Bu sitenin çıkış noktası umut. Bu ülkeye barış gelecekse herkesin ama herkesin emek vermesi gerektiğine inanıyoruz. Farklı seslere kulak vermenin, paylaşmanın ve konuşmanın vicdanları dirilteceğini umuyoruz. Yaşadıklarımızı paylaştıkça beylik ezberler yerini gerçek insanların yaşadığı gerçek sorunların tartışılmasına bırakacak.

Asker olarak doğulmuyor, bizlere nasıl asker olunduğunu anlatmanızı bekliyoruz.


*Facebook'ta "Askerler Anlatıyor" sayfasına üye olabilirsiniz: Tıklayın

Uykudan Önce Milli Şuur

1994 yılında Sivas'ta askerliğimi yaptım.

Askerlik yapanlar bilir, gece eğitimleri olurdu. Gece eğitimi biter, biz mehmetçikler yatağa girip uyumayı hayal ederken o dönemde Kurtuluş Savaşı'nı anlatan diziyi izlememiz için istikamet yemekhane emri verilirdi. Biz de "pürdikkat" diziyi izler ve "milli şuurumuzu arttırırdık". Mecburi olarak izlediğimiz dizi de saat 00.00'a yakın biterdi. Nöbete gidecek arkadaşlar da kulede veya siperde gayet dinç ve uyanık olarak nöbetlerini tutarlardı.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Hırsızlıklara Göz Yumduk

Ben askerliğimi 1998’de Yalova’da yaptım. Denizciydim.

Burada ayrıntılara dalıp da kimseyi boğmak istemem. Askere gitmek için bir yıl öncesinden can atıyordum. Çok hevesliydim. İnşallah 1. devre çıkar hemen giderim, diyordum. Öyle de oldu. Gittim.

Acemi birliğinde haksız yere yenilen dayakları, tokatları, ciğeri beş para etmez, sivilde olsa iki koyunu bile güdemeyecek türde insanların hakaretlerini gördüm. Usta birliğine gidince ise askerde torpil olmaz diyenlere inat, torpilin Allah’ının askeriyede olduğunu gördüm. Babası zengin olanların nasıl bir anda komutan postası, komutan şoförü olduklarına şahit oldum. Bu milletin evlatlarının nasıl sömürüldüğünü, askeriyede nasıl bir ağalık düzeninin işlediğini gördüm. Sırf rütbeli diye bazı adamların hırsızlıklarına göz yumduk.

Üç astsubay vardı. Birisi askerin erzağını, etini satardı kasaba kilo kilo. Bütün ev ihtiyacını evci iznine gönderdiği askerden temin ederdi. Satın aldığı evin tüm boya, sıva, badana, tamirat işlerini bize yaptırdı.

Bir diğeri askeriyenin ne kadar malzemesi aleti edevatı, boyası benzini varsa atar arabasına evine taşırdı. Yatakları, battaniyeleri, hatta nevresimleri bile. Bazen düşünürdük, evde pansiyon mu işletiyor diye.

Tören Süresince Dayak Eziyeti

Bu olay, Van 6. Hudut Alay Komutanlığı'na bağlı Başkale Taburu’nda 10 Kasım 2009 tarihinde yapılan Atatürk'ün ölümünü anma töreni esnasında gerçekleşti.

Fiziksel sağlık problemleri bulunan ve daha önceden komutanın yok yere gıcık kapmış olduğu bir uzun dönem arkadaşımız, alanın ortasında tören esnasında bütün tabur askerlerinin gözü önünde komutandan ve komutana yardım (!) etmeye zorlananlar tarafından yok yere feci bir dayak yemiştir.

Saat tam 9 gibi başlayan dayak işkencesi, saygı duruşu esnasında da acı dolu inlemeler eşliğinde devam etmiş ve İstiklal Marşı bitiminde sona ermiştir. Bu hesapla toplam en az 9 dakika sürdüğünü tahmin ettiğim dayak eziyeti esnasında, tabur askerlerinin tamamı sessiz bir şekilde önce saygı duruşunda bulunmuş, İstiklal Marşı söylemiş, sonra da dağılmıştır. O dönem Başkale taburunda askerlik yapmakta olan, başta 329. Kısa Dönemler olmak üzere kime sorsanız size bu kanlı olayı detaylıca anlatabilecektir.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Konuşmasın Diye İki Gün Uyuttular

Şanlıurfa'da 20. Zırhlı Tugay'da 2. Tabur 4. Bölük 86/1 tertip olarak askerlik görevimi yaptım.

Bölüğün girişindeki yazı tahtasının altında K. Atatürk yazısı vardı. Bir asker, ama yanlışlıkla ama bilerek, k harfinin orta kısmında kısmi bir silinmeye neden olmuş. Teğmen T.Ö. bunun üzerine bütün bölüğü içtimaya çıkarttı. Tugayda 11 ile 16 saatleri arası sıcaklık 55 dereceye kadar çıktığı için eğitim yasaktı. Herkes ya gazinoda uyuyor ya da sıcaktan bir ağacın gölgesine bayılmış gibi yatıyordu. Teğmen bütün bölüğü içtima alanına toplayıp yüzümüzü yakan kızgın kere kızgın asfaltta yarım saatten fazla süründürdükten sonra olayı kimin yaptığını sorma lütfunda bulundu. Kıyamet de ondan sonra koptu zaten. Yaklaşık 15-20 asker can havliyle teğmenin üstüne yürümeye kalktılar. Üzerimizde yalnızca fanila olduğundan kollarımız sıcakta sürünmekten soyulmuştu. Sonrası mı? Her zamanki gibi yaptıkları yanlarına kar kaldı tabii ki.

Bunun dışında bir de usta askerlerden çektiğimiz vardı. Usta askerler isyan halindeydi, çok gergindiler. Sivil eşya deposunu, eşyalarımızı, yataklarımız her tarafı darmadağın etmişlerdi. Kimde ne bulurlarsa herkesin gözü önünde sopayla kırıyorlardı. Acemiler olarak ruh halimizi anlatmama gerek yok sanırım.

3. olay ise benim için en üzücüsüydü.

Sol Pe..venkler Sol!

Yıl 1998, Marmaris Aksaz. B

Bir başçavuş bizi uygun adım yürütüyor. Adımlarımızın nizami olması için de bas bas şöyle bağırıyor: "Sol pe..venkler sol! Sol eşekoğlueşekler sol!"

Babamı düşündükçe ağlayasım gelmişti.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker

Zİyaretçİ Sayısı