Bu sitenin çıkış noktası umut. Bu ülkeye barış gelecekse herkesin ama herkesin emek vermesi gerektiğine inanıyoruz. Farklı seslere kulak vermenin, paylaşmanın ve konuşmanın vicdanları dirilteceğini umuyoruz. Yaşadıklarımızı paylaştıkça beylik ezberler yerini gerçek insanların yaşadığı gerçek sorunların tartışılmasına bırakacak.

Asker olarak doğulmuyor, bizlere nasıl asker olunduğunu anlatmanızı bekliyoruz.


*Facebook'ta "Askerler Anlatıyor" sayfasına üye olabilirsiniz: Tıklayın

Korkudan Gık Bile Diyemedik

Metropollerden birinde askerlik yaptım. Astsubaylıktan gelip Kıdemli Yüzbaşı olmuş ve Karargah Bölük komutanı olmuş birini anlatmak istiyorum.

Hakikaten şu yakınlarda çıkan haberleri görüyorum da biz askerde askerlikten çok uşaklık yaptık birilerine... Bizzat yaşayıp şahit olduğum 1-2 kötü anımı da ben anlatmak istiyorum.

Bölüğümüz askerlerinden bir arkadaşım spor salonundan sorumluydu, her gün yapılan alay içtimasına eksiksiz hepimiz çıkardık. Alay Komutan Yardımcısı Yarbay X arkadaşımıza salonu kapatmamasını ve gerekirse de içtimaya dahi çıkmamasını emrediyor. Neden? Çocuğu düşündüğünden değil elbette, o saatte spora gelen rütbelilere hizmet etsin diye. Çocuk da Yarbay'ın emrine uyup içtimaya çıkmıyor. Tabi bizim bölük komutanı içtimada onu göremeyince nöbetçi çavuşu yollayıp çağırtıyor.

Sonra ne mi oluyor? Yüzlerce askerin ve onlarca rütbelinin gözü önünde "ben sana içtimaya çık demedim mi" deyip çocuğun açıklama yapmasına bile fırsat vermeden tekme tokat vurmaya başlıyor. Kavgalarda göremeyeceğiniz kadar zalimce vuruşlar... Çocuk dayanamayıp yere düşüyor; ;ama inanın Yüzbaşı o kadar kendini kaybetmiş ki yerde bile tekme atmaya devam ediyor.

Bundan sonrasında askerlerin yardımıyla yerden kaldırılıp revire götürülen arkadaşımız oradan da hastaneye gönderilerek rapor alıyor. İlk etapta şikayette bulunsa da çocuğa gözdağı verilerek olay örtbas ediliyor. Komutanı şikayet etsen de çok bir şey değişmeyecek onun için; ama senin askerliğini bitirmezler gibi laflarla şikayetini geri aldırtıyorlar.

Diğer bir olay da şu: Bir sabah bu adamın karısı gelip çocuğu dersaneden almasını ve başka bir dersaneye vermesini söyledi. O da yazıcıyı çağırıp karalama kağıdına yazdığı dilekçe örneğini verip bunu temize çekmesini emretti. Alt devrem olan yazıcı da dilekçedeki karalamadan bir kelimeyi yanlış okuyup okuduğu gibi yazıyor. (Ama inanın ne anlam bozulması var ne de anlatılmak istenende bir hata!) Sonra yazılan dilekçeyi komutanın odasına götürüp gösteriyor.

Normal insanlar hatayı fark etse bile n'apar? "Oğlum, yavrum, burasını yanlış yazmışsın" diyerek düzeltmesini ister. Ama bizimki nasıl yaptı? Ağza alınmayacak küfürlerle kendi karısının yanında yumruklamaya başladığı 20 yaşındaki gencecik delikanlıyı, başını duvarlara sürterek bizim odamıza kadar getirip odanın ortasına fırlattı. Sanki elindeki çöp poşetini atar gibi... Kapıyı kapatıp içerde de şiddet uygulamak istedi; ama kapının kapanmaması için araya koyduğumuz tahta takoz nedeniyle kapıyı kapatamadı ve biraz da bize bağırıp çağırıp odayı terk etti.

Odada sadece ben değil o zamanki bölük astsubayımız kıdemli başçavuş da vardı üstelik. Ne ben ne de başçavuş... İnanın korkudan gık bile diyemedik.

Bunlar şiddete yönelik örneklerden sadece 1-2 tanesiydi. Diğer aşağılayıcı örnekleri anlatmak için inanın ne midem müsait ne de buna zamanım yeter. Birgün onlardan da örnek vereceğim ama...

Ülkemi çok seviyorum. Ülkem için canımı seve seve veririm; ama bu insanlar için bir daha asla o askeriye denen yere girmem. Allah nasip ederse bir oğlum olacak ve yemin ederim bazı şeyler değişmeden oğlumu asla uşaklığa göndermeyeceğim.

Olması gerektiği gibi askerliğini yapacağını görmeden asla!

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Zİyaretçİ Sayısı