalatmakla görevliyiz. Tabur komutanımız izinde, vekaleten binbaşı rütbesindeki bir komutanımız bakıyor fakat o da taburda değil. Günlerden Cuma ve çarşı kağıtları komutanlar olmadığı için imzalanamadı. Binbaşımızın yazıcısı, kendisinin haber gönderdiğini, çarşı kağıtlarını odasına bırakmamızı, gece gelip imzalayacağı notunu iletince biz de bıraktık kendi odasına.

Netice-i kelam, ertesi sabah çarşıya çıkacak askerler sivil giyimli olarak içtima alanındalar, fakat binbaşı gece gelmediği için çarşılar imzalanmamış. Nöbetçi subaylar da bu konuyla ilgili toplantı halindeler. Toplantıdan çıkan bir astsubayımız bana, “çarşı sorununun sebebi olarak sizi konuşuyorlar, içeri girip binbaşının bıraktığı notu ve gerekli bilgiyi verip olayı aydınlatın” dedi. Ben de girip selamımı verip kısaca izah ettim. Tabur nöbetçi subayı küfrederek dışarı çıkmamı istedi. Ben de aşağıdaki içtima alanında bekleyen arkadaşlarımın yanına indim. Bizim bölüğün nöbetçi başçavuşu (Bşçvş.Ü.D) yukardaki olayın intikamını almak için aşağı geldi (neyin intikamını aldığını halen anlayabilmiş değilim). Beni 500 kişinin hazırolda beklediği tabur meydanına çağırdı, “Yukarıda neden topuklarının arasında boşluk vardı?” diye sorup ilk yumruğu attı

Üsteğmene Muhalefet

1999 Sivas.

30 Ağustos’taki tören için 20-25 gün yürüyüş provası yaptık. Üsteğmen H.K. kameraya çekip hatalarımızı görelim dedi. Herkes hatamız çok dedi. Ben, kısa süreli bir çalışmayla giderilir, dedim. 3 ay çarşıya çıkamadım.

Subay ve astsubaylar bu milletin yüzkarasıdır. Asker kaçaklarına kızardım. Şimdi vicdani retçileri çok haklı buluyorum.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Zİyaretçİ Sayısı