Sanki Kışın Gelmesinden de Biz Sorumluyduk

2005 yılı Kayseri Pınarbaşı, kısa dönem jandarma çavuş.

Ben askere giderken başıma gelecekleri üç aşağı beş yukarı bildiğim için hazırlıklıydım. Kimseyle muhatap olmuyor ve herkese, herşeye eyvallah diyordum. Beni fiziksel olarak hiçbir şey zorlamadı ama şunlar hiç aklımdan çıkmadı:

Bölüğe geldiğimizin ertesi sabahı yaşlı bir uzman çavuş bizi eşofmanlarla bir minibüse doldurdu ve askeri lojmana gittik. Devasa bir kömür yığını, çuvallar ve kürekler. “Bunları taşıyın” dedi. Sanki bu adam bizi pazardan satın almış, biz de onun kölesiyiz. “Evladım, şunları bir taşıyın” falan yok. Adam şahsi işini emrediyor, ama suratında öyle bir hal var ki sanki kışın gelmesinden de biz sorumluymuşuz gibi. Adam bize iğrenerek bakıyor.

Ben “taşıyamam, belim ağrıyor” dedim. Çok canı sıkıldı. Ah diğer çocuklardan da böyle bir tepki gelse de hepsine pata küte bir girişsem diye hayal kurduğuna eminim. Siz bakmayın kısa dönemlere bulaşılmıyor dediklerine. Başınızı eğerseniz sizin üstünüze daha fazla abanıyorlar ki aşağılık komplekslerini tatmin etsinler. Nitekim aynı adam bölüğe dönerken lojmanın çıkış kapısında ölü bir fare gördü. Ancak onu bana kaldırtırken yüzündeki zevk benim midemi fareden daha çok bulandırdı.

Aynı adama Excel'de harita yaptım sonra. “Vah ordumuzun hali” demekten de kendimi alamadım. Excel’de harita: Koyunlu, kuzulu, çitli falan. Şaka değil...

İkinci hikaye: Nizamiye nöbetindeyken içeri bir adam girmeye çalıştı. Adamla aramda geçen konuşma:
- Hoşgeldiniz. Kimi görmeye gelmiştiniz?
- Beni tanımıyor musun?
- Nereden tanıyayım seni?
- Yenisin herhalde.
- Burası askeri bir birlik. Ben elbette soracağım: Kimsin? Nesin? Necisin? Kimi görmeye geldin? Niye uzatıyorsun? Silah var mı üstünde?
- Bomba var.

Adam iyice gerilmişti. Ben de karakol nöbetçisine “arayın üstünü” dedim. “Seninle görüşeceğiz” dedi ve içeri girdi. Beş dakika sonra karakol nöbetçisi beni çağırdı, uzman çavuşlardan biri istiyormuş. “Git söyle, silahım var içeri bununla giremem” dedim. Gitti, yanında biriyle geldi, hemen tüfeğimi ona vermemi ve içeri gitmemi istedi. Baktım az önceki adam da odada. Çavuş adamın yanında beni azarlamaya çalışıyor ki adamın gönlü olsun. Meğerse bu adam oradaki maden ocaklarından en büyüğünün sahibiymiş ve bunlara kömür yardımı yaparmış. Yani 300-500 kg kömür için koskoca ordunun şerefini ayaklar altına aldılar.

İsimsiz, bize ulaşan eski asker